LightReader

Chapter 5 - S1B5: Çelik canavarların gölgesi

Öğleden sonra hava olağandışı bir biçimde ağırdı. Gökyüzü gri bulutlarla kaplanmış, rüzgâr bile yönünü unutmuş gibi siperlerin üzerinde öylece dolaşıyordu. Thomas, makineli tüfek yuvasının yanında Fritz ile birlikte sessizce nöbet değişimini bekliyordu.

Saat 16.00 civarında İngiliz hatlarından önce alçak bir uğultu geldi.

Sonra topçu ateşi başladı.

Öyle şiddetliydi ki siperlerin tahtaları çatırdadı, toprak göçtü, miğferlerin içi titredi. Thomas ve Fritz birbirlerine baktılar; ikisi de bu bombardımanın sıradan olmadığını anlamıştı.

Bombardımanın hemen ardından karşı taraftan derin bir motor sesi yükseldi.

O an geldi.

Sis aralanırken Thomas gözlerine inanamadı.

Çamurla kaplı dev bir metal kutu… Üzerinde iki tarafta makineli tüfek çıkıntıları… Zincir paletleri ağır ağır dönüyor… Gövdesi sanki toprak üzerinde kayarcasına ilerliyordu.

Fritz şaşkınlıkla bağırdı:

… Bu gerçek mi?!"

Tarih boyunca ilk kez gördükleri bu makine, görünüşüyle bile siperlerdeki Alman askerlerinin ruhunu sıkıyordu. Thomas bir anlığına nefes almayı unuttu. Makineli tüfeği doğrulttu, tetiğe bastı ama mermiler metal gövdede sekiyor, sadece kıvılcımlar çıkarıyordu.

Tank yaklaşırken makineli tüfek yuvaları içinden kurşun yağdı. İngiliz piyadeleri tankın arkasına saklanarak ilerliyordu. Siperlerin üzerinde çamur, mermi, çığlık her şey birbirine karıştı.

Tabur komutanımız seslendi:

"Geri! Arka hatta çekilin! Bu makineyi durduramayız!"

Tank siperin kenarına geldiğinde, dev gövdesi adeta toprağı yarıyor, siper duvarlarını çökertiyordu. Thomas ve Fritz kendilerini geriye atarak çamurla kaplı tünel girişine sığındılar. Üstlerinden tankın ağırlığı geçtiğinde toprak gürültüyle çöktü.

Bu an, Thomas'ın hayatında gördüğü en korkunç şeydi.

4 Ağustos'un dehşeti sonrası İngilizler büyük bir ilerleme sağlamamıştı ama tankların görüldüğü o gün, cephenin ruhunu bıçak gibi kesmişti.

Sonraki iki ay boyunca mücadele daha çok yıpratıcı ve küçük çaplı taarruzlarla geçti.

Her gece mevzilerde makineli tüfek atışları duyuluyor, gündüzleri keskin nişancılar başlarını kaldıran askerleri avlıyordu. Thomas, tankların her an gelebileceği korkusuyla uykusuz geceler geçiriyordu.

Fritz ise her sabah aynı cümleyi söylüyordu:

"Onbaşı, bugün umarım o demir kutulardan gelmez."

Ama gelmedi.

Sanki İngilizler büyük saldırı için bekliyordu.

Saldırı vakti gelmişti, 5 Ekim.

Tarihlerden 5 Ekim 1916.

Sabah saat 05.20'de, henüz güneş doğmadan İngiliz topçusu cehennem kapılarını açtı. Yere çöken sis içinde siperler titredi, patlamayan bir saniye bile olmadı. Thomas ve Fritz siper duvarına yapışmış, çamur içinde "bitmeyen kıyameti" dinliyordu.

Sonra tank motorlarının derinden gelen uğultusu duyuldu.

Bu kez bir değil, sekiz taneydiler.

İngiliz piyadeleri tankların ardından sel gibi akıyordu.

Thomas makineli tüfek yuvasına koştu, zincir sesleri yaklaştıkça tetiğe asıldı. Mermiler tankın gövdesinde sekiyor, kıvılcımlar saçıyordu ama hiçbir etkisi yoktu.

Bir İngiliz askeri hendeğin içine atladı, Thomas'ı fark edip tüfeğini kaldırdı. Thomas kendini yana atarak yakın bir kum torbasına sığınırken tam o anda bir mermi Thomas'ın miğferine isabet etti.

Metal bir çınlama, gözleri karartan bir ışık…

Thomas yere düştü.

Fritz bağırdı:

"THOMAS!"

Thomas'ın bilinci bir anlığına gitti, ama mucizeydi—mermi çelik miğferden sekmişti. Miğfer içinden metal parçaları saçılmış, alnını hafifçe kesmişti ama hayattaydı.

Fritz onu kolundan tutup sürükleyerek geri hatta çekti.

Önlerindeki siper çoktan İngilizlerin eline geçmişti.

Thomas yavaşça Fritz'e baktı ve

"Fritz… yaşıyorum…" dedi.

Fritz gülümsedi ama gözleri doluydu,

Thomas çok ucuz atlatmıştı.

More Chapters