LightReader

Chapter 5 - Bölüm 5

Mihrez, Naya'yı sessizce yatak odasına getirdi.
Genç kız hâlâ yarı baygındı; nefesi düzensiz, bedeni ateş gibi sıcaktı. Onu kendi yatağına yatırdı. Siyah ipek çarşaflar Naya'nın etrafında kapanırken, Mihrez bir an durdu. Elini alnına koydu. Mühür hâlâ sıcaktı.

Zihninde bir ses yankılandı.

Sonya.

— Efendim... acil durum var.

Mihrez'in bakışları sertleşti.

— Geliyorum, diye karşılık verdi zihinsel yoldan.

Eğildi. Naya'nın alnına kısa, istemsiz bir öpücük kondurdu.
Bu bir veda değildi.
Ama huzur da değildi.

Kapıyı ardında kapatarak odadan çıktı.

Büyük salonun kapıları açıldığında hava değişmişti.
Hizmetkârlar sessizdi. Gözlerini kaçırıyorlardı. Saray nefesini tutmuş gibiydi.

Sonya, sütunların arasında onu bekliyordu. Diz çöktü.

"Efendim..."

Mihrez birkaç adım attı.
"Konuş," dedi soğukça. "Bu acil durum ne?"

Sonya başını kaldırmadan devam etti:
"Konsey... sizin bir insana mühürlendiğinizi ve onu Cinler Âlemi'ne getirdiğinizi öğrenmiş."

Salon bir anlığına titreşti.

"Nasıl?" dedi Mihrez.
Sesi sakindi ama bu, fırtınadan önceki sessizlikti.

"Çok öfkeliler, efendim," diye fısıldadı Sonya.
"Kadim yasaların çiğnendiğini düşünüyorlar. Mührün insan kanıyla bağlanmasını... kabul etmiyorlar."

Mihrez'in gözleri karardı.

"Bu imkânsız," dedi dişlerinin arasından.
"Saraydan bu bilgi çıkamaz."

Bir adım attı. Taş zemin çatladı.

"Demek ki," dedi yavaşça,
"Sarayda bir casus var."

Sonya irkildi.

"Bulunsun," diye devam etti Mihrez.
"Kim olursa olsun. Konseyden, hizmetkârlardan, gölgelerden...
 Hepsi didik didik edilecek."

Yürümeye başladı. Pelerini ardında sürüklendi.

İçinden geçen düşünce ise daha karanlıktı:

Umarım... kadim eş değildir.

Ama kalbinin derininde, bir yerlerde,
bu ihtimal çoktan kök salmıştı.

Ve saray, yaklaşan fırtınayı hissetmeye başlamıştı.

Haber sarayda yayıldığında, sessizlik uzun sürmedi.

Mühür...
Bir insana bağlanmıştı.

Bu kelime, cinler âleminde bir lanet gibi yankılandı.
Fısıltılar kısa sürede öfkeye dönüştü. Sarayın alt katlarında suretler dalgalandı, gölgeler kontrolsüzce uzadı. Halk ayaklanıyordu.

Mihrez büyük salonun ortasında durduğunda, isyan çoktan başlamıştı.

"Yeter."

Tek bir kelimeydi.
Ama yer sarsıldı.

Bakışlarını kalabalığın üzerinde gezdirdi. Gözleri kızıl bir parıltıyla yandı.

"Bu mühür lanet değildir," dedi sert bir sesle.
"Benim irademdir."

Homurdanmalar yükseldi.

Bir adım daha attı.

"Ve şunu iyi dinleyin," diye devam etti.
"Bu sarayda, bundan sonra yalnızca insan suretiyle dolaşacaksınız."

Bir anlık sessizlik çöktü.

"Kimliğini kaybeden, kendini kaybeder," dedi.
"İsyan eden... yok olur."

Gölgeler geri çekildi. Suretler bastırıldı.
İsyan kan dökülmeden sona erdi ama sarayın havası değişmişti.

Mihrez biliyordu:
Bu sadece başlangıçtı.

Kadim eş, bu sırada Naya'nın padişahın yatak odasında olduğu gerçeğini kabullenemiyordu.
Ama henüz olay çıkarmak istemiyordu.

Konseyin bu haberi duymuş olması, onu ikiye bölmüştü.

Bir yanı sevinçle doluydu.
Diğer yanı ise saraydaki casusun kim olduğunu merak ediyordu.

Tam o anda zihninde bir ses yankılandı.

Sakin...
Talepkâr...
İçini titreten bir ses.

— Kadim eşim... çalışma odamda seni bekliyorum.

Kalbi hızlandı.

Beni çağırdı...

Gereksiz bir umut göğsüne doldu. Hızla hazırlandı, süslendi. Onu bir insan için ikinci plana atmış olmasını düşünmemeye çalıştı.

Koridorda ilerlerken padişahın yatak odalarının önünden geçti.

Bir an duraksadı.

Şimdi... uyurken öldürsem mi?

Eli istemsizce kapı koluna değdi.

Bir çığlık attı.

Elini hızla çekti. Avuç içi yanıyordu. Derisi kızarmıştı ama yanık, gözlerinin önünde hızla iyileşmeye başladı.

Avucuna bakarken dişlerini sıktı.

"Koruma büyüsü yapmış..." diye fısıldadı.
"Lanetli pislik."

Öfkesini bastırıp yoluna devam etti.

Çalışma odasının kapısına geldi. Kapıyı çaldı. İçeriden sert bir ses yükseldi:
"Gir."

Yavaşça içeri süzüldü.

"Beni çağırdınız, efendim," dedi başını eğerek. "Hoş geldin, kadim eşim."

Kadın hafifçe gülümsedi ve Mihrez'in gözlerinin içine baktı. Mihrez ise onun kıyafetlerini süzdü.
 Onun için süslenmişti. Bunu anlamak zor değildi.

Bu fırsatı kullandı.

Yerinden yavaşça kalktı. Göz temasını hiç kaçırmadan ona doğru yürüdü.

Kadının kalbi yerinden çıkacak gibiydi.
Çünkü cinler, göz temasını uzun tutarsa... zihne girebilirlerdi.

Mihrez elini kadının beline koyup onu kendine çekti.

Kadim eş güzeldi.
Cinler âleminin en güzellerinden biri.

Mihrez onu seçtiğinde herkes kıskanmıştı.
Ama onu... mührünü paylaşacak kadar değerli görmemişti.

Kadim eş, büyülenmiş gibi gözlerinin içine bakıyordu.

Ama Mihrez aradığı cevabı orada bulamadı.

İçi rahatladı.

Kadın titrek bir sesle fısıldadı:
"Mihrez... lütfen beni gönderme. Yanında kalayım." Mihrez elini yanağına koydu. Alnından hafifçe öptü.

"Çok yorgunum," dedi sakince.
"Başka zaman... tamam mı?"

Kadim eş başını eğdi.
Anlayışlı görünüyordu.

Ama içindeki fırtına henüz başlamamıştı.

Sessizce odadan çıktı.

Mihrez, odanın ortasında durdu. Saray nefesini tutmuş gibiydi.

Gözlerini kapattı.

Zihnini açtığında sesi, sarayın her köşesine yayıldı.
Sessiz ama emrediciydi.

"Sonya."

Anında cevap geldi.
— Efendim.

"Konseyi topla.
Acil toplantı.
Şimdi."

Bir anlık duraksama...
Sonra zihinsel fısıltı yeniden yankılandı.
— Emredersiniz, Padişahım.

Mihrez gözlerini açtı. Çenesini sıktı.
Bu toplantının sakin geçmeyeceğini biliyordu.

Konsey salonunun kapıları ağır bir gürültüyle açıldı.

Kadim taşlar, Mihrez'in adımlarıyla titreşti.
Salon genişti; tavanı görünmeyecek kadar yüksekti.
 Gölgeler sütunların etrafında kıpırdıyor, fısıltılar henüz söylenmemiş suçlamalar gibi havada asılı duruyordu.

Mihrez içeri girdiğinde konuşmalar kesildi.

Ve o an—

Gözleri, salonun sağ tarafında duran siluete takıldı.

Kadim eşi.

Bir anlığına adımları yavaşladı.
Bakışları sertleşti ama yüzüne hiçbir şey yansımadı.

Burada ne işi var...?

Kadim eşi başını hafifçe eğdi.
Ne suçlayıcıydı ne masum.
Sadece... oradaydı.

Bu, Mihrez'i rahatsız etti.

Konseyden biri açıklar:

"Kadim eşiniz de burada.
Bilgisi olduğu düşünülenler sorgulanıyor."

Konsey üyeleri yerlerine oturduğunda yaşlı olanı söze girdi.
Sesi, taş kadar soğuktu.

— "Padişah Mihrez El-Ahmer," dedi.
— "Cinler âlemi adına konuşuyoruz."

Mihrez, taht benzeri kürsünün önünde durdu.
— "Konuşun."

Başka bir üye öne eğildi.
— "Bir insana mühürlendiğiniz..."
— "Onu bu âleme getirdiğiniz..."
— "Ve yasaları hiçe saydığınız..."

Salon uğultuyla doldu.

Mihrez'in sesi uğultunun üstüne çıktı.
Keskin. Net. — "Yeter."

Gölgeler sustu.

Konsey salonundaki hava ağırlaştı.
Suçlama ima edilmişti artık; açıkça söylenmese bile herkes aynı kelimenin etrafında dönüyordu: mühür.

Mihrez yavaşça ayağa kalktı.

Taş zeminde yankılanan adımıyla Konsey'e doğru bir adım attı. Gözleri karanlıktı; öfkeden değil, kararlılıktan.

"— Yanılıyorsunuz," dedi.

Sesini yükseltmedi.
Ama salonun büyüleri titreşti.

"— Ben o mührü kontrol etmiyorum."

Konsey üyeleri arasında huzursuz bir dalga yayıldı. Bu, beklemedikleri bir cevaptı. Yaşlı üye kaşlarını çattı.
"— Mühür padişahın iradesiyle işler."

Mihrez'in dudaklarında kısa, sert bir gülümseme belirdi.

"— Hayır," dedi.
"— Mühür kanla işler."

Bir adım daha attı.

"— Benim kanımla."
"— Onun kanıyla."

Sesi keskinleşti.

"— O bağ, emirle kurulmadı.
Büyüyle zorlanmadı.
Kararla verilmedi."

Konsey'e tek tek baktı.

"— Kanlarımız karar verdi."

Salon buz kesti.

"— Ve bu," diye devam etti Mihrez,
"— hiç kimseyi ilgilendirmez."

Bir Konsey üyesi itiraz etmeye yeltendi ama Mihrez'in sesi onun üstüne bindi:

"— Cinler âleminin dengesi," dedi,
"— benim sorumluluğumdur."

"— Halkın huzuru,"
"— benim sorumluluğumdur."

"— Ama benim mührüm," diye bitirdi,
"— sizin meseleniz değildir."

Kadim eşi başını hafifçe kaldırdı.
İlk kez Mihrez'e baktı.

Onun sesinde tereddüt yoktu.
Savunma yoktu.
Sadece hüküm vardı.

Mihrez son sözünü söyledi:

"— Bu konuyu burada kapatıyorum.

Sessizlik çöktü.

Bu, bir tartışmanın sonu değil...
bir savaşın ilanıydı.

Konsey salonunun kapıları ağır bir sesle kapandığında koridorun sessizliği daha da belirginleşti.
 Duvarlardaki kadim semboller sönük bir ışıkla titreşiyordu.

Mihrez yürüyordu.
Kadim eşi bir adım gerisindeydi.

Sessizliği bu kez kadın bozdu.

"Konsey seni köşeye sıkıştırmaya çalıştı," dedi sakin ama keskin bir tonla.
"Buna izin vermemen doğruydu."

Mihrez durmadı.

"Konsey," dedi soğukça,
"her zaman bir şeyler denemeye çalışır."

Kadim eş adımlarını hızlandırdı, yanına geldi.

"Bu mühür meselesi," dedi,
"sarayda huzursuzluk yaratıyor."

İşte o an...

Mihrez'in dikkati sözlerden değil,
koridorun sonundaki gölgeden çekildi.

Bir sütunun ardında duran biri.

Hizmetkâr kıyafetli.
Baş eğik.
Ama... fazla sakin.

Mihrez konuşmaya devam ediyormuş gibi yaptı.

"Bu saray," dedi kadim eşe,
"çok şey gördü."

Ama bakışları artık kadında değildi.

Gölgedeki figür, Mihrez'in gözleriyle buluşmaktan bilinçli olarak kaçındı.
Bu önemliydi. Çünkü suçlular kaçardı.
Ama casuslar saklanırdı.

Kadim eş fark etti.

"Bir şey mi oldu?" diye sordu.

Mihrez durdu.
Kadim eş de durdu.

Bakışları bir anlığına tekrar sütuna kaydı.

Figür başını biraz daha eğdi.
Ve tam o sırada...

Mihrez hissetti.

Büyü değil.
Sezgi değil.

Bilgi.

Bu kişi...
Bu konuşmanın burada geçeceğini biliyordu.

Mihrez tekrar kadim eşe döndü.
Yüzünde hiçbir şey yoktu.

"Hayır," dedi.
"Henüz değil."

Kadim eş bu cevabı anlamadı.
Ama soruyu da tekrarlamadı.

Mihrez yürümeye devam etti.

Sütunun yanından geçerken,
figür istemsizce geri çekildi.

Çok küçük bir hareketti.
Ama yeterliydi.

Mihrez'in zihninde tek bir cümle yankılandı:

Konsey biliyordu.
Ve biri... buraya haber vermişti.

Koridorun sonunda Mihrez durdu.

"Bu konuşma burada bitti," dedi kadim eşe.
"Sonra devam ederiz."

Kadim eş başını eğdi.
Ama Mihrez artık onu izlemiyordu.

Gözleri hâlâ...
o sütunun durduğu yerdeydi.

Casus henüz yakalanmamıştı.

Ama ilk kez görülmüştü.

Konsey salonunun ağır kapıları kapanırken koridorlara soğuk bir sessizlik çöktü.
Sütunlar gölgeleri uzatıyor, fısıltılar taş duvarlara çarpıp kayboluyordu.

"Buradan sonrası bana ait," dedi kısa ve kesin bir sesle. Kadim eş başını eğdi.
İtiraz etmedi.

Mihrez yürüdü...
ve bir adım sonra gölgelerin içine karıştı.

Mihrez artık görünmezdi.

Koridor neredeyse boştu.
Konsey dağılıyordu.

Kadim eş adımlarını yavaşlattı.
Zehvar bunu fark ettiğinde çoktan yanındaydı. Göz göze geldiler.

Kadim eş ilk konuşandı.

"Konsey söylentiyi resmileştirdi," dedi soğukkanlılıkla.
"İnsan mühür artık sır değil." Zehvar başını hafifçe eğdi.
"Beklediğimizden erken," dedi.
"Ama hâlâ kontrol edilebilir." Kadim eş durdu.
Yüzünü ona döndü.

"Kontrol istemiyorum," dedi sertçe.
"Sonuç istiyorum."

Zehvar kaşlarını çattı.
"Padişah hâlâ güçlü. Onu doğrudan—"

"—Devrilmeyecek," diye kesti sözünü kadim eş.
"Bunu biliyorum."

Bir adım yaklaştı.

"Bu yüzden onu değil," dedi fısıltıyla,
"mührü hedef alıyoruz."

Zehvar'ın gözleri parladı.
Artık saklama gereği yoktu.

"İnsan ritüeli," dedi.
"Esma'nın borcuyla açılan geçit.
Sarayın koruyucu ağlarına sızar.
Mührü bozmaz... ama kirletir."

Kadim eşin dudakları ince bir gülümsemeyle kıvrıldı.

"Kirli bir mühür," dedi,
"tahta yakışmaz."

Zehvar devam etti:

"Konsey bunu fark ettiğinde," dedi,
"bu bir söylenti değil, delil olur.
İnsan kanı karışmış bir mühür..." Kadim eş başını salladı.

"Ve Mihrez," dedi,
"kendi kanıyla aldığı kararı savunamaz."

Bir an durdu.
Sonra netçe ekledi:

"Taht düşerse...
beni kimse suçlayamaz."

Zehvar derin bir nefes aldı.

"Ritüeli bu gece başlatırım," dedi.
"Naya uyanmadan önce."

Kadim eşin bakışları sertleşti.

"Uyanmasına gerek yok," dedi.
"Uyurken bile mühür nefes alır."

Bir sessizlik oldu.

Sonra kadim eş son darbeyi vurdu:

"Yakalanmayacaksın," dedi.
"Çünkü herkes seni sadece konseyin adamı sanıyor."

Zehvar başını eğdi.

"Emredersiniz."

Arkasını dönüp yürüdü.

Ve tam o anda—

Koridorun bir sütununun ardında,
Mihrez her kelimeyi duymuştu.

Yüzünde hiçbir ifade yoktu.

Sadece tek bir düşünce vardı:

Demek amaç taht değil.
Amaç beni hüküm giydirmek.

Ve Zehvar birkaç adım sonra
görünmez eller tarafından tutuldu.

Zindan sessizdi.
Ama bu sessizlik huzur değil, bekleyişti.

Zehvar zincirlenmişti.
Ayakları yerden hafifçe kesilmiş, kolları arkadan gerilmişti.
Etrafında koruyucu rünler parlıyordu; kaçmak değil, düşünmek bile yasaktı.

Kapı ağır ağır açıldı.

Sonya içeri girdi.

Adımları sakin, yüzü ifadesizdi.
Elinde hiçbir silah yoktu.

Bu, Zehvar'ı daha çok korkuttu.

"Padişah burada mı?" diye sordu Zehvar, sesini kontrol etmeye çalışarak.

Sonya durdu.
Başını hafifçe yana eğdi.

"Henüz," dedi.
"Şanslısın."

Zehvar yutkundu.

Sonya yaklaştı.
Zincirlerin önünde durdu.

"Adını söyle," dedi.

"Zehvar."

"Yalan söyleme," dedi Sonya sakince.
"Gerçek adını istiyorum."

Zehvar'ın yüzü gerildi.
Damarları belirginleşti.

"Zehvar... bana verilen isim."

Sonya başını salladı.
Bir adım geri çekildi.

Ve zihnini açtı.

Zehvar bir anda nefessiz kaldı.
Gözleri büyüdü.

"Esma," dedi Sonya.
"Gençliğinde ödediği bedel.
İnsan kanı.
Yasak bir bağ."

Zehvar çığlık atmadı.
Ama omuzları çöktü.

"Devam edeyim mi?" diye sordu Sonya.

Sessizlik.

"Konsey için çalışıyorsun," dedi Sonya.
"Bu yeni değil." Zehvar alaycı bir nefes verdi.
"Bunu zaten biliyorsunuz." Sonya gülümsedi.
Soğuk bir gülümseme.

"Evet," dedi.
"Ama bu sefer kimin için yaptığını bilmiyorsun sandın." Zehvar'ın gözleri kaçtı.

Sonya bunu fark etti.

"Bugün," dedi yavaşça,
"bir emir aldın."

Zehvar sustu.

"Emir veren," diye devam etti Sonya,
"tahtın çok yakınında."

Zehvar başını kaldırdı.
İlk kez panik vardı yüzünde.

"Adını sormuyorum," dedi Sonya.
"Buna gerek yok."

Zehvar dişlerini sıktı.

"Benden... bir ritüel istendi," dedi sonunda.
"Sarayın ağlarına sızacak.
Mührü öldürmeyecek...
ama kirletecek."

Sonya gözlerini kısmadı.
Sesini yükseltmedi.

"Ne karşılığında?" diye sordu.

Zehvar güldü.
Kırık bir gülüştü.

"Taht düşerse," dedi,
"bazıları yeniden yükselecek."

Sonya geri çekildi.
Kapıya doğru yürüdü.

Tam çıkarken durdu.

"Son bir şey," dedi.
"Bu emir... sevgiyle verilmedi."

Zehvar başını eğdi.

"Hayır," dedi fısıltıyla.
"Öfkeyle."

Kapı kapandı.

Zehvar karanlıkta kaldı.

Ve ilk kez şunu anladı:

Bu oyunda piyon değildi.
Kurban seçilmişti.

Zindan kapıları hiçbir zaman kendiliğinden açılmazdı.

Ama bu kez
kapılar bekliyordu.

Mihrez karanlık merdivenlerin başında durdu.
Yukarıda saray hâlâ ayaktaydı; fısıltılar, korkular, ihanetler...
Ama aşağıda
yalnızca gerçek vardı.

Bir adım attı.

Taş basamaklar onun ağırlığını hissetti.
Her adımda rünler titredi, zincirler inledi.
Zindan, kimin geldiğini anlamıştı.

Sonya bir adım gerideydi.
Başını eğmişti.

"Konuşuyor," dedi.
"Parça parça."

Mihrez cevap vermedi.

Zehvar'ın tutulduğu hücrenin önünde durdu.
Koruyucu büyüler aktifti.
Ama Mihrez elini kaldırdığında
 büyüler sessizce geri çekildi.

Zehvar başını kaldırdı.

Ve onu gördü.

Dizlerinin bağı çözüldü.
Zincirler olmasa yere düşerdi.

"Efendim..." dedi kısık bir sesle.
"Ben—"

Mihrez içeri girdi.

Kapı kapandı.

Zindanda artık
sadece üç şey vardı:
karanlık, zincirler ve Mihrez.

"Konuşmana gerek yok," dedi Mihrez sakin bir tonla.
"Zaten konuştun."

Zehvar titredi.

"Konsey için çalıştığını biliyordum," diye devam etti Mihrez.
"Esma'yla olan bağını da."

Bir adım daha yaklaştı.

"Ama beni ilgilendiren," dedi,
"neden sarayın içini kirlettiğin."

Zehvar başını salladı.
"Ben sadece emir aldım—"

Mihrez elini kaldırdı.

Zehvar'ın sesi boğazında kilitlendi.
Gözleri büyüdü.
Nefes alamıyordu.

"Yanlış cevap," dedi Mihrez sakince.

Elini indirdiğinde Zehvar yere yığıldı.
Hırıltıyla nefes aldı.

"Şimdi tekrar soruyorum," dedi Mihrez.
"Bu fikri sana kim verdi?"

Sessizlik.

Mihrez eğildi.
Zehvar'la göz hizasına geldi.

"Adını söylemeni istemiyorum," dedi.
"Bunu zaten biliyorum."

Zehvar'ın gözlerinden yaş aktı.

"Amacı söyle," dedi Mihrez.
"Ne kazanacaktı?"

Zehvar dudaklarını titreterek konuştu:

"Mührü kirletmek...
Konseyin sizi suçlaması...
Tahtın yalnız kalması..."

Mihrez doğruldu.

Yüzünde öfke yoktu.
Bu daha tehlikeliydi.

"Demek beni devirmek değil," dedi.
"Beni yalnız bırakmak."

Zehvar hıçkırdı.

"Ben piyonum," dedi.
"Lütfen—"

Mihrez arkasını döndü.

"Hayır," dedi soğukça.
"Sen kanıttın."

Kapıya yürüdü.
Ama çıkmadan önce durdu.

"Bir süre daha yaşayacaksın," dedi.
"Çünkü senin söyleyeceklerin...
bazı maskeleri düşürecek." Kapı açıldı.

Mihrez dışarı çıktı.

Sonya başını eğdi.

"Zehvar," dedi Mihrez yürürken,
"yaşadığına pişman olacak."

Ve merdivenlere yöneldi.

Yukarıda saray hâlâ nefes alıyordu.
Ama artık Mihrez şunu biliyordu:

Düşman yanı başındaydı.
Ve çok yakında hata yapacaktı.

Mihrez zindandan çıktığında kimseye bakmadı.
Koridorlar yol verir gibi açıldı önünde. Taht odasına girdiğinde kapılar kendiliğinden kapandı.
Sessizlik çöktü.

Tahta oturmadı.

Pencerenin önünde durdu.
Cinler âlemi aşağıda kıpırdıyordu; huzursuz, tedirgin. "Yalnız bırakmak..." diye mırıldandı.

Zehvar'ın sözleri zihninde yankılandı.
Bu bir isyan değildi.
Bu bir yalnızlaştırma planıydı. Konsey karşısında.
Saray içinde.
Ve mühür...

Elini göğsüne koydu.
Mührün olduğu yerde bir titreşim vardı.

"Henüz uyanmadın," dedi fısıltıyla.
"Ve bu iyi."

Derin bir nefes aldı.

Eğer hedef mühürse,
oyun uykudayken oynanır. Zihnini açtı.
Sarayın ağları, korumalar, rünler...

Ve tek bir isme kilitlendi.

Kadim eşi.

"Hamleni bekliyordum," dedi sessizce.
"Ve şimdi..." Gözleri karardı.

"Şimdi hata yapacaksın."

Kapı sert bir patlamayla açıldı.

Kadim eş odaya girdiği an ilk yaptığı şey nefes almak oldu.
Ama ciğerlerine dolan hava onu sakinleştirmedi.

Zehvar yakalanmıştı.

Bu bilgi zihninde yankılanırken kontrolünü kaybetti.

"Lanet olsun!" diye haykırdı.

Masadaki kristal küreyi yere fırlattı. Ardından aynayı, sonra raflardaki her şeyi... Camlar patladı, metaller eğildi. Oda kısa sürede bir yıkım alanına döndü.

Ama öfkesi hâlâ dinmiyordu.

Plan bozuldu.
Mihrez çok yaklaştı.

Gözleri karardı.
Mantık geri çekildi.

"Bir kez," diye fısıldadı dişlerinin arasından.
"Bir kez daha..."

Ellerini kaldırdı.

Ve yasaklı kelimeleri söyledi.

Bu büyü kadim eşlerden başkasının bilmediği, söylenmesi bile ölümle cezalandırılan bir büyüydü. Ama o an ölümü bile umursamıyordu.

Mührün olduğu yönde ateş gibi bir yanma yükseldi.

Mihrez bulunduğu yerde irkildi.

Göğsü yandı.

Bu, mühür çağrısı değildi.
Bu... yakılmaya çalışılan bir bağdı. Ayağa kalktı.
Dizleri titredi ama öfkesi daha hızlıydı.

"Hayır," dedi kısık bir sesle.

Bu büyüyü bilen tek kişi vardı.

Gölgeler yer değiştirdi.

Kadim eş bir anlık rahatlama hissettiğini sandığı anda— boğazı sıkıldı.

Nefesi kesildi.

Gözleri dehşetle açıldı.

Mihrez.

Bir anda oradaydı.

"Elini mührümden çekeceksin," dedi sakin ama ölümcül bir sesle.
"Bu kadar düşünmeden, bu kadar küçük bir hata yapacağını sanmazdım."

Kadim eş cevap veremedi.
Mihrez onu tek hamlede yatağa fırlattı.

Oda sessizleşti.

Kadim eş öksürerek nefes almaya çalıştı.
"Dayanamıyorum, Mihrez..." dedi boğuk bir sesle. "Zehvar—"

Sözünü bitiremedi.

Mihrez'in gözleri kırmızıya döndü.
Bakışı alev aldı.

"Uslu dur," dedi dişlerinin arasından.
"Yoksa bir dahaki sefer—"

Eğildi.
Sesini alçalttı.

"—boynunu kırarım."

Kadim eş kıpırdamadı.

Çünkü ilk kez şunu anladı:

Bu bir uyarı değildi.
Bu bir vaatti.

Mihrez doğruldu.

"Bir daha," dedi arkasını dönmeden,
"mührümü yakmaya kalkarsan... seni konsey bile kurtaramaz." Ve odadan çıktı.

Arkasında kırıklar, sessizlik
ve geri dönüşü olmayan bir hata bırakarak

Mihrez bulunduğu yerde bir anlığına durdu.

Göğsünün tam ortasında, mühürle bağlantılı o tanıdık yanma...
Ama bu kez farklıydı.

Bu bir çağrı değildi.
Bu bir uyanış yankısıydı.

Naya.

Kanı gerildi.
Bu tepki, onun bilinci kapalıyken olmazdı.

"Şimdi mi..." diye mırıldandı.

Hiç vakit kaybetmedi.
Gölgeler yer değiştirdi ve Mihrez yönünü doğrudan kendi odasına çevirdi. Kontrol etmesi gerekiyordu.

Naya gözlerini açtığında omzundaki yanma hâlâ sıcaklığını koruyordu.
Refleksle elini oraya götürdü. Yanık yoktu ama acı gerçekteydi.

Doğruldu.

Naya birkaç saniye olduğu yerde donup kaldı. Sonra titreyen elleriyle kendine baktı. Üzerinde siyah, sade ama zarif bir gecelik vardı. Kumaş tanıdık değildi. Koku da öyle.

Kalbi sıkıştı.

Beni buraya kim getirdi?


Oda... fazlasıyla büyüktü.

Siyah ve gümüş tonlar, yabancı bir ihtişam. Güç kokuyordu.
Naya omzundaki yanmanın ardından doğruldu.
Kalbi hâlâ hızlıydı.

Kapı sessizce açıldı.

Başını kaldırdığında onu gördü.

Mihrez.

Odaya adım atışı bile ağırdı. Sanki saray onunla birlikte nefes alıyordu.
Naya ayağa fırladı, korkusu öfkeye dönüştü.

"Kapıyı çalmayı bilmiyor musun?" diye bağırdı.
"Derhal çık dışarı. Bana yaklaşma. Git eşinin yanına."

Mihrez durdu.
Yaklaşmadı.

"Bu oda benim," dedi sakinlikle.
"Ve sen de şu an buradasın."

Naya dişlerini sıktı.
"Ben burada olmak istemedim. Beni buna sen zorladın! Sen kimsin sanıyorsun kendini? İnsanla cin bir olamaz. Bu haram. Beni mühürleyerek hangi hakkı kendinde buldun?"

Mihrez geri çekilmedi; çünkü bağ hâlâ açıktı ve onu yarım bırakmak, ikisini de daha çok yakacaktı.

Mihrez bir adım attı.
Aralarındaki mesafe daraldıkça Naya'nın göğsündeki baskı arttı. "Kader," dedi.
"Mührüm seni seçti. Ben sadece olanı kabul ettim."

"Bu kader değil," diye haykırdı Naya.
"Bu zulüm!"

Mihrez durdu.
Bakışı bir an için sertleşti.

"Çok şey bilmiyorsun," dedi daha koyu bir sesle.
"Ve şu an öğrenmen gereken tek şey şu: Burada kuralları ben koyarım."

Naya geri çekilmek istedi.

Ama omzundaki iz yeniden sıcaklaştı.

Nefesi kesildi.

Mihrez bunu fark etti.
Gözleri istemsizce o noktaya kaydı.

"Hissettin," dedi.

"Sus," dedi Naya.
Ama sesi eskisi kadar güçlü değildi.

Mihrez bir adım daha attı.
Bu kez kaçmadı.

"Beni böyle bağlayamazsın," dedi Naya.
"Sadece istemediğim için—" "İstememek yetmez," dedi Mihrez.
"Kan reddetmez."

Naya'nın kalbi göğsüne sığmadı.
Bedeninin ona verdiği tepkiden nefret etti. Ama inkâr edemedi.

"Bu yanlış," dedi fısıltıyla.

Mihrez elini beline koydu.
Bu bir sahiplenme değildi.

Bir denge arayışıydı.

"Evet," dedi.
"Yanlış."

Sonra eğildi.

Dudakları Naya'nın dudaklarına değdiğinde bu bir zafer değildi.
Bir zorunluluktu. Naya önce itmek istedi.
Ama elleri havada kaldı.

Kalbi tek bir şey fısıldıyordu:

Direnmek canını daha çok yakacak.

Gözlerini kapattı.

Öpüşme uzamadı.
Ama bittiğinde Naya artık aynı değildi. Mihrez geri çekildi.
Nefesi düzensizdi.

"Bu," dedi kısık bir sesle,
"kabullenmenin ilk adımıydı." Naya gözlerini açtı.
Hâlâ kızgındı.

Ama artık inkâr edemiyordu.

"Bu senin kazandığın anlamına gelmiyor," dedi.

Mihrez başını eğdi.
"Hayır," dedi.
"Bu ikimizin kaybettiği anlamına geliyor."

O anda, sarayın başka bir odasında...

Mihrez'in eşi, aynanın karşısında dizlerinin üzerine çökmüştü.
Büyülü sözler dudaklarından

dökülürken kalbi paramparçaydı.

Ayna dalgalandı.
Görüntü netleşti.

Mihrez'in odası.
Naya.

Gördükleriyle nefesi kesildi.
"Hayır..." diye fısıldadı. Bir çığlık koptu boğazından.

Odaya koşarak giren hizmetçi korkuyla,
"Kraliçem, ne oldu?" diye sordu. "Bana Mihrez'i çağır," dedi kadın, sesi titreyerek.
"Hemen."

—Aynı anda, padişahın yatak odasında Naya irkilerek geri çekildi.
Mihrez'e bakışı değişmişti; korku ve öfke iç içeydi.

Mihrez geri adım attı.
"Banyoya git," dedi buyurgan bir sesle. "Toparlan."

Naya tek kelime etmeden odadan çıktı.

—Az sonra Mihrez, eşinin yanındaydı.

Odaya girer girmez aynanın hâlâ titreştiğini fark etti.
"İzlemişsin," dedi soğukça.

"Nasıl bunu yaparsın?" diye bağırdı kadın.
"Bu sadece intikam olmalıydı! O kız... onu istemiyorum!" Mihrez'in sabrı taştı.
"Beni sorgulama," dedi tehditkâr bir tonla.
"Ben ne istediysem onu yaptım." "Ben senin kadim eşinim!" diye haykırdı kadın.
"Bir kız için beni böyle hiçe mi sayıyorsun?"

Mihrez gözlerini ondan kaçırdı.
"Değişim zamanı," dedi yalnızca.

"Bunu unutma," dedi Mihrez.
"Sana sıra gelecek. Ama zamanı ben seçeceğim."

Ve çıktı.

Kadın yere yığıldı.
Gözlerinden yaşlar süzülürken zihninde tek bir düşünce yankılanıyordu:

O kız yaşadığı sürece...
bu hikâye bitmeyecek.

More Chapters