LightReader

Aşktan Haber

Mevla_Mele
7
chs / week
The average realized release rate over the past 30 days is 7 chs / week.
--
NOT RATINGS
155
Views
Synopsis
Kitaplara yolculuklara inanır mısınız? Okuduğu romanın içine düşen bir kız… Ama bu kez hikâye bildiğiniz gibi değil. Ne kötü kadının bedenine giriyor ne de başrolün yerine geçiyor. O, bu dünyaya bir bebek olarak geliyor. Üstelik romanın kaderini baştan sona değiştirecek şekilde. Küçücük bir bedenin içinde, koskoca bir hikâyeyi yeniden yazmak mümkün mü? Ana erkek karakterin kalbine girebilecek mi? Yoksa ana kadın karakterle karşı karşıya mı gelecek? Bu hikâyede hiçbir şey olması gerektiği gibi ilerlemiyor. Hadi gelin, birlikte okuyalım…
VIEW MORE

Chapter 1 - 01 GÖKYÜZÜNDEN GELEN IŞIK

O gün, gecenin zifiri karanlığında, açıklanması güç pek çok paranormal olay yaşanmıştı. Bunun sebebi ise Tanrı'nın gökyüzünden dünyaya bir bebek göndermesiydi. İnsanlık bu mucizeye tanıklık ediyor, kimse gözlerini gökyüzünden ayıramıyordu. O gece uyuyan tek bir insan bile yoktu.

Gökyüzünden süzülen ışığın vardığı yer Fiya Krallığı olmuştu. Kurak, yoksul ve sürekli göç veren bu krallık, kaderini değiştirecek olaydan habersizdi. Kral Fernando, ışığın düştüğü yeri görmek için sarayının balkonuna çıktı. Işığın kendi topraklarına indiğini fark ettiğinde, şövalyelerine bile haber vermeden, korkusuzca yola koyuldu.

Ancak fark etmediği bir şey vardı: Dört yaşındaki oğlu Robert, sessizce onu takip ediyordu.

Kral Fernando, ışığın indiği yere vardığında gökyüzünden düşen ışığın alevlere dönüştüğünü gördü. Tam o sırada oğlunun da orada olduğunu fark etti. Robert'in zarar görmemesi için hiçbir şey yapmadan geri döndü ve saraya döner dönmez şövalyelere alevleri söndürmeleri için emir verdi.

Bu görev, şövalye kaptanı Petrick'e verilmişti.

Petrick'in Anlatımıyla

"Kral Fernando'nun telaşlı emri üzerine, saraya çok da uzak olmayan şehre askerlerimle birlikte yola çıktım. Alevler her yeri aydınlatmasına rağmen halkın dışarı çıkmamış olması beni derinden şaşırttı.

Tam o sırada askerlerimden biri, Karl, alevlerin içine düştü. Çığlık sesini duyunca hızla o tarafa döndüm. Fakat gördüğüm şey aklımı durdurdu. Karl, sanki alevlerin içinde değilmiş gibi ayakta duruyor ve bağırıyordu:

'Komutanım! Alevler yakmıyor… Aksine, insanı rahatlatıyor.'

Yanına gelmesini emrettim.

— İsmin nedir, asker?

— Karl, efendim.

— Şu an nasılsın?

— İyiyim efendim. Alevler zararsız.

Göklerden gelen bir şey olduğu için emin olamasam da, kendi ellerimi alevlerin içine soktum. Ellerimi kaybedeceğimi sanıyordum ama acı yerine tatlı bir sıcaklık hissettim.

Tam o anda bir ses duydum…

'Ingaaaa…'

Bir bebek ağlamasıydı. Kafamı çevirdiğimde, sadece Karl'ın ve benim bu sesi duyduğumuzu fark ettim. Diğer askerlere dönüp sesin gelip gelmediğini sordum, fakat kimse bir şey duymamıştı.

Bebeğin alevlerin içinde kalmış olabileceği korkusuyla alevlerin içine girdim. Dışarıdan kırmızı görünen alevlerin, içeride pembe renkte olduğunu fark ettim. Alevlerin içindeydim ama yanmıyordum.

Bebeğe doğru yürüdüm. Yüzü kıpkırmızı olmuş, tüm gücüyle ağlıyordu. Onu kucağıma aldım ve alevlerin içinden çıktım.

Beni ve kucağımdaki bebeği gören askerler ve halk neye uğradıklarını şaşırdı. Bunun derhal krala bildirilmesi gerekiyordu.

Kral Fernando'nun bu mucizeden haberdar olması şarttı."