LightReader

Chapter 2 - Uyanış

2- bölüm: Uyanış

Kara deliğin içinde süzülüyorum sanki... Bedenim ne soğuk ne sıcak, beyaz bir ışığın beni takip ettiğini hissediyorum. Sanki yıllarca bu boşluğun içinde süzülüyor gibiyim...

Aniden beyaz ışık küçük bedenimi sardı. Çıplak sırtımın yüzeyi, bu anlık ışıkla hareretli bir şekilde parladı.

Sanki içimdeki tüm acıyı, kederi, özlemi, üzüntüyü dışa vuruyor Muş gibi hepsini vücudumdan süpürdü.

Kara deliğin içinde süzülürcesine, yanağımdan sıcak bir kaç yaşın kaçtığını hissedebiliyordum.

– "Iris... Iris!.."

Bir kadının narin ses tonu... boğuk bir şekilde duyuldu. Bulanık ve uzak, bana tamamiyle yabancı gelen bir ses. ses tonu, bu huzurlu sessizliği Kara delikte kayıp etti. Öfkeli miydim? Bilemiyorum.

...

"Hah... Hah!.."

Lir'in göğsü sanki boğuluyormuşçasına hızla inip kalkıyordu. Gözlerini açtığında gördüğü ilk şey, asfaltın siyahlığı değil, eski ve budaklı ahşap kalaslardan oluşmuş bir tavandı. Burnuna dolan koku kan veya egzoz değil; rutubet, yanmış odun ve hafif bir ilaç kokusuydu. Tüm vücudu titriyor, her yeri ter içinde idi.

Bakışlarını aşağı indirdiğinde, küçük ve yumuşak elinin başka bir narin el tarafından sıkıca tutulduğunu fark etti. Görüşü yavaşça netleştiğinde karşısında duran kadının yüzünü gördü. Kadın bitkin görünüyordu, göz altları hafif morarmıştı ama bakışlarında derin bir rahatlama vardı.

"Tatlım, iyi misin?.. Tanrıya şükür uyanmışsın!"

Kadın konuşurken gözyaşları yanaklarından süzüldü ve Lir'in elini daha sıkı kavradı. Lir, kadının bu aşırı duygusal tepkisi karşısında donup kaldı. Zihni hızla çalışıyordu; o kazadan sağ çıkması tıbben imkansızdı. "Neredeyim ben? Bu kadın kim?" diye düşündü. Çevresine bakındığında taş bir şömine, tahta bir masa ve pencereden sızan loş ışığı gördü. Burası öldüğü yere hiç benzemiyordu.

Lir, kadının yüzüne bakıp zorlukla konuştu:

"Sen... Kimsin?.."

Kadın, bu soru karşısında duraksadı. Yüzündeki gülümseme yerini bir şaşkınlığa bıraktı ve hafifçe doğrularak sesini yükseltti:

"Ne demek istiyorsun, beni hatırlamıyor musun?!"

Lir, bakışlarını kadından kaçırıp üzerine örtülmüş olan kaba dokulu battaniyeye çevirdi. Titreyen parmaklarıyla battaniyenin kumaşını hissetti. "Hayır... Ben, ölmedim mi?" diye fısıldadı kendi kendine.

– "Ne oluyor burada?"

Lir'in sesi bu sefer daha sert ve sorgulayıcı çıktı. Kadın, kızının bu yabancılaşmış tavrı karşısında sarsıldı, eli Lir'in alnına gitti.

"Iris, benim... Annenim, Elara. Ateşin çok yüksekti, günlerdir sayıklıyordun. Oysa doktor çok endişelenmemiz gereken birşey olduğunu söylemişti..."

Lir, "Elara" ismini duyduğunda zihninde hiçbir anı canlanmadı. Tek bildiği, bir araba kazasında öldüğü ve şimdi bu köhne evde, yabancı bir kadının eski ahşap evinde olduğu idi.

Lir'in elleri titredi. "Iris mi?.. Ne saçmalıyor bu kadın?" diye düşündü. Vücudunu saran soğuk bir his onu kaptı. Bir anlığına iki elini alnına götürdü; avuç içlerine değen teni çok yumuşaktı, parmakları ise olması gerekenden çok daha küçüktü. Korku içinde battaniyenin üzerine baktı.

"Hangimiz delirmiş? O mu, ben mi?" diye geçirdi içinden. Kalbi, bu küçük göğüs kafesine sığmayacak kadar hızlı çarpıyordu. Battaniyeye elini götürüp kaba kumaşı iki eliyle de sıktı. Eklemleri bembeyaz olana kadar kumaşı çekiştirdi.

Dudaklarından küçük bir mırıltı çıktı:

"Sikeyim..."

Sesi kendi kulağına bile yabancı, cılız ve çocuksu geliyordu. Yanında duran ve ona şefkatle bakan kadına tekrar baktı. Kadının yüzündeki o samimi acı, Lir'in içindeki yabancılaşma hissini daha da büyüttü. Elara, Lir'in bu tepkisiz haline dayanamayıp ona doğru eğildi ve sordu:

– "Böyle bir şey olmamalıydı. Eminim ki gün geçince anılarını tekrar kazıyacaksın."

Elara, aniden Iris'e yumuşak bir şekilde sarıldı. Lir, sanki bu özlemi ve şefkati hayatı boyunca hiç tatmamış gibi şaşkın bir ifadeyle kalakaldı; gözleri odanın köşesindeki karanlık boşluğa çakılıp kaldı. Kadının sıcaklığı küçük vücuduna yayıldıkça Lir'in içindeki o savunma mekanizması tetiklendi. Kaşlarını hafifçe çatıp yüzünü buruşturdu; bu temas ona fazla yabancı, fazla gerçek gelmişti.

Bir anlık refleksle önündeki kadını sertçe itti ve sarsılan yataktan seri bir şekilde çıktı. Elara'nın ağzından küçük, şaşkın bir inilti yükseldi. Iris, arkasına bile bakmadan kapıya yöneldi.

– "Iris!"

– "Bekle!!"

Elara'nın feryatlarını duymazdan gelerek kapı koluna asıldı ve dışarıya adımını attı.

Dışarı çıktığında, Lir'in zihni gördüğü görüntü karşısında tamamen sarsıldı. Burası bir pazar yerini andırıyordu ama binalar eski, çarpık ve tamamen yabancı bir mimariye sahipti. Etrafta garip kılıklı, solgun yüzlü insanlar ağır adımlarla yürüyordu. Iris daha da ürperdi; bu yerin havası bile farklı kokuyordu. İnsanların saç renkleri doğadaki standart renklerin dışındaydı; yüz yapıları, bakışları normalden daha garipti.

Lir, arkasından Elara'nın yaklaştığını hissedince korkuyla ileriye doğru atıldı. Küçük, zayıf bacaklarıyla kalabalığın arasına daldı; koştu ve koştu. Köşeyi dönerken aniden çok kilolu bir adama çarptı ve dengesini kaybederek sertçe yere yığıldı.

"Çocuk, yoluna baksana be!" diye gürledi adam, sesini yükselterek. Adamın elinde, içi elmalarla dolu ağır bir ahşap kutu vardı ve sarsıntıyla birkaçı yere düşmüştü.

Lir hemen ayağa kalktı fakat boğuluyor gibiydi. Göğüs kafesi bu tempoyu kaldıramayacak kadar küçüktü; kalbi bir kuş gibi hızlıca çarpmaya başladı. Nefes nefese kaldı, akciğerlerine giren hava keskin ve yetersizdi. Gözleri bulanık görmeye başladı, etraftaki figürler birbirine karışıyordu.

"Siktir..." diye fısıldadı duvara tutunarak. "Rüyanın içinde olmuş olsaydım bu denli her şeyi hissetmiyor olurdum! Vücudum çok güçsüz..."

Bacaklarındaki tüm güç çekildi ve aniden yanında duran evin nemli duvarına yığıldı. Nefes nefese kalmışken, Elara'nın sesi kulağına gittikçe yakınlaşıyordu. "Iris! Iris!.." ismi defalarca tekrarlandı.

Iris, kadının yaklaştığını anladığı sırada görüşü tamamen kararmaya başladı. Aldığı ağır nefesler artık yetmiyordu.

"...Garip hissediyorum," diyerek mırıldandı. Elara tam ona ulaşıp kollarını uzattığında, Lir'in bilinci bir kez daha kapandı ve küçük bedeni yığılıp kaldı.

More Chapters