LightReader

Chapter 4 - Prenses (Victoria Renear)

"Merhaba leydim! Size yardımcı olabilir miyim?"

Kızıl saçlı kadının sorduğum soruya karşılık vermesini birkaç dakika bekledikten sonra, beni duymadığını düşünerek birkaç adım daha yaklaştım. Cevapsız kalan sorumu bu kez daha yüksek bir sesle tekrarladım:

"Merhaba leydim! Size yardımcı olabilir miyim?"

Dakikalar geçmesine rağmen ağzından tek bir kelime bile dökülmemişti. Soruma cevap vermek yerine, meraklı bakışlarıyla beni baştan aşağı inceliyordu. Bakışları altında kendimi kafesteki bir hayvan gibi hissetmeye başlamıştım.

Yaptığı hareketin kaba olduğunu düşünsem de, onun yerinde kim olsa aynı şekilde davranırdı diye tahmin ediyordum. Gökyüzünden kanatlı bir kadının inip size iyi olup olmadığınızı sorduğunu düşünsenize... Çoğu kişinin ilk tepkisi ya korkuyla kaçmak ya da dehşetten kaskatı kesilmek olurdu.

Karşımdaki kadının yüzünde en ufak bir duygu kırıntısı yoktu; sadece gözleriyle beni süzüyordu. Umutsuzluk içinde yeni bir soru sormak için ağzımı açtığım sırada nihayet sesini duydum:

"Sen gerçek misin? Yoksa sonunda aklımı mı kaçırdım?"

Sesi, bahar rüzgarının nazik esintisi gibiydi; insan bu sesi tüm gün boyunca dinleyebilirdi. Kendi soruma cevap alamamış olsam da onu yanıtladım:

"Evet leydim, ben gerçeğim. En azından öyle olduğumu düşünüyorum. Diğer sorunuza gelirsek; büyük ihtimalle aklınız hâlâ başınızda."

Verdiğim cevapla birlikte kadının boş bakan gözlerinde anlık bir heyecan ve umut ışığı parladı. Gözlerinin rengini tam o an fark ettim ve hayranlık içinde, bir heykel gibi donakaldım.

Gözleri altın gibi parlayan saf sarı renkteydi. Sayısız insanın sadece bu gözleri görebilmek için tereddüt etmeden canına kıyabileceğini biliyordum. Kadının yeniden soru sormasıyla düşüncelerimden sıyrıldım.

"Sen kimsin?"

"Ben Elina. Bir ruh bekçisiyim."

Göz bebeklerinin büyümesinden, verdiğim cevabın onu ne kadar şaşırttığını anladım.

"Ruh mu? Ben... öldüm mü?"

"Evet. Burası ruhların cennete girmeden önce beklediği bir dünya."

"Öldüm..."

Ses tonunda hem derin bir hayal kırıklığı hem de tuhaf bir rahatlama vardı. Bir insan öldüğünü öğrendiğinde neden rahatlardı ki? Kadın, yüzünde meraklı bir ifadeyle devam etti:

"Hangi tarihte olduğumuzu söyleyebilir misin?"

Bu soru karşısında nasıl bir tepki vermem gerektiğini bilemedim. Normalde bir insan öldüğünü öğrendikten sonra böyle bir şey sormazdı, değil mi? Nasıl bu kadar soğukkanlı olabiliyordu? Beklediğini fark edince hemen yanıtladım:

"Öldürüldüğüm gece takvimler 17 Mart 1326'yı gösteriyordu."

Kadının yüzü aniden öfkeyle bulutlandı.

"1326 mı?" diye fısıldadı.

"O lanet zindanda, hiçbir suçum olmamasına rağmen on yedi yıl boyunca hapsedildim, öyle mi?"

Hapis mi? Ne demek istediğini anlamamıştım. Bu durumdaki birine ne denirdi ki? Aklıma gelen tek şey kim olduğunu sormak oldu.

"Leydim, isminizi öğrenebilir miyim?"

Acı dolu bir sesle cevap verdi:

"Victoria."

Bakışlarını üzerimden çekip, onu ilk gördüğüm anki gibi gözlerini sıkıca yumdu.

"Victoria Renear," diye ekledi kederle.

Duyduğum isimle birkaç dakika boyunca şaşkınlıktan kaskatı kesildim.

İmparatorluğun tek prensesinin huzurunda olduğumu fark ettiğim an, ellerimi göğsümün üzerinde birleştirip başımı eğerek konuşmaya başladım:

"Özür dilerim ekselansları! Size karşı kaba bir davranışta veya sözde bulunduysam lütfen bağışlayın."

Prenses, üzgün bir ses tonuyla sözümü kesti:

"Bana 'ekselansları' deme, adımla seslen. Kendin söylemedin mi? İkimiz de öldük. O hâlde bu gülünç görgü kurallarına uymamıza gerek yok. Başını kaldır ve yüzüme bak, Elina."

Başımı kaldırıp ona baktım. Gözlerini açmıştı; her an ağlayacakmış gibi bir ifadeyle mavi güllere bakıyordu.

"Özür dilerim leydim, ama bunu yapabileceğimi sanmıyorum. İmparatorluk ailesinden birine nasıl halktan biriymiş gibi davranabilirim?"

Bakışlarını güllerden çekip doğrudan gözlerimin içine dikti:

"Az önce nasıl davranıyorsan şimdi de öyle davran. Sadece ikimizin olduğu bu yerde sınıf ayrımından bahsetme."

"Peki... Victoria," diye fısıldadım çekinerek.

"İmparatorluğun kahramanının karşısında durmaktan onur duyduğumu söylemek istiyorum."

Victoria'nın kaşları çatıldı:

"Kahraman mı? Elina, kahraman derken ne demek istiyorsun?"

More Chapters