LightReader

Escobar Şenol - 1

YUSUFiii
7
chs / week
The average realized release rate over the past 30 days is 7 chs / week.
--
NOT RATINGS
30
Views
Synopsis
Escobar Şenol çocukluğundan beri suçla iç içe. Gözünü hırs bürümüş bir baron. Bu kitap onun suç kariyerinin başlangıcını anlatıyor. İyi okumalar, okuyucu.
VIEW MORE

Chapter 1 - ESCOBAR ŞENOL - 1

BÖLÜM 1: Çocukluğu ve İlk Hırsızlık

 

 Şenol 4,5 yaşında ufak tefek bir çocuktu. Yaşıtlarına göre bir hayli kısa, daha zayıftı. Türkiye'de doğmuştu doğmasına ama annesi onu da yanına alarak babasını Amerikalı bir mühendisle kaçarak terk etti. Şenol o zamanlar 1 yaşında bir bebekti ama öyleydi işte. Şenol 3 yaşındayken mühendisle annesi boşanmıştı ve geçim sıkıntısı yaşıyorlardı. Şenol'un ilk suç kariyeri de süt çalmasıyla başlamıştı:

 Şenol pek bir küçüktü, evinde süt bitmiş, annesinin de süt alacak parası kalmamıştı. Her hafta başı sokağa gelen sütçüyü 2 hafta boyunca gözlemledi. Numara 12 ve numara 13 binaları arasında arabasını park eder ve bütün sokağa sütleri dağıtır dönerdi. Şenol aslında ilk hırsızlığını 4,5 yaşında yapıyordu. Gözlemlerini yaptıktan sonra 3. hafta gelip çattı. İstediği gibi tam olarak 12 ve 13'ün arasına park etti. Saat öğlen 12 olduğu için evde tekti, hatta sokakta tekti. Arkadaşları birkaç mahalle ötedeki William's Baby Home kreşi vardı. Sokakta tek başına olunca tabii evlerinin tam karşısındaki evin kapısına bırakılan süt şişelerinden, ki 10 tane şişe konulurdu ve her biri yarım litreydi, 1 tanesini aldı. Evdeki boş şişelerden birine doldurdu ve diğer boşalan şişeyi de olduğu gibi ekşimiş bir ayranla doldurup yerine bıraktı. Bunları yapması pek uzun sürmemekle birlikte Şenol için değişik bir deneyim olmuş ve hoşuna gitmişti.

Şenol bununla yetinmedi. Onun için sütten daha önemli olan şey annesinin mutlu olması için para çalmaktı. 7 yaşına geldiğinde evinin yakınlarındaki bir okula başladı. Okulu güzel geçmiyordu. Yaşıtları tarafından genelde dalga konusu oluyordu. Ancak bu deha Şenol onlar kendisiyle dalga geçerken kendilerinden geçtiklerini ve bir sarhoş gibi hiçbir şeyi fark etmediklerini gördü. Bunun üzerine bir bir paralarını almaya başladı. Bir gün bir arkadaşı "Şenol, sen çok zeki bir çocuksun, sadece zayıfsın. Biraz daha kaslı yahut bizim gibi olsan bizi çok rahat ezersin." demişti. Şenol için o gün pek bir şey olmamıştı. Hatta o dalga geçenler ailelerinden paraları kaybolduğu için azarlar işitirken o, çaldığı paralarla ufak bir market alışverişine çıkmıştı annesiyle. Annesi bu paraları nereden bulduğunu sorunca "Şu köşede birkaç limonata sattım." demişti. Şenol yakayı ele verme tehlikesini de ilk defa 3. sınıfta 9 yaşındayken yaşadı. Bu sefer çok büyük bir işe kalkışmış ve direkt arkadaşının cüzdanını almıştı. Hatta çalarken sınıf bir hayli kalabalıktı. Fakat çalmayı başarmıştı. Alıktan hemen sonra bir başka sınıf arkadaşı "Cüzdanın ne güzelmiş." demişti. O an az kalsın yakayı ele verecekti.

BÖLÜM 2: Escobar Takısının Gelmesi

 

 Şenol'un 9 yaşından beri kas çalışması artık sonuç vermiş, yaşıtlarını bile geride bırakmıştı. Artık 14 yaşındaydı ve annesi evin kirasını ödeyemiyordu. Ufak bir çete olan The Haul çetesine bir süre girdi. Onların cüzdanlarından toplam 7.000 dolar çalarak The Haul'a bir vurgun yaptı. Çetenin kasası bir anda boşalmıştı. Paranın 4.000 dolarını annesine verdikten sonra 7 ay boyunca kimseler tarafından görünmedi. Vurgunu 1 Ocak günü yapmıştı. Tekrar ortaya çıktığında öncekinden daha kaslı bir yapıdaydı. Temmuz 1'de arkadaşlarıyla buluşma ayarlamıştı. Yeni tanıştığı kız olan Izabela'yı da davet etmişti ve aynı gün sevgili olmuşlardı. Izabela, Şenol'un arkadaşları Pablo, Mary ve Jesus ile tanıştıktan sonra Şenol "Arkadaşlar, 7.000 dolarlık vurgunumun şerefine kalan 3.000 doları 5'imiz arasında paylaştırmaya karar verdim!" dedi ve parayı dağıttı. Izabella şaşkınlıkla karışık heyecanla "Seni ufak Escobar seni! sen The Haul'a vurgun yaptun, vurguna vurgun yaptın ve onu şimdi bize mi yediriyorsun? Seni tatlı Robin Hood!" dedi ve ekledi: "Escobar Şenol!" Bu Şenol'un hoşuna gitmişti, arkadaşlarının da. Hepsi birlikte "Escobar Şenol!" diye bağırdı ve Şenol yeni bir vurgun planını anlatmaya başladı: "Arkadaşlar, bu sefer The Haul'a saldırmak epey riskli olur. Bu yüzden Kitty Pergeson'a vurgun yapacağız. İyice içlerine girdim 7 ayda. Ve kasalarında yaklaşık olarak 20.000 dolar var. Eğer bunu 2 hafta içinde yaparsak ciddi miktarda paraya sahip olacağız. Belki bir tatile çıkarız ne dersiniz?" "İyi de nasıl?" diye sordu Mary. şenol bu soruyu bekliyormuşçasına anlatmaya başladı: "Ben önceden girip bizim güvenliklere arkadaşlar var birazdan gelirler diyeceğim. Onlar beni tanıdığı için pek tereddüt etmezler. Sonra siz geleceksiniz, Jesus hariç. Çünkü Jesus bizim için ufak bir motor çalıp gelecek. Mary ve Izabel, Domuz Kitty ile konuşup onu oyalarken ben ve Pablo hızlıca kasayı patlatıp içindekileri getirdiğimiz çuvala yerleştireceğiz. Bu çete zaten güvenlik kameralarından öylesine nefret ediyor ki kendi güvenlikleri içi bile kamera kurdurmuyorlar. Yani işimiz çok daha hızlı bitecek." Herkes bu planı alkışladı. Escobar Şenol'un bu kıvrak, hızlı ve çözüm odaklı analitik zekâsı herkesi cezbediyordu. Izabela'yı da böyle tavlamıştı.

BÖLÜM 3: Kitty Pergeson'a Vurgun

 

 Şenol çetenin kapısına gidip "Ufak bir görüşme yapacağım ve bu görüşme için arkadaşlarım da gelecek. İsimleri Izabela, Mary ve Pablo. Onları da içeri alırsanız çok mutlu olurum baylar." dedi ve içeri girdi. O girdikten 10 dakika sonra diğer 3'lü de içeri girdi. Izabela ve Mary, Kitty'i bulup onu lafa tutmaya başladılar. Onu çok beğendiklerini söylediler. Egosunu şişirmek için epey bir dil döküp zamanını çaldılar. Pablo ve Escobar Şenol içeriye sessizce girdi. masanın sol alt çekmecesindeki gizli kapağı kaldırdı Şenol. Pablo hayretle ve sessizce "Nasıl öğrendin bu kadar şeyi?" diye sordu. Şenol yüzünü çevirmeden "Önce biraz sus ve sadece tahmin olduğunu bil." dedi ama hiç güven vermeyendi bu tahmin. Escobar Şenol sessizce kasayı aldı ve yerine aynı ağırlıkta bir gazete tomarı koydu. Ardından sakince odadan çıktılar ve Izabela'ya işaret gönderdi Şenol. Izabela önce Mary'i dürttü sonra da "Biz sizi daha fazla tutmayalım gidelim. Hem arkadaşlar da çıkmış gidiyorlar. Size iyi günler!" diyerek çıktılar. Jesus onları çalıntı olmayan hatta babasının motoruyla almaya gelmişti. Çalabilirdi ama çalsa geri bırakamayabilirdi. Bu yüzden babasının motorunu aldı. Jesus onlardan yaşça daha büyüktü. Motor ehliyeti de vardı. Ceza yemezlerdi yani. Jesus önce 4'lüyü parka bıraktı. Sonra motoru bırakıp geri döndü. Herkese dört biner dolar verip "Kitty Pergeson vurgunumuz böyle biter. Ne yapmalı sizce arkadaşlar? Pahalı bir restorana gidip güzel bir yemek mi yiyelim, bu işin şerefine tatile mi çıkalım?" diye sordu. Kimseden cevap gelmeyince "İyi o zaman, yemek yemeye gidelim. En azından boş mide olmaz." dedi ve bir sonraki gece için Miller's Restaurant'tan bir masa ayırttı.

BÖLÜM 4: Çetenin Sea Traveler Oluşu

 

 Jesus bir gün yapılan toplantıda "Esco, bizim yaptığımız bu vurgun her çetenin dilinde ama ismimiz yok." dedi. Escobar Şenol önce durdu. Sonra "Neden Sea Traveler olmasın? Sıradaki vurgun denizleri aşacak çünkü!" dedi. Izabela hemen "Bu vurgun için yanımızda yetişkin olmak zorunda!" diye bağırdı. Herkes tam Escobar Şenol'a yüklenecekken o sakince parmağı ile Jesus'u göstererek "İşte arkadaşlar, bir yetişkin." dedi "Onu yetişkinden saymak zorundalar. Yoksa hayatta yapamayız." Izabela'nın aklına yatmıştı bu iş. Mary ve Pablo tereddütteydi. Jesus hemen atladı "Önce planı anlat, ona göre gelirim. Yoksa ben Sea Traveler'ı terk ederim." diyerek bir tehdit savurdu. Escobar Şenol sakin bir ses tonuyla daha tehditkâr bir tavır sergileyerek "Gelmezsen, evini de, numaranı da, adını da sanını da biliyorum Jesus Christ Fairy!" dedi. Ardından "Arkadaşlar, telefonu daha sonralarda dinlense bile bir şeyi olmayacak bir tanıdığınız var mı?" diye sordu. Mary "Büyükannemin evinde telefon pek kullanılmaz. Yani en son dinlenilecek telefon odur. Niye ki?" diye sordu. Escobar Şenol "Güzeller ve yakışıklılar, sıkı durun, globale açılıyoruz." dedi. Mary, Escobar'ı büyükannesinin evine götürdü. Mary büyükannesine "Arkadaşımın bir telefon görüşmesi yapması lazımmış." dedi. Büyükannesi hemen "Tabii ki yapabilir. Hatta benden rahatsız olmasın diye ben mutfağa geçeyim." dedi. Ardından Şenol "Nerede bu telefon?" dedi. Mary "Telefon büyükannemin kilerinin yanındaki odada. O odadaki ses sadece o odada kalır. İşin değişik yanı da o zaten." dedi. Şenol içeri girdi, kapıyı kapattı ve bir numara tuşladı. Yaklaşık 45 dakikalık konuşma boyunca genellikle "Bize bir araba bulun. Bize birkaç adam da gerekli. Tamam Bay Diar, size yalan söylemeyeceğim, bizler hala çocuğuz. Elimizde yaklaşık 700.000 dolar var." gibi sözler geçiyordu. Escobar Şenol 700.000 dolarlık serveti ekip arkadaşlarından gizliyordu. O parayı 7 aylık kayboluş süresinde biriktirmişti. Şimdi de o parayı büyük uyuşturucu ve kara para için kullanacaktı. Telefon görüşmesi bittikten sonra Escobar "Mary, bizimkilerle akşam saat 10.00 için bir toplantı kur. Bütün planı aktaracağım. Ayrıca artık Jesus'un yetişkin olup olmaması pek önemli değil. Onu davet etme." dedi. Sözler kurşun gibiydi. Saat akşamın 8'iydi ve Şenol daha fazla bekleyemeyerek herkesi tek tek arayarak "Arkadaşlar, bizim evin önündeki parkta buluşalım." dedi. Açıklama vesaire yapmadan söyleyince arananlar gelmişti. Escobar "Arkadaşlar, 2 ay sonra çok önemli bir işe girişeceğiz. 2 ay sonra hepimiz 16'mıza gireceğiz ve ben bir gemi ayarlattım. Gemi bizi limandan alıp Meksika'ya götürecek. Meksika'ya vardığımızda hepimizi bilmediğimiz bir yere götürecekler. Orada José Diar adında bir adamla anlaşıp Türkiye'ye varacağız. Türkiye'de İstanbul'da inip bize verilen torbadaki sigaraları onarlı paketler halinde yaklaşık 700 dolardan satacağız. Bu şekilde iyi bir para kazanacağız." dedi ve ekledi "Bunu ailelerimize Meksika üzerinden Türkiye'ye tatil olarak yutturacağız."

 Aradan 2 ay geçti. Bu süre zarfında Sea Traveler çok fazla toplantı yaptı ve az da olsa büyüdü. Michael ve Maria Max McPeter kardeşler çeteye katıldı. Escobar Şenol 2009'un Temmuz 12'sinde "Baylar ve bayanlar, umarım tatil için gerekli izinleri almışsınızdır. Türkiye'ye gitmeden önce Meksika'ya gitmemiz gerek. Sonrası ver elini İstanbul!" dedi. Izabela "Bu iş sence ne kadar mantıklı Escobar?" diye sordu. Escobar "Sen onu bana bırak, yanımızda iyi bir ekip daha olacak. En azından yakalanma ihtimalimiz azalır." dedi. Artık gerçek tehlikeyi görüyordu. Tabii Izabela dışındakiler çoktan manipüle olmuş, Escobar Şenol ne derse inanır duruma gelmişti. Escobar bu 2 aylık sürede Jesus'u geri almış, plandan bahsetmiş ve onun de gönlünü kazandıktan sonra ekibi tamamlamıştı. Sea Traveler artık Meksika'ya bir gemiyle gidiyorlardı. Limandan gemiye bindiler ve uzun bir Meksika yolculuğuna başladılar.

 Meksika'ya vardıklarında Sea Traveler ekibini bir grup siyah arabalı almak üzere gelir. Şenol ve arabacılar arasında İspanyolca olan bir konuşmanın ardından "Arkadaşlar, arabalara binin. Sizler Türkiye'ye gidecek gemiye bindirilirken ben önemli bir konuşma yapacağım dedi ve oradaki başka bir siyah arabaya binerek gitti. Izabela "Arkadaşlar, biz gemiye gidiyoruz. Şenol birazdan gelir." dedi ve herkes arabaya yerleşti. 2. araç, diğer limana doğru yol aldı. Bu sırada Escobar Şenol, José Diar'ın mekanına gelmişti. José "Söyle bakalım minik Escobar, sen ne için gelmiştin?" diye sordu. Şenol büyük bir sakinlik ve rahatlıkla "Bay Diar, sizinle tanışmak, öncelikle, büyük bir şeref doğrusu. Ancak ben daha mühim bir iş için geldim. Türkiye'nin İstanbul kentine büyük bir uyuşturucu madde sokmayı planladım. Elimde de bir hayli para var. Telefondaki şahsa bizzat ben söyledim." dedi. Diar şaşkınlık ve hayranlık içinde karşısındaki daha bıyıkları yeni terleyen bu manyağa baktı. Gayet ciddi durduğunu görünce "Demek öyle, Escobar Şenol. O zaman tamam, ben sana maddeleri göstereyim, sen de bana çok dediğin o parayı göster." dedi. Sonra arkaya dönüp "Niños, traed las cajas!" diye bağırdı. hemen ardından 6-7 adet kasa geldi ve her birinde içinde 10 paket olacak şekilde 7 küçük karon kutu daha vardı. Diar ardından "Şimdi küçük Escobar, bana paranı göster." dedi. Şenol yanında getirdiği iki büyük çantayı Diar'a verirken "Yaklaşık 750-800 bin dolar kadar var. Yani sayamadım direkt doldurdum geldim." dedi. Diar parayı görür görmez bütün kutuları verdi ve "Bu kutuları nakliye kutularına saracağım, sonra da yasaklı madde değilmişçesine kamufle edip, gerçek sigara paketlerine koyup saklayacağım. Türkiye'ye vardığınızda kutularla birlikte satışınızı yaparsınız. Fakat size bir üs gerekebilir. Sen artık bir baronsun minik Escobar. Baron Minik Escobar Şenol!" dedi ve bir telefon görüşmesi yapmak için içeri geçti. Döndüğünde "Türkiye'ye vardığınızda size bir adam market sahibi gibi yaklaşacak. Sorgularlarsa o engel olup marketi için getirttiğini söyleyecek. Bu şekilde siz de yakayı ele vermeden, hem de bir üsse sahip olarak, maddeleri satarsınız." dedi ve Escobar'ı uğurladı. Escobar kutularla birlikte gemiye bindi ve arkadaşlarını buldu. Yol boyunca sadece denizi izleyeceğini şu sözlerle soğuk bir şekilde söyledi: "Izabela, ben yol boyunca denizi izleyeceğim. Diğerleri beni rahatsız etmezse iyi olur. Yalnız Izabela, sen bunlardan ayrısın, istediğin zaman rahatsız edebilirsin ki ben o zaman rahatsız olmam."

 Deniz yolculuğu pek bir uzun sürmüştü. 40-45 günlük yolculuk boyunca Escobar Şenol sadece ilk 30 günü uyumuş, geri kalan günlerin tamamında denizi izleyip durmuştu. Aklı gemiye sonradan özel bir hassasiyetle eklenen uyuşturuculardaydı. O sırada aklına bir şey takıldı, neden bu gemide de uyuşturucu satmayacaktı ki? Sadece tek bir eroin sigarası anında bağımlı etmezdi ona göre. Sabah saat altı gibi Izabela uyandı. Normalde o saatte kalkmazdı ama uyanmıştı işte. Kamarasından dışarı çıktığında başını sola çevirdi. Bir tıkırtı duymuştu. Şenol merdivenlerden inerken pek bir mutlu görünüyordu. Izabela "Ne oldu sevgilim, seni uzun zamandır mutlu görmeye alışık değilim." dedi hayretler içerisinde. Karşısında bir deli mi duruyordu yoksa gerçekten mutlu biri miydi anlam veremiyordu. Şenol kendini sakinleştirdikten sonra "Neden Türkiye'yi veya İzmir yahut İstanbul'u bekleyelim ki? Gemide de satabiliriz! 700 dolardan değilse bile 10-20 dolardan çok iyi satarız." dedi. Mutluluğunu açık etmişti sonunda.

BÖLÜM 5: İlk Kırılma

 

Izabela "Sen manyaksın Şenol! Gemide yaptığın satış zaten yasadışı olan şeyi daha da illegal yapar. Bir de kapalı bir kutu burası! Seni bulmamaları mümkün değil!" diyerek ona engel olmaya çalıştı. Şenol "Peki gülüm." dedi ve kamarasına doğru gitmeye başladı. Şenol kamarasına giderken daha az dikkat çekecek bir şeye karar verdi: Varlıklı görünen bazı yolcuların cüzdanlarındaki nakitleri çalmaya.

 Türkiye'nin İstanbul iline vardılar. Şenol 10 gün üst üste birer saat uyuduğu için bir hayli bitkindi. aslında son gün epey uyumuştu, 12-13 saat kadar. Ama yetmemişti işte. Türkiye'ye vardıklarında İstanbul'un Kadıköy'üne gittiler ilk önce. Orası fazla işlekti ve daha az göze çarpacaklardı. Şenol ve Sea Traveler çetesini tam polis sorguya çekip sandıkları açacakken "Memur Bey, onlar benim Amerikalı dostlarım. Onlar benim ufak marketime daha ucuz olduğu için Amerika'dan sigara getirdi. Bu kadar fazla olma sebebi de..." derken polis sözünü kesip "Anladık, anladık. Hadi işinize gidin." dedi. Adama teşekkür edeceklerken -ki Escobar bunun için niyetlenmemişti bile- adam ortadan kayboldu polisler gittikten sonra. Adam polislerin gidişinden 10 dakika sonra tekrar geldi ve "Ama dikkat küçük beyler ve küçük hanımlar! Buranın polisi Amerika ve Meksika polisine benzemez." dedi ve onları market adındaki depoya götürdü. "Sizin üssünüz burası olacak. Şimdi merak ettiğim şey şu: Bu kadar uyuşturucuyu gerçekten 14-16 günde mi satacaksınız? Hem de 700 dolardan? Manyaklık lan bu! Siz Sea Traveler çetesi olmalısınız. Baron Minik Escobar Şenol... Seni tanımak da ne hoş bir şey!" dedi. O sırada Şenol depoyu geziyordu. Depoyu gezerken "Evet, öyle. 16 fazla bile. 12 günde satar geri kalan 3-4 günde İstanbul'u gezeriz." dedi. "İyi o zaman, bu arada, burada sattığınıza dikkat edin. Pazarlık yapmayı severler." dedi Diar'ın adamı ve yeniden yok oldu. Pablo "Esco, gerçekten 12 günde satabilir miyiz?" diye sordu kuşkuyla. Escobar Şenol "Sen merak etme Pablo, ben 7 tane torbacı buldum bile. İsimlerini biliyorum ve bana bütün sandıklar için yaklaşık 1 milyon dolar teklif ettiler. Bunlar da Türkiye'nin uyuşturucu mafyası. En azından sattık. Şimdi geri dönüyoruz. Dönmeden önce istediğiniz bir şey var mı baylar, bayanlar ve güzelim? Ayrıca adamların sahte kimlik kullanmadığını ta Mary'nin anneannesinin evinden biliyorum. Görüşmede bu adamlarla da konuştum. Şimdi nereye gitmek istersiniz Türkiye'nin güzel İstanbul'unda?" diye sordu. O sırada Jesus "Sen ne adi bir şerefsizsin be! Bize danışmadan adam bulmuşsun, sattın ve şimdi de dobra dobra tatil isteyen var mı diyorsun! Ahlaksız piç! Senden daha orospusunu görmedim lan ben ibne!" diye bağırmaya başladı. Şenol sakince "Sen, Jesus Christ Fairy... Annesi babası olmayan, babasının motoru diye bize sunduğu ama aslında kendine ait olan motorla bizi oradan çıkaran Jesus Christ Fairy! Sen bana sadece gerekliydin. Şimdi sadece torbacı olabilirsin. Seni korumam yapmayı düşünmüştüm ama artık gözümde değerin kalmadı. Eğer 3. defa karşı çıkar, bana küfreder ve bu Sea Traveler içinde tartışma yaratırsan seni gözümü kırpmadan vurdurturum, cesedini bulamazlar." dedi. uzun bir paragraf gibi konuşmuş, tehdidi sert olmuştu. Ve en korkutucu olanı bunu en sakin ses tonuyla söylemiş olmasıydı. Izabela bu lafları duyar duymaz, kendisine söylenmemiş bile olsa, "Şenol, güç sana verilmemeliydi!" diye bağırdı. Ardından "Seni terk etmemem için bir neden ver, nedenin mantıklı olursa seninle kalırım!" diye haykırdı. Pablo, Şenol'a dönüp "Kız için sevdiğin bir şeyden vaz mı geçeceksin?" diye sodu fısıldar bir şekilde. Şenol ise ona yumuşak bir sesle "Hayır Pablo, sadece öyleymiş gibi davranacağım." dedi ve Izabela'ya dönüp "Izabela, bir daha suç işlemezsem benimle kalır mısın?" diye sordu. Izabela ise önce durdu, düşündü ve Şenol'a dönüp "Eğer gerçekten işlemezsen kalırım." dedi ve konu kapandı.

BÖLÜM 6: Gizemli Cinayet

 

 Sea Traveler döndükten 4 gün sonra bir polis departmanı bilinmeyen bir numara tarafından arandı ve "Benim adım J-" derken 7 el patlama sesi geldi. Telefonun yeri polis departmanının yanındaki parktı. Parkta yatan kişi Jane Kitty Pergeson'du. Pergeson sırtından 4, bacağından 2 ve başından da 1 mermi ile vurularak ölmüştü. Cesedinin yanında bir tane 33 kalibrelik bir tabanca vardı. Dedektifler cinayetin Pergeson'la şahsi bir musibeti olan kişilerin işleyebileceğini düşünüyordu.

 Sea Traveler Türkiye'den döndüğünde gayet büyük paralarla dönmüşlerdi ve fiyatı pek fazla olmayan bir yeri satın almışlardı. Yaklaşık 300.000 dolar vermişlerdi. Yer depo gibiydi ve yerin altına doğru 2 katı daha vardı. Sea Traveler'ın baronu Escobar Şenol burayı cep telefonları çekmeyeceği için satın almıştı. Ayrıca elde kalan 700.000 doları yerin altına 3. katı yapmak için kullanacaktı ki hesaplarına göre o katı yaptıktan sonra elinde yaklaşık 570.000 dolar kalacaktı. Izabela "Seni seviyorum Şenol. Ama artık istemiyorum." dedi. Şenol sakince "Benden ayrılabilirsin, bir şey demiyorum ama lütfen Sea Traveler için çalışmaya devam et." dedi. Izabela "Tamam, senden ayrılıyorum Escobar Şenol. Ve yine tamam, senin için çalışmaya devam edeceğim." diyerek Şenol'un yanından ayrıldı. Şenol "Pablo, sana söylediğim isimleri bul, al ve bizim mekana getir." dedi. Pablo "Derhal gider alır gelirim Esco, yalnız bu adamlar kim?" dedi. Şenol sakince "Sayıyorum not al: Katie Well, Mike Secret(Mr. Secret olacak ileride)." dedi ve Pablo'yu gönderdi.

BÖLÜM 7: İlk Cinayet

 

 Şenol, Pablo'ya verdiği emirden sonra dışarı çıktı. Jesus'u bulup "Önemli bir toplantı var, Sea Traveler için önemli." diyecek ve onu ortadan kaldıracaktı. Amacı buydu ve gayet soğukkanlı bir şekilde gidiyordu. Yoldayken Mike arrow adında bir adamla tanıştı. Mike 25'li yaşlarda, siyah saçlı, kısa boylu, kaslı ancak ince bir adamdı. Mike, Şenol'la konuşurken bir ara "Sen eğer o bahsedilen Escobar Şenol'san istediğin zaman ara, bana tetikçi demen yeter. Yani seni bir süredir izliyorum, bunu sapıklık olarak düşünme. Senin hayranınım ben. Yani o Pergeson vurgununda ve The Haul vurgununda seni gördüm. Eğer tetikçiye ihtiyacın olursa, ki bence düşmanın fazlalaşırken ihtiyacın olacak, beni arayabilirsin." diyerek bir kartvizit çıkarıp Şenol'a verdi ve ortadan kayboldu. Şenol da o sırada Jesus'un evine gelmişti. Jesus kapıya çıktığında "Jesus, acil gelmen lazım, Sea Traveler için isim belirleyen bir kişi olmadan bu toplantıyı yapamam." dedi. Jesus "Olmaz Şenol. Ben o toplantıya gelmem." dediyse bile Şenol'un sahte ısrarlarını fark etmemiş ve manipülesine kanarak gelmişti.

 Şenol'un odasına geçtiler. Şenol, Pablo'nun geldiğini gördü. "Pablo, bir toplantı için herkesi çağır. Yani gelenler hariç tabii ki." dedi. Pablo herkesi çağırdı. Toplantıda önce bir sonraki vurgun için tartışma yapıldı. Şenol koltuğunda oturmuş herkesi dinliyordu ve hiçbir fikir ortaya atmıyordu. Toplantıyı bitirmek için "Arkadaşlar arkadaşlar, vurgunumuzu seçtim: Loyal Bankası. Herkes Şenol'a baktı ve tartışma olmadan kabul edildi. Bu seferki vurgun değil soygundu ve çeteden kimse gönüllü değildi. Şenol'un aklına o an bir şey dank etti: Kurban bulmalılardı. Toplantı bitip herkes dağılırken "Jesus, seninle özel bir konuşma yapmam gerekiyor." dedi. Jesus "Ne oldu Şenol?" dedi. Şenol herkesin çıktığından emin olup kapıyı kapattı. Masasına geçti ve bir çekmeceyi açıp içindeki 33 kalibrelik tabancaya bakarken "Seninle çok uzun süredir olan musibetimizi sonlandırmak istiyorum." dedi. Jesus boş ve anlamamış gözlerle Şenol'a bakıyordu. Şenol silahı çıkarıp "Bugünlük senden de benden de bu kadar Jesus." dedi. Silahı Jesus'a doğrultup "Elveda eski dostum, seni burada kimse bulamaz, hani demiştim ya cesedini bile bulamazlar diye, görüşürüz." dedi, elinin titremesini hiçe saydı ve tetiği çekti. Jesus kaçmak için kapıya doğru koşarken yere yığıldı. Arkasından kafasına isabet eden kurşunla ölmüştü. Odanın ses yalıtımı çok iyi olduğundan dışarıya neredeyse hiçbir ses çıkamadı. Şenol Jesus'u alıp odanın arka tarafında görünmeyen kapıdan bir çukura attı. Ardından hiçbir şey olmamış gibi kanlı kıyafetlerini ve eldivenlerini de cesedin üstüne doğru attı. Çukura açılan kapıyı kilitleyip odasından çıktı. Kapıdan ne koku sızabilirdi ne ses ne ışık... Çok iyi yalıtılmış bir odaydı.

 Saatler sonra komşuları Jesus'un gelmediğini fark edip polisi aradılar ancak üzerinden 24 saat geçmediği için kayıp ilanı veremediler. Jesus o mahallede bir daha görülmeyecekti lakin bunu sadece Şenol biliyordu.

 

BÖLÜM 8: Tedirgin

 

 Pablo, Şenol'la konuşmak için yanına gitti. Jesus haftalardır yoktu. Pablo "Esco, Jesus'a ne oldu? En son seninle konuşurken görmüştüm." dedi. Şenol bir hayli tedirgindi. Her yerde "Jesus Christ Fairy kayıp" ilanlarını görüyor ve polisin peşinde olduğunu seziyordu. Şenol "Benim odama geçelim Pablo." dedi. Sesi titriyordu. birkaç hafta önceki gür, tok ve korkutucu sesi gitmiş; titrek, hüzünlü, korkak bir ses gelmişti. Pablo, Jesus'un öldüğünü düşünmeye başlamıştı. Ancak buna ihtimal vermek istemiyordu. Şenol'un odasına geldiklerinde Şenol "anahtarı al ve şu kapıyı aç, dikkat et de çukura düşme." dedi. Pablo korkuyla açtı ve aynı korkuyla çukurdaki cesede baktı. Çürümeye başlamıştı ve kokuyordu. Pablo daha fazla dayanamayıp kapıyı kapattı ve tekrar kilitledi. Sonra "Escobar, bu yakıştı mı şimdi sana? Neyse ne, ben seni savunurum, gerekirse suçu bile üstlenirim." dedi. Escobar Şenol, Pablo'ya dönüp "Gerek yok Pablo'm. Ben hallederim." dedi ve odadan çıktılar.

 O sırada polis departmanı didik didik her yeri arıyor ve Jesus'u bulmaya çalışıyordu. Polis memuru Vanessa White, yanındaki diğer memur Kennedy Johns'a dönüp "Bu adamın ölmediği ne malum? 7 haftadır kayıp bir insanı arıyoruz! Büyük ihtimalle bir cinayete kurban gitti." dedi. Kennedy "Bilmiyorum Memur White. Cinayete kurban bile gitmiş olsa bulmak zorundayız." dedi ve komşuları sorgulamaya devam ettiler. En son Jesus'un evine geldiklerinde daktilo ile yazılmış bir yazı gördüler. Yazıda "Jesus 7 hafta önce öldürüldü. Onu kimin öldürdüğünü biliyorum ancak söylersem ben de ölürüm." yazıyordu. Yazan kişinin adı veya soyadı yazmıyordu. Polis memurları bunu alıp departmana götürdüler. İncelemelerde hiçbir şekilde parmak izi çıkmadı. Kağıt özellikle parmak izi çıkmasın diye eldivenle tutulmuştu büyük ihtimalle.İnceleyen memurlar yazının alelacele yazıldığını belirtiyordu. Panik havası vardı kağıttaki yazıda.

 Şenol saatler sonra telefonu kaldırıp Mike'ın numarasını tuşladı. Odasındaki tek telefon Graham Bell zamanından kalma gibi duran telefondu. 1970'lerde kullanılan telefonlardan kullanıyordu. Telefondan "Alo, ben Mike!" diye ses geldi. Şenol "Mike, ben Şenol, senden önemli bir şey isteyeceğim, bunun için New Park'a gelir misin?" dedi. Mike durdu önce. Bir şey söyleyecek gibi oldu sonra lafını değiştirip "Tamam Şenol, seni parkta bekliyor olacağım." dedi ve telefonu kapattı.

 

BÖLÜM 9: 2. Cinayet ve Polisin Şüpheliler Listesi

 

 Şenol ve Mike, New Park'ta saat 14.00'da buluştular. Şenol soğukkanlı gibi görünse de içten içe korkuyor ve nedenini bilmediği bir dinleniyoruz, takip ediliyorum hissiyle dolaşıyordu. Son günlerde neredeyse her gün polis memurlarını görüyor, iyiden iyiye sokağa çıkamaz olmuştu. Mike "Evet, Escobar Şenol ne oldu?" diye sordu. Mike normal bir görev alıyormuş gibi rahattı. Şenol ise sadece "Benim için 1 kişiyi vurmanı istiyorum, yani oldukça tehlikeli ama öyle: Polis Memuru Vanessa White." dedi. Etrafını sürekli kontrol ediyordu. Mike "Peki ama bana ödeme mi yapacaksın, başka bir şey mi vereceksin?" dedi. Mike sanki bu görevleri yıllardır yapıyormuş gibi konuşuyordu. Şenol o sırada geçiştirme bir cevap olarak "20.000 dolar veririm." dedi. Aslında o an aklında daha fazla değer vardı ama acele ile söyleyince o 20.000 dolar olmuştu.

 Bu sırada polisler ve diğer ekipler bütün Washington'u aramaya başlamıştı. Memur Vanessa White ve Kennedy Johns, Sea Traveler'ın kapısına gelmiş ve Pablo'yla bir konuşmaya girmişlerdi. Pablo hiçbir şey söylememiş, kayıp vakasıyla alakalı sorulara net yalanlar söylemişti. Fakat yalanlarının hiçbiri anlaşılmıyordu. Hepsi birbirine paralel yalanlardı ve oldukça düzgün konuşmuştu.

 Mike bir ağacın dalları arasında tüfeği ile Vanessa'ya nişan almış bekliyordu. Şenol'un "Vur" emri gelmeden vuramazdı. Şenol sakince "Vur." dedi. Mike tekrar nişan aldı. Tam ateşlediği sırada Vanessa aradan çekildi ve kurşun kapının hemen arkasındaki bir kadına isabet etti. Polis memurları ateş sesinin geldiği yöne baktığında Mike çoktan tüymüştü. Vanessa hemen içerideki kıza baktı. Vurulan kız Izabela'ydı ve kalbinden vurulmuştu. Bu sırada Şenol bir şey bilmiyormuş gibi geldi vepolislerin başına üşüştüğü kişiye baktı. Sonra Pablo'ya dönüp "Pablo" dedi "Izabela..." derken gözü karardı, başı döndü. Izabela kanlar içinde yerde yatıyordu. Şenol o an dengesini kaybetti. Başını kaldırım taşına vurduktan sonra bilinci kapandı. Gözlerini tekrar açtığında hastane odasındaydı. Polisler Şenol uyandıktan sonra onun 2 gün daha hastanede kalmasına izin verdiler. Bu sırada Izabela çoktan ölmüştü. 2 gün sonra Şenol hastaneden taburcu oldu.

 Polis memurları aynı gün Şenol'u alıp karakola götürdüler. Dedektif David Peter Kerry, Şenol'a "Yaşın kaç?" diye sordu. soğuk bir sorguydu bu. Şenol titreyen sesiyle "16, dedektif, 16 yaşındayım." dedi. dedektif biraz daha yumuşak bir dile geçti ama hala sertti. Sonra "Peki annen baban nerede senin?" diye sordu. Sonuçta hala bir çocuktu. Şenol "Annem beni evden kovdu, babam ben çok küçükken bizi terk etti." dedi. Ses tonu ağlamaklı olmuştu. Dedektif notlarına baktı. Notlarında "Şüpheliler" kısmındaki Şenol Sümbüllü ismini karaladı ve Şenol'un gitmesine izin verdi. Diğer şüphelileri bulması biraz zor olacaktı.

 

BÖLÜM 10: Polisin Yakın Takibi ve Paranoya

 

 Şenol mekana döndüğünde Pablo'yu odasına çağırdı. "Pablo, Izabela'nın orada ne işi vardı?" diye sordu. Sesinde sinir ve kırgınlık hissediliyordu. Pablo "Onu memur White çağırdı. İkimizi sorguya çektiler Jesus konusunda. White tam "Jesus'la musibeti olan birini biliyor musunuz?" derken arabadan bir şeye baktı ve bir patlama sesi geldi." diyerek özetledi bütün konuyu. Şenol "Polis hepimizi yakın takibe alacak." dedi ve ekledi "Eğer birimiz bile söylerse hepimiz tutuklanırız."

 Polis memurları bu sırada diğer evlerin kamera kayıtlarını inceliyordu. Kurşunun geldiği yeri gören tek bir kamera vardı o da Izabela'nın öldürüldüğü gün bozulmuştu. Polis memurları son olarak sea Traveler'ın mekanına geldiler. Kapıyı bu sefer Şenol açtı. Polis memuru "Evde arama yapmak için iznimiz var, lütfen evdeki herkes çıksın." dedi. Şenol, Pablo'ya dönüp "herkesi çıkar ve odanın kapısındaki ufak düğmeye bas." dedi kısık sesle. Pablo "Arkadaşlar, evde arama olacak, haydi dışarı!" dedi. Evden 8 kişiye yakın kişi çıktı.

 Polis memurları içeri girdi. Ev hayli büyüktü ve 40 kişi rahatlıkla sığabilirdi. Salonda büyük bir piyano vardı. 2 televizyon, bir elektro gitar amfisi, ufak bir sahne vardı. Evin alt katına indiler. burası daha çok depo gibiydi ve birkaç tane motor dışında sadece bir kitaplık vardı. Garaja açılan ve motorların geçebilmesi için olan kapıdan geçtiler ve garaja çıktılar. Garajda ise hiçbir şey yoktu. Motorları tamir etmek dışında kullanılabilecek malzeme azdı.

 Memurlar "Evinizdeki aramayı yaptık, şimdi içeri girebilirsiniz. Ev de hayli büyükmüş." diyerek çıktılar. Şenol alt kata indi hemen. Görmesi zor olan düğmeye basıp kitaplıktaki kapıyı açtı. Jesus'un cesedine bakıp daha da çürüdüğünü gördü. Sonra sandalyesine geçip tam karşısındaki televizyonu açtı.

 

 

DEVAM EDECEK