LightReader

Chapter 7 - 7. Bölüm

Batı kanadına döndüğümde kapı arkamdan sessizce kapandı.

Bu sessizlik artık yabancı değildi. Duvarların rengi, pencerelerin darlığı, koridorların sanki hep yarım bırakılmış gibi duran hâli… Hepsi bana şunu fısıldıyordu: Burada fazla kalman beklenmiyor.

Bir yıl.

Odayı yavaşça dolaştım. Eşyalarım azdı. Kraliçeye ait hiçbir şey yoktu. Ne mücevherler, ne semboller. Sadece bir yatak, bir masa, bir ayna.

Aynanın karşısında durdum.

Boynumdaki izler solmaya başlamıştı ama tamamen geçmemişti. Parmaklarımı oraya götürdüm. Hafifçe bastırdım. Canım acıdı.

"Unutma," dedim kendime. "Bu bedenin sınırlarını unutma."

Batı kanadı özgürlük değildi. Ama zindan da değildi. Karaen beni burada tutarak hem kontrol ediyor hem de koruyordu. Bunu kabul etmek zorundaydım.

Pencereden baktığımda sarayın merkezine giden yolu görebiliyordum. Karaen'in kanadı oraya daha yakındı. Elarys'in kaldığı güney kanadı ise ışık içindeydi.

Yakın ama ayrı.

Bu, benim kaderimdi artık.

Bir yıl boyunca görünmez olacaktım.

Bir yıl boyunca Lilith yaşayacaktı.

Sonra… Lilith ölecekti.

Karaen, toplantı odasında yalnız kaldığında parşömeni yeniden eline aldı.

Mürekkep kurumuştu.

Lilith'in imzası netti. Titrek değildi. Kaçamak hiç değildi. Bu, onun için beklenmedik bir şeydi.

Yeşil gözleri kâğıdın üzerinde gezindi.

Normal şartlarda onu öldürmeliydim, diye düşündü.

Bu düşünce onu rahatsız etmedi. Ejderha kralları merhametle yönetmezdi. Dengeyle yönetirdi.

Ama Lilith'i öldürmek yeni bir Lilith getirecekti. İnsan diyarı boşluk sevmezdi. Üvey kardeşlerden biri, yeni bir bağ, yeni bir tehdit…

Bir yıl, dedi içinden. Bir yıl yeterli.

Bu sürede Elarys resmen atanacak, sarayda yeri sağlamlaşacak, halk onu tanıyacaktı. O noktadan sonra Lilith'in ölümü sadece bir haber olurdu. Bir kayıp değil.

Parşömeni masaya bıraktı.

Elarys'i düşündü.

Sessiz gücü, yaraları iyileştiren elleri, hiçbir zaman taht istemeyen bakışı…

Lilith ile Elarys arasındaki fark buydu.

Biri var olmak için yakıyordu.

Diğeri var olmak için iyileştiriyordu.

Karaen ayağa kalktı.

Bu evlilik bir tercih değil, bir gereklilikti.

Ama Elarys'i seçecekti.

Bu, onun ilk gerçek seçimi olacaktı.

Elarys, güney kanadındaki odasında pencereleri açık bırakmıştı.

Şifacı cüppesi sandalyenin üzerindeydi. Masanın üzerinde kurutulmuş bitkiler, yarım kalmış notlar vardı. Sarayda yüksek kademeli bir şifacı olacağını biliyordu ama bunun bu kadar hızlı olacağını beklememişti.

Kapı çalındığında irkildi.

— Leydim, dedi hizmetçi. Majesteleri sizi görmek istiyor.

Kalbi hızlandı.

Taş koridorlardan geçerken sarayın bakışlarını hissetti. Bu bakışlar Lilith'e ait değildi. Meraklıydı. Umut doluydu.

Toplantı odasına girdiğinde Karaen ayaktaydı.

Yeşil gözleri her zamanki gibi sakindi ama Elarys onun yüzünde alışık olmadığı bir ciddiyet gördü.

— Elarys, dedi Karaen. Sana bir teklifim var.

Elarys başını eğdi.

— Dinliyorum, majesteleri.

— Seni yüksek kademeli şifacı olarak atıyorum. Resmî olarak.

Elarys'in nefesi kesildi.

— Ve bununla birlikte… devam etti Karaen, benimle evleneceksin.

Sessizlik.

Elarys'in zihninden geçen ilk şey güç değildi. Taht değildi.

Lilith oldu.

— Kraliçe… diye fısıldadı.

— Hayatta, dedi Karaen. Ama bu evlilikle ilgili olmayacak.

Elarys başını kaldırdı. Karaen'in yüzünde yalan yoktu. Sadece sert bir gerçek vardı.

— Benden ne bekliyorsunuz? diye sordu.

— Yanımda durmanı. Halkın önünde eşim olmanı. Sarayın dengesini benimle birlikte taşımanı.

Elarys derin bir nefes aldı.

Şifacıydı. Yaraları tanırdı. Bu sarayın da yaraları vardı.

— Kabul ediyorum, dedi sonunda.

Karaen başını salladı.

Ve o anda, sarayda üç farklı kader aynı anda yazılıyordu:

Biri gölgede yaşamayı seçmişti.

Biri dengeyi korumayı.

Biri ise ışığa doğru yürüyordu.

Ama hiçbiri, bu üç yolun bir noktada yeniden kesişeceğini bilmiyordu.

Batı kanadında günler birbirine benzemeye başladı.

Sabahlar sessizdi. Daren perdeyi aralıyor, sade elbiseleri yatağın kenarına bırakıyor, hiçbir soru sormuyordu. Ben de sormuyordum. Bu kanatta kelimeler gereksizdi; fazla söylenen her şey risk demekti.

Sarayın kalbi güneyde atıyordu artık.

Bunu hissetmemek mümkün değildi.

Koridorlardan geçen ayak sesleri değişmişti. Hizmetkârlar daha hızlı yürüyor, muhafızlar daha sık yer değiştiriyordu. Fısıltılar vardı, ama bana ulaşmadan dağılıyordu. Yine de bazı kelimeler havada asılı kalıyordu.

"Evlilik…"

"Şifacı Leydi…"

"Elarys…"

Pencerenin önünde durup avluya baktım. Güney kanadının bahçeleri buradan görünmüyordu ama ışığını hissedebiliyordum. Orası hep daha canlıydı. Çiçekler daha erken açar, insanlar daha yüksek sesle konuşurdu.

Benim bulunduğum yerdeyse gölgeler uzundu.

Bu anlaşmanın bedeliydi.

Bir yıl boyunca görünmez olmak.

Ama görünmez olmak, duyarsız olmak değildi.

Karaen'i düşünmemeye çalıştım. Başaramadım. Boğazımdaki izler geçtikçe hatırası daha netleşiyordu. Onun yeşil gözlerinde gördüğüm şey sadece öfke değildi. Kontrol arzusu, evet. Ama aynı zamanda korku.

Kaybetme korkusu.

Elarys'i kaybetme korkusu.

Bu düşünce canımı acıttı. Nedenini sorgulamadım. Lilith'in kalıntıları mıydı, yoksa bu bedene sıkışmış bana ait bir şey miydi… bilmiyordum.

Kapı hafifçe tıklatıldı.

— Leydim, dedi Daren. Sarayda bugün resmî bir duyuru yapılacak.

— Biliyorum, dedim.

Evlilik duyurusu.

— Katılmam gerekiyor mu?

Daren başını eğdi.

— Hayır. Majesteleri'nin emriyle… sizin görünmemeniz daha uygun.

Uygun.

Bu kelimeyi sevmiyordum.

— Peki, dedim sadece.

Daren çıktıktan sonra aynaya baktım. Mor gözlerim bana geri baktı. Artık daha sakindi. Korku yerini dikkatli bir bekleyişe bırakmıştı.

"Bir yıl," dedim sessizce.

Bir yıl boyunca izlemek zorundaydım.

Karaen, büyük salonda durduğunda omuzlarında alışık olduğu bir ağırlık vardı. Ama bu kez farklıydı. Bu ağırlık tahtın değil, seçimin yüküydü.

Elarys birkaç adım gerisindeydi.

Sade bir elbise giymişti. Ne kraliçelere özgü bir ihtişam vardı üzerinde ne de geri planda kalacak bir siliklik. Olduğu gibiydi. Karaen'in yanında dururken bile kendi varlığını kaybetmiyordu.

Bu hoşuna gitti.

Saray ileri gelenleri toplandığında Karaen konuştu. Sesi netti. Duygudan arındırılmıştı.

— Elarys Leydi, ejderha sarayının yüksek kademeli şifacısı olarak atanmıştır. Ayrıca… ejderha diyarının çıkarları doğrultusunda benimle evlenecektir.

Salonda mırıltılar yükseldi.

Karaen'in bakışları kalabalığın üzerinden geçti. Kimseye takılmadı. Ama zihninin bir köşesinde, batı kanadının dar penceresi vardı.

Lilith.

Sözleşme.

Bir yıl.

Bu düzen işleyecekti. İşlemek zorundaydı.

Elarys, odasının kapısını kapattığında yüzündeki ifade değişti.

Koridorlarda taşıdığı yumuşak bakışlar, alçakgönüllü duruş, şifacıya özgü sakinlik… hepsi kapının öte yanında kalmıştı. Aynanın karşısında durduğunda gözleri sertleşti.

Başarmıştı.

Yıllarını köylerde geçirirken, insanların acılarını sararken, kimsenin fark etmediği bir sabırla beklemişti. Şifa vermek onun için sadece bir yoldu. İnsanlar ona güvendiğinde, kalplerini açtığında, içlerine ne kadar kolay girilebildiğini öğrenmişti.

Ve şimdi ejderha sarayındaydı.

Karaen'in yanında.

"Yüksek kademeli şifacı," diye mırıldandı. "Ne kadar masum bir unvan."

Masaya yaklaştı. Küçük şişeleri tek tek dizdi. Hepsi zararsız görünüyordu. Çoğu gerçekten de öyleydi. Ama iki tanesi… farklıydı.

Elarys onları ayırdı.

— Şifa her zaman iyilik değildir, dedi kendi kendine. Doz her şeyi değiştirir.

Lilith'in adını düşündü.

Zehir gecesini.

O kadının hâlâ hayatta olduğunu öğrendiği an kalbinde beliren öfkeyi bastırmak zorunda kalmıştı. Karaen'in kararına itiraz etmemişti. Çünkü itiraz edenler şüphe çekerdi.

O ise sabırlıydı.

Bir yıl.

Herkesin dilinde Lilith ölmüştü. Saraydan silinecekti. Ama Elarys biliyordu; gölgede kalanlar asla tamamen yok olmazdı.

Ve gölgeler… tehlikeliydi.

****

Batı kanadında bunu henüz bilmiyordum.

Evlilik duyurusunu Daren'in yüzünden anladım. O gün bana bakarken daha temkinliydi. Daha sessiz.

— Leydim, dedi, güney kanadında hazırlıklar başlamış.

Başımı salladım.

— Biliyorum.

Sesim sakin çıktı. İçimdeki dalgalanmayı göstermemeye kararlıydım.

Ama gece çöktüğünde, yalnız kaldığımda, düşüncelerim daha karanlık bir yola sapıyordu.

Elarys.

Onu tanıyordum.

Lilith olarak tanıyordum.

O bakışları, o sakinliği… Zehir kadehini uzatırken bile ellerinin titremediğini hatırlıyordum. O anı daha önce bastırmıştım. Şimdi ise zihnim yeniden önümüze koyuyordu.

"Şifacıların soyundan," demişlerdi.

Şifacılar en iyi zehirleyenlerdir.

Yatağın kenarına oturdum. Pencerenin dışındaki ay kararmış gibiydi.

— Demek sen, diye fısıldadım karanlığa. Demek sessiz kötülük.

O an anladım.

Bu sarayda en tehlikeli olanlar bağıranlar değil, iyilik rolünü en iyi oynayanlardı.

Ve Elarys… bu rolü kusursuz oynuyordu.

More Chapters