LightReader

Kırık Göğün Mirasçısı

Arda_Bulut
7
chs / week
The average realized release rate over the past 30 days is 7 chs / week.
--
NOT RATINGS
213
Views
VIEW MORE

Chapter 1 - Kırık Göğün Mirasçısı

ARC 1 — Sessiz Dağın Çocuğu

Bölüm 1 — Sis Altındaki Yol

Kuzey sınırındaki dağlar yılın çoğu zamanında sisle kaplı olurdu.

Bu sis sıradan değildi. Köyde yaşayan yaşlılar, bu dağların eskiden büyük ustaların savaşlarına sahne olduğunu söylerdi. Onlara göre dağın içine sinmiş olan enerji hâlâ tamamen kaybolmamıştı.

Ama yıllar geçtikçe bu hikâyeler yalnızca yaşlıların anlattığı eski masallara dönüşmüştü.

Artık kimse gerçekten inanmıyordu.

Dağın eteklerinde küçük bir köy vardı. Taş evler rüzgâra karşı sırtını dönmüş gibi dizilmişti. Dar sokaklarda sabahın erken saatlerinde bile hayat başlardı.

Avcılar hazırlanır, çiftçiler tarlalara giderdi.

Ama köyün dışındaki eski patikada yalnız yürüyen biri vardı.

Lin Yue.

Omzunda odun taşıyan sıradan bir köylü gibi görünüyordu ama adımları alışılmış köylü adımlarından farklıydı. Dengeli ve dikkatliydi.

Patikanın sonunda eski bir açıklık vardı.

Lin Yue odunları yere bıraktı.

Sonra küçük bir bez torbadan tahta bir kılıç çıkardı.

Yıllardır kullandığı bir kılıçtı.

Kılıcı kaldırdı.

Bir adım attı.

Ve darbe indirdi.

Hava yarıldı.

Sonra tekrar.

Ve tekrar.

Her hareket aynıydı. Sabit, disiplinli, tekrar eden bir ritim.

On yıl boyunca her gün bunu yapmıştı.

Kimse öğretmemişti.

Kimse yönlendirmemişti.

Ama Lin Yue, dağın içinde bir şey olduğunu hissediyordu.

Kılıcı tekrar kaldırdığı sırada arkasından bir ses geldi.

"Yine mi?"

Lin Yue durdu.

Arkasını döndüğünde patikanın başında bir adam gördü.

Wei Shan.

Köyün en iyi avcısıydı. Omzunda bir yay taşıyordu.

Adam birkaç adım yaklaştı ve yerdeki kılıca baktı.

"On yıldır bunu yapıyorsun."

Lin Yue omuz silkti.

"Belki bir gün işe yarar."

Wei Shan kısa bir kahkaha attı.

"Dağın içindeki enerji damarları çoktan kurudu. Tarikatlar burayı yüz yıl önce terk etti."

Bir an durdu.

Sonra ekledi:

"Gerçek ustalar başka yerlere gider."

Lin Yue cevap vermedi.

Sadece dağın zirvesine baktı.

Sis ağır ağır hareket ediyordu.

Wei Shan başını salladı.

"İnatçı birisin."

Daha fazla konuşmadan köye doğru yürüdü.

Lin Yue tekrar yalnız kaldı.

Tahta kılıcı yere bıraktı.

Sonra patikadan yukarı doğru yürümeye başladı.

Bu yol köylülerin kullanmadığı eski bir yoldu.

Ağaçlar sıklaşmıştı. Toprak daha nemliydi.

Bir süre sonra yerde yarı gömülü bir taş sütun gördü.

Lin Yue diz çöktü.

Üzerindeki toprağı temizledi.

Sütunun üzerinde aşınmış semboller vardı.

Çok eski görünüyordu.

Lin Yue parmaklarıyla sembolleri takip etti.

Tam o anda taşın içinden zayıf bir titreşim geçti.

Lin Yue elini çekti.

Titreşim tekrar etti.

Rüzgâr bir anda kesildi.

Orman sessizleşti.

Lin Yue kaşlarını çattı.

Bu normal değildi.

Tekrar elini taşın üzerine koydu.

Bu sefer sembollerden biri soluk bir ışıkla parladı.

Lin Yue'nin kalbi hızlandı.

Bir an boyunca hiçbir şey olmadı.

Sonra zihninin derinliklerinde ağır bir his belirdi.

Sanki çok eski bir şey…

yavaş yavaş uyanıyordu.

Bir düşünce yankılandı.

Net.

Sessiz.

Ama inanılmaz derecede ağır.

"...Sonunda biri geldi."

Lin Yue'nin nefesi kesildi.

Çevresine baktı.

Ormanda kimse yoktu.

Ama ses tekrar geldi.

"Çok uzun süre bekledim."

Lin Yue yavaşça konuştu.

"Sen… kimsin?"

Sütunun üzerindeki semboller birer birer parlamaya başladı.

Sis dağın üstünden aşağı doğru akıyordu.

Ve o anda Lin Yue şunu fark etti:

Bu dağ gerçekten boş değildi.

Sadece… çok uzun zamandır uyuyordu.

Bölüm 2 — Uyanan Miras

Taş sütunun üzerindeki semboller soluk bir ışıkla parlıyordu.

Lin Yue elini geri çekmek istedi ama parmakları taşın yüzeyine yapışmış gibi hissettirdi.

Sanki sütunun içindeki enerji onu bırakmak istemiyordu.

Orman hâlâ tamamen sessizdi.

Ne rüzgâr vardı ne kuş sesi.

Sonra o ses tekrar duyuldu.

Bu sefer daha netti.

"Adını söyle."

Lin Yue birkaç saniye konuşamadı. Kalbi hızla atıyordu ama zihni beklediğinden daha sakindi.

"Lin Yue."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra ses tekrar konuştu.

"Kan bağın zayıf… ama iraden güçlü."

Sütunun üzerindeki ışık bir anda genişledi.

Semboller birbirine bağlanan çizgiler gibi hareket etmeye başladı.

Lin Yue'nin avucuna sıcak bir his yayıldı.

"Bu dağın altında gömülü olan miras," dedi ses, "zayıf olanlara verilmez."

Lin Yue kaşlarını çattı.

"Ben senden bir şey istemedim."

Bu cevap birkaç saniyelik sessizlik yarattı.

Sonra ilk kez seste hafif bir değişim oldu.

Sanki… memnun olmuş gibiydi.

"İyi."

Taş sütunun ortasında ince bir çatlak oluştu.

Çatlak yavaşça açıldı.

İçinden küçük, siyah bir parça düştü.

Bir taş parçası.

Ama sıradan görünmüyordu.

Yüzeyi tamamen pürüzsüzdü ve ışığı emiyor gibiydi.

Lin Yue taşı yerden aldı.

Dokunduğu anda göğsünün içinde ani bir baskı hissetti.

Sanki kalbinin etrafında görünmeyen bir enerji dönmeye başlamıştı.

Zihninde görüntüler patladı.

Yıldızlarla dolu karanlık bir gökyüzü.

Devasa savaşlar.

Dağları parçalayan ustalar.

Ve sonra…

Göğü ikiye bölen bir çatlak.

Lin Yue bir adım geri sendeledi.

Nefesi ağırlaşmıştı.

"Bu ne?"

Ses yavaşça cevap verdi.

"Göğün kırıldığı günü gördün."

Lin Yue başını kaldırdı.

"Göğün… kırılması mı?"

"Bu dünya eskiden çok daha büyüktü."

Ses ağır ve eskiydi.

"Ve o savaş her şeyi değiştirdi."

Taş Lin Yue'nin avucunda tekrar titreşti.

Sonra enerji aniden içine çekildi.

Her şey tekrar sessizleşti.

Sütunun üzerindeki ışık söndü.

Orman normal haline döndü.

Ama Lin Yue'nin göğsünde hâlâ garip bir sıcaklık vardı.

Bir şey değişmişti.

Ve o bunu açıkça hissedebiliyordu.

Bölüm 3 — İlk Kıvılcım

Lin Yue dağdan indiğinde güneş çoktan yükselmişti.

Köyde sabah hareketliliği başlamıştı.

Ama Lin Yue'nin zihni hâlâ dağdaki olaylarla doluydu.

Avucundaki siyah taşı sıkıca tutuyordu.

Taş artık sessizdi.

Ama içinden hâlâ zayıf bir enerji hissediliyordu.

Lin Yue kulübesine girdi.

Kapıyı kapattı.

Sonra yerde bağdaş kurarak oturdu.

Derin bir nefes aldı.

"Enerjiyi hisset…"

Köyde yaşlı bir adam yıllar önce ona bunu söylemişti.

Ama Lin Yue o zamandan beri gerçek bir şey hissedememişti.

Ta ki bugüne kadar.

Bu sefer gözlerini kapattı.

Ve bekledi.

Birkaç saniye geçti.

Sonra…

Bir şey oldu.

Çevredeki havada ince bir hareket hissetti.

Sanki görünmeyen bir akıntı vardı.

Enerji.

Lin Yue'nin gözleri aniden açıldı.

"Bu…"

Kalbi hızlandı.

On yıl boyunca hiçbir şey hissetmemişti.

Ama şimdi enerji açıkça hissediliyordu.

Siyah taş elinde hafifçe ısındı.

Enerji vücuduna doğru çekiliyordu.

Yavaşça.

Ama durmadan.

Lin Yue tekrar gözlerini kapattı.

Enerjiyi yönlendirmeye çalıştı.

Enerji göğsüne ulaştı.

Sonra damarlarına yayıldı.

Bir anda keskin bir acı hissetti.

Sanki vücudu bu güce alışık değildi.

Lin Yue dişlerini sıktı.

Geri çekilmedi.

Enerji birkaç dakika sonra sakinleşti.

Vücudunun içinde zayıf ama sabit bir akış oluşmuştu.

Lin Yue gözlerini açtı.

Nefesi ağırdı.

Ama yüzünde şaşkın bir ifade vardı.

"Qi…"

Gerçekten başlamıştı.

On yıl boyunca kapalı olan kapı sonunda açılmıştı.

Ama Lin Yue'nin bilmediği bir şey vardı.

Dağın zirvesindeki taş sütun tamamen parçalanmıştı.

Ve kırık sütunun içinden yayılan enerji…

çok uzaklarda birinin dikkatini çekmişti.

Karanlık bir odada oturan yaşlı bir adam gözlerini açtı.

Önündeki kristal titriyordu.

Adam yavaşça fısıldadı.

"Sonunda… biri mührü uyandırdı."

Odanın içindeki hava ağırlaştı.

"Demek miras hâlâ yok olmadı."

Adam ayağa kalktı.

Ve pencereden kuzey dağlarına baktı.

"Çocuğu bulun."

Bölüm 4 — Değişen Nefes

Lin Yue gece boyunca uyuyamadı.

Kulübenin içi sessizdi ama vücudunun içinde dolaşan enerji o sessizliği bozuyordu.

Her nefes alışında göğsünde ince bir sıcaklık hissediyordu.

Siyah taş avucunda duruyordu.

Artık ışık yaymıyordu ama Lin Yue onun sıradan bir şey olmadığını biliyordu.

Gözlerini kapattı.

Tekrar enerjiye odaklandı.

Bu sefer his daha netti.

Çevredeki havada ince bir akıntı vardı. Görülmeyen ama hissedilen bir şey.

Qi.

Lin Yue yavaşça nefes aldı.

Enerji vücuduna girdi.

Damarlarında dolaşmaya başladı.

Ama bu sefer acı daha güçlüydü.

Kasları gerildi.

Sanki vücudu içten parçalanıyordu.

Lin Yue dişlerini sıktı.

"Dayan…"

Enerji birkaç dakika boyunca vücudunda dolaştı.

Sonra yavaşça sakinleşti.

Lin Yue gözlerini açtı.

Ellerini kaldırdı.

Parmaklarında hafif bir titreme vardı.

Ama gücü hissedebiliyordu.

Zayıf olsa bile…

gerçekti.

Lin Yue derin bir nefes verdi.

"Demek Qi Toplama böyle başlıyor."

Bölüm 5 — İlk Çatışma

Ertesi sabah köy normal görünüyordu.

Ama Lin Yue için her şey farklıydı.

Rüzgârın hareketini daha net hissediyordu.

Adımları daha dengeliydi.

Sanki vücudu biraz daha hafif olmuştu.

Lin Yue köy meydanından geçerken birkaç genç adam yolunu kesti.

Öndeki kişi Zhao Kang'dı.

Köyün kasap oğluydu.

Geniş omuzlu, kaba biri.

Zhao Kang Lin Yue'ye küçümseyerek baktı.

"Yine dağa mı gidiyorsun?"

Lin Yue cevap vermedi.

Yürümeye devam etmek istedi.

Ama Zhao Kang kolunu tutarak onu durdurdu.

"Duyduğuma göre dağda gizli hazineler arıyormuşsun."

Diğerleri güldü.

Lin Yue kolunu kurtarmaya çalıştı.

"Bırak."

Zhao Kang gülümsedi.

"Ya bırakmazsam?"

Eskiden Lin Yue böyle durumlarda geri çekilirdi.

Ama bu sefer içinden farklı bir his yükseldi.

Vücudunun içindeki Qi hafifçe hareket etti.

Lin Yue Zhao Kang'ın kolunu itti.

Beklenmedik şekilde güçlü bir hareketti.

Zhao Kang bir adım geriye sendeledi.

Gülüşler aniden kesildi.

Zhao Kang kaşlarını çattı.

"Ne yaptın sen?"

Lin Yue de şaşırmıştı.

Ama bunu belli etmedi.

"Yolumdan çekil."

Zhao Kang'ın yüzü karardı.

Yumruğunu kaldırdı.

"Demek kendini güçlü sanıyorsun."

Yumruk Lin Yue'ye doğru geldi.

Lin Yue refleksle yana kaydı.

Yumruk boşluğa gitti.

Lin Yue'nin vücudu sanki daha hızlı tepki veriyordu.

Qi'nin etkisi.

Zhao Kang tekrar saldırdı.

Bu sefer Lin Yue kolunu kaldırdı ve darbe karşılandı.

Çarpışma sert oldu.

Ama Zhao Kang'ın gözleri büyüdü.

Lin Yue eskisi kadar zayıf değildi.

Bir anlık boşlukta Lin Yue ileri adım attı.

Omzuyla Zhao Kang'ı itti.

Zhao Kang dengesini kaybedip yere düştü.

Meydanda sessizlik oldu.

Kimse böyle bir şey beklemiyordu.

Zhao Kang yerde birkaç saniye kaldı.

Sonra öfkeyle ayağa kalktı.

Ama bu sefer saldırmadı.

Sadece Lin Yue'ye baktı.

"Bu iş burada bitmedi."

Sonra arkasını dönüp gitti.

Lin Yue derin bir nefes aldı.

Kalbi hızlı atıyordu.

Ama içinde yeni bir duygu vardı.

Artık tamamen güçsüz değildi.

Bölüm 6 — Uzak Gözler

Aynı günün akşamı.

Kuzey dağlarından çok uzakta bir şehir vardı.

Şehrin ortasında siyah taşlardan yapılmış büyük bir salon bulunuyordu.

Salonun içinde birkaç kişi diz çökmüş halde bekliyordu.

Ortada yaşlı bir adam oturuyordu.

Gözleri kapalıydı.

Önündeki kristal küre yavaşça dönüyordu.

Bir anda küre titredi.

Yaşlı adam gözlerini açtı.

"Enerji tekrar hareket etti."

Salon sessizleşti.

Diz çöken adamlardan biri başını kaldırdı.

"Efendim?"

Yaşlı adam kuzeye doğru baktı.

"Dağdaki mühür kırıldı."

Adamın sesi ağırdı.

"Birisi mirası uyandırdı."

Salondaki herkes dondu.

Bir süre sonra biri sordu.

"Bir usta mı?"

Yaşlı adam başını salladı.

"Hayır."

Küreye tekrar baktı.

İçinde belirsiz bir görüntü oluşuyordu.

Dağ.

Sis.

Ve genç bir siluet.

"Bir çocuk."

Adamın gözleri daraldı.

"Eğer o miras gerçekten uyanmışsa…"

Salonun içindeki hava ağırlaştı.

"Onu bulmalıyız."

Yaşlı adam yavaşça ayağa kalktı.

"Ya bizim tarafımıza geçecek."

Kısa bir duraklama oldu.

Sonra soğuk bir tonla devam etti:

"Ya da hiç büyümesine izin vermeyeceğiz."

Bölüm 7 — Dağın Derin Nefesi

Lin Yue o gece tekrar dağa çıktı.

Köy çoktan sessizleşmişti. Evlerin pencerelerinde birkaç soluk ışık dışında hiçbir hareket yoktu. Gökyüzünde ay ince bir yay gibi duruyordu.

Patika karanlıktı ama Lin Yue yolu ezbere biliyordu.

Her adımında vücudunun içindeki enerji hafifçe titreşiyordu.

Bu his hâlâ yabancıydı.

Ama aynı zamanda garip bir şekilde… doğru geliyordu.

Bir süre sonra eski taş sütunun bulunduğu açıklığa ulaştı.

Sütun artık tamamen parçalanmıştı.

Taş parçaları yere dağılmıştı.

Lin Yue diz çöktü.

Elini kırık taşlardan birine koydu.

Enerji çok zayıftı ama hâlâ oradaydı.

Tam o anda avucundaki siyah taş hafifçe ısındı.

Lin Yue hemen gözlerini kapattı.

Enerjiye odaklandı.

Bu sefer çevredeki Qi çok daha net hissediliyordu.

Dağın içinden yavaş yavaş yükselen bir akıntı vardı.

Lin Yue nefesini düzenledi.

Enerjiyi içine çekti.

Qi vücuduna girdiği anda kasları tekrar gerildi.

Ama bu sefer ilk gecedeki kadar kaotik değildi.

Enerji göğsünde toplanıyordu.

Siyah taş sıcaklaştı.

Sonra Lin Yue'nin zihninde bir şey açıldı.

Sanki çok eski bir kapı.

Görüntüler belirdi.

Bir adam.

Uzun saçlı, siyah zırhlı bir savaşçı.

Elinde uzun bir kılıç vardı.

Adam bir dağın tepesinde duruyordu.

Önünde yüzlerce kişi vardı.

Sonra savaşçı kılıcını kaldırdı.

Ve bir adım attı.

Kılıç havayı yararken gökyüzü bile titredi.

Enerji bir dalga gibi yayıldı.

Lin Yue'nin zihninde bir ses yankılandı.

"Göğü Kıran Adım."

Görüntü bir anda kayboldu.

Lin Yue gözlerini açtı.

Nefesi ağırdı.

"Bu… bir teknik mi?"

Avucundaki taş artık soğuktu.

Ama Lin Yue'nin zihninde o hareket hâlâ duruyordu.

Bir adım.

Tek bir adım.

Ama içinde korkunç bir güç vardı.

Lin Yue ayağa kalktı.

Toprağa baktı.

Derin bir nefes aldı.

Sonra adım attı.

Ama hiçbir şey olmadı.

Lin Yue kaşlarını çattı.

Tekrar denedi.

Bu sefer Qi'yi yönlendirdi.

Enerjiyi bacaklarına topladı.

Adım attı.

Toprak hafifçe çatladı.

Lin Yue dondu.

"...Bu gerçekten çalıştı."

Ama bir sonraki anda dizlerinin bağı çözüldü.

Enerjisi tamamen tükenmişti.

Yere oturdu.

Nefesi kesilmişti.

Ama yüzünde bir ifade vardı.

Kararlı bir ifade.

"Bir gün… bunu gerçekten yapacağım."

Bölüm 8 — Köydeki Değişim

Ertesi sabah köy meydanı alışılmadık şekilde kalabalıktı.

Lin Yue odun taşırken kalabalığı fark etti.

Meydanda yabancı biri vardı.

Uzun gri bir cübbe giyiyordu.

Belinde ince bir kılıç asılıydı.

Yanında köyün yaşlıları duruyordu.

Lin Yue kalabalığa yaklaşınca insanların fısıldaştığını duydu.

"Bir tarikat öğrencisiymiş…"

"Dağları araştırmaya gelmiş."

Lin Yue kaşlarını hafifçe çattı.

Tarikatlar bu bölgeyi çoktan terk etmişti.

Peki biri neden şimdi gelmişti?

Tam o anda gri cübbeli adam konuştu.

Sesi sakin ama otoriterdi.

"Birkaç gün önce kuzey dağlarında bir enerji dalgası hissedildi."

Kalabalık sessizleşti.

Adam devam etti.

"Tarikatım bu bölgeyi kontrol ediyor. Eğer biri yasak kalıntılarla oynadıysa ortaya çıkması gerekir."

Köy halkı birbirine baktı.

Kimse konuşmadı.

Lin Yue'nin kalbi hızlandı.

Adamın gözleri kalabalığın üzerinde dolaşıyordu.

Sonra bir anda Lin Yue'nin üzerinde durdu.

Birkaç saniye baktı.

Sonra yürümeye başladı.

Doğrudan Lin Yue'ye doğru.

Kalabalık yavaşça açıldı.

Adam Lin Yue'nin önünde durdu.

"Adın ne?"

Lin Yue kısa bir duraksamadan sonra cevap verdi.

"Lin Yue."

Adam birkaç saniye ona baktı.

Sonra hafifçe kaşlarını çattı.

"Garip."

Lin Yue sordu.

"Nesi?"

Adam kolunu kaldırdı.

Bir anlığına Lin Yue'nin etrafındaki havayı hissetti.

Sonra başını hafifçe salladı.

"Hiçbir şey."

Ama gözlerinde şüphe vardı.

Adam geri döndü.

Köy yaşlılarına baktı.

"Dağlara çıkacağım."

Köyün en yaşlı adamı başını salladı.

"Yol tehlikelidir."

Adam gülümsedi.

"Benim için değil."

Sonra dağa doğru yürümeye başladı.

Lin Yue onu izledi.

İçindeki huzursuzluk büyüyordu.

Çünkü adam tam olarak sütunun bulunduğu yöne gidiyordu.

Bölüm 9 — İlk Av

Gri cübbeli adam dağa doğru ilerliyordu.

Adımları sessizdi.

Ama gözleri dikkatliydi.

Lin Yue uzaktan onu takip ediyordu.

Ağaçların arasında saklanarak ilerliyordu.

Adam sıradan biri değildi.

Lin Yue bunu hissedebiliyordu.

Adam bir süre sonra taş sütunun bulunduğu açıklığa ulaştı.

Durdu.

Yerdeki kırık taşlara baktı.

Sonra diz çöktü.

Bir parçayı eline aldı.

Gözleri daraldı.

"Gerçekten kırılmış…"

Adam ayağa kalktı.

Etrafına baktı.

Sonra hafifçe konuştu.

"Buradasın."

Lin Yue'nin kalbi duracak gibi oldu.

Adam arkasını dönmeden devam etti.

"Çık."

Bir süre sessizlik oldu.

Lin Yue saklandığı yerden çıkmadı.

Adam iç çekti.

"Qi Toplama'nın ilk seviyesinde biri nefesini bu kadar saklayamaz."

Lin Yue'nin gözleri büyüdü.

Yavaşça ağaçların arasından çıktı.

Adam ona döndü.

Bir süre sessizce baktı.

Sonra sordu.

"Buraya ilk gelen sen miydin?"

Lin Yue cevap vermedi.

Adamın gözleri keskinleşti.

"Yalan söylemek zorunda değilsin."

Lin Yue sonunda konuştu.

"Eğer öyleyse ne olacak?"

Adam birkaç saniye sustu.

Sonra beklenmedik şekilde gülümsedi.

"Belki seni tarikata götürürüm."

Lin Yue şaşırdı.

"Tarikata mı?"

"Evet."

Adam taşları gösterdi.

"Burası eski bir kalıntı. Eğer gerçekten miras aldıysan potansiyelin var demektir."

Lin Yue dikkatle baktı.

"Ve eğer reddedersem?"

Adamın gülümsemesi yavaşça kayboldu.

Sessizlik oldu.

Sonra adam sakin bir tonla konuştu.

"Tarikatlar sırları paylaşmayı sevmez."

Rüzgâr tekrar esmeye başladı.

Adam elini kılıcına koydu.

"Bu yüzden seni götürmem gerekebilir."

Lin Yue'nin vücudundaki Qi hareketlendi.

Kalbi hızlandı.

İlk gerçek tehlike.

Adam yavaşça kılıcını çekti.

Metal sesi ormanda yankılandı.

"Görelim bakalım," dedi adam.

"Gerçekten miras alan kişi sen misin."

Bölüm 10 — İlk Kılıç

Ormanda rüzgâr hafifçe esiyordu.

Yapraklar birbirine sürtünürken çıkan ses dışında her şey sessizdi.

Gri cübbeli adam kılıcını çekmişti.

Parlak çelik ay ışığını yansıtıyordu.

Lin Yue birkaç adım geride duruyordu. Vücudundaki Qi huzursuz şekilde hareket ediyordu.

Adam kılıcı gevşek bir şekilde tutuyordu ama duruşu deneyimliydi.

Lin Yue bunu hemen fark etti.

Bu adam sıradan bir dövüşçü değildi.

Adam konuştu.

"Kaç yaşındasın?"

"On altı."

Adam kısa bir süre sustu.

"Ve Qi Toplama'ya yeni girdin."

Lin Yue cevap vermedi.

Adam başını hafifçe eğdi.

"İlginç."

Sonra birkaç adım yaklaştı.

Kılıcı hâlâ aşağıdaydı.

"Adım Chen Luo. Gölgeli Rüzgâr Tarikatı öğrencisiyim."

Lin Yue dikkatle baktı.

"Tarikatın beni neden ilgilendiriyor?"

Chen Luo gülümsedi.

"Çünkü dağın altındaki kalıntı bizim tarikata ait."

Lin Yue kaşlarını çattı.

"Ben bir şey çalmadım."

Chen Luo başını salladı.

"Çalmadın."

Sonra kılıcını kaldırdı.

"Uyandırdın."

Rüzgâr aniden sertleşti.

Chen Luo bir anda hareket etti.

Lin Yue'nin gözleri büyüdü.

Adam düşündüğünden çok daha hızlıydı.

Kılıç yukarıdan aşağı indi.

Lin Yue refleksle yana sıçradı.

Kılıç toprağı yararak yere saplandı.

Toprak parçaları havaya fırladı.

Chen Luo geri çekildi.

"Fena değil."

Lin Yue nefes aldı.

Kalbi hızla atıyordu.

"Beni öldürmek mi istiyorsun?"

Chen Luo başını salladı.

"Henüz değil."

Sonra ciddi bir tonla konuştu.

"Eğer gerçekten miras aldıysan… seni tarikata götürmem gerekir."

Lin Yue gözlerini daralttı.

"Ya reddedersem?"

Chen Luo bu sefer hiç gülmedi.

"Tarikat sırlarını korumayı sever."

Sözler basitti.

Ama anlamı açıktı.

Lin Yue'nin içindeki Qi hızlandı.

"Demek seçim yok."

Chen Luo omuz silkti.

"Gücün varsa seçim her zaman vardır."

Sonra tekrar saldırdı.

Bölüm 11 — Göğü Kıran Adım

Chen Luo'nun saldırısı bu sefer daha hızlıydı.

Kılıcı yatay bir çizgi çizerek geldi.

Lin Yue geri sıçradı.

Ama kılıcın ucu omzunu hafifçe çizdi.

Kan damladı.

Chen Luo kaşlarını kaldırdı.

"Reflekslerin fena değil."

Lin Yue dişlerini sıktı.

"Ben dövüşmek istemiyorum."

Chen Luo sakin bir sesle cevap verdi.

"Bu dünyada istemek pek önemli değildir."

Bir adım attı.

Qi vücudunda hareket etti.

Lin Yue bunu hissedebiliyordu.

Adamın enerjisi kendisininkinden çok daha güçlüydü.

"Qi Toplama üçüncü seviye," diye düşündü Lin Yue.

Bu büyük bir farktı.

Chen Luo tekrar konuştu.

"Son kez soruyorum."

"Benimle gelir misin?"

Lin Yue birkaç saniye sustu.

Sonra başını salladı.

"Hayır."

Chen Luo iç çekti.

"Yazık."

Bir anda ileri atıldı.

Kılıç doğrudan Lin Yue'nin göğsüne yöneldi.

Lin Yue'nin zihni hızlandı.

Kaçamazdı.

Bloklayamazdı.

O anda zihninde o görüntü tekrar belirdi.

Dağın tepesindeki savaşçı.

Tek bir adım.

Lin Yue nefes aldı.

Qi'yi bacaklarına topladı.

Chen Luo kılıcını indirirken Lin Yue ileri doğru adım attı.

"Göğü Kıran Adım."

Toprak çatladı.

Qi bir anda patladı.

Lin Yue'nin vücudu beklenmedik bir hızla hareket etti.

Chen Luo'nun gözleri büyüdü.

"Bu teknik—"

Cümleyi bitiremedi.

Lin Yue'nin omzu ona çarptı

Chen Luo birkaç metre geriye savruldu.

Toprağa kayarak durdu.

Orman tekrar sessizleşti.

Chen Luo ayağa kalktı.

Gözlerinde şaşkınlık vardı.

"İmkânsız…"

Lin Yue de şaşkındı.

Teknik gerçekten çalışmıştı.

Ama vücudu titriyordu.

Qi'si neredeyse bitmişti.

Chen Luo birkaç saniye ona baktı.

Sonra yavaşça gülümsedi.

Ama bu sefer gülüş farklıydı.

"Demek gerçekten mirası aldın."

Bölüm 12 — Yeni Yol

Ormanda sessizlik hâkimdi.

Chen Luo kılıcını yere sapladı.

Lin Yue temkinli şekilde duruyordu.

Adam bir süre konuşmadı.

Sonra sakin bir tonla sordu.

"Bu tekniği nereden öğrendin?"

Lin Yue cevap vermedi.

Chen Luo başını salladı.

"Anlıyorum."

Sonra etrafa baktı.

Kırık taşlar hâlâ yerdeydi.

"Bu kalıntı gerçekten önemliymiş."

Lin Yue dikkatle sordu.

"Şimdi ne olacak?"

Chen Luo ona baktı.

Uzun süre.

Sonra beklenmedik bir şey yaptı.

Kılıcını kınına koydu.

"Seninle savaşmam."

Lin Yue şaşırdı.

"Neden?"

Chen Luo hafifçe güldü.

"Çünkü az önce gördüğüm teknik sıradan bir miras değil."

Bir adım yaklaştı.

"Eğer seni öldürürsem tarikatta ödül alırım."

Bir an durdu.

"Eğer seni götürürsem… çok daha büyük bir ödül alırım."

Lin Yue kaşlarını çattı.

"Yani beni yakalayacaksın."

Chen Luo başını salladı.

"Hayır."

Lin Yue şaşırdı.

Chen Luo gökyüzüne baktı.

"Çünkü yalnız değilim."

Lin Yue'nin içi buz gibi oldu.

"Ne demek istiyorsun?"

Chen Luo ciddi bir sesle konuştu.

"Tarikat çoktan başka insanları gönderdi."

Rüzgâr tekrar esmeye başladı.

Chen Luo devam etti.

"Ve onlar benim kadar sabırlı değildir."

Lin Yue sessiz kaldı.

Sonra sordu.

"Peki sen neden söylüyorsun?"

Chen Luo omuz silkti.

"Belki merak ediyorum."

"Ne kadar ileri gidebileceğini."

Sonra köye doğru baktı.

"Eğer yaşamak istiyorsan buradan ayrıl."

Lin Yue'nin gözleri daraldı.

"Ne kadar zamanım var?"

Chen Luo kısa bir süre düşündü.

Sonra cevap verdi.

"En fazla üç gün."

Sonra arkasını döndü.

"Bir tavsiye."

Lin Yue bekledi.

Chen Luo konuştu.

"Bir sonraki sefere Göğü Kıran Adım'ı kullanmadan önce… Qi'ni iki kat güçlendir."

Bir an durdu.

"Yoksa o teknik seni öldürür."

Sonra ormanın karanlığına doğru yürüdü.

Lin Yue yalnız kaldı.

Dağ rüzgârı sertleşiyordu.

Ve Lin Yue ilk kez gerçekten anladı.

Artık geri dönüş yoktu.

Bölüm 13 — Üç Gün

Lin Yue dağdan köye indiğinde gece çoktan ilerlemişti.

Köy sessizdi. Rüzgâr taş evlerin arasından geçiyor, kapıların ve pencerelerin kenarlarında ince bir uğultu bırakıyordu.

Ama Lin Yue'nin zihni sessiz değildi.

Chen Luo'nun sözleri tekrar tekrar aklında dönüyordu.

"En fazla üç gün."

Kulübesine girdi.

Kapıyı kapattı.

Bir süre ayakta kaldı.

Sonra yavaşça yere oturdu.

Avucundaki siyah taşı masanın üzerine koydu.

Taş sessizdi.

Ama Lin Yue onun sıradan bir şey olmadığını artık biliyordu.

Derin bir nefes aldı.

"Demek… gerçekten peşime düşecekler."

Köyde kalamazdı.

Eğer tarikat insanları gelirse…

ilk bakacakları yer burası olurdu.

Ama gitmek de kolay değildi.

Bu köy onun bildiği tek yerdi.

Kapının dışında ayak sesleri duyuldu.

Lin Yue hemen ayağa kalktı.

Kapı tıklandı.

"Lin Yue."

Tanıdık bir sesti.

Wei Shan.

Lin Yue kapıyı açtı.

Avcı içeri girdi ve kapıyı kapattı.

Adamın yüzü ciddiydi.

"Bugün meydanda olanları gördüm."

Lin Yue bir şey söylemedi.

Wei Shan ona baktı.

Uzun süre.

Sonra yavaşça konuştu.

"Qi kullanıyordun."

Lin Yue sessiz kaldı.

Wei Shan iç çekti.

"Demek sonunda başardın."

Lin Yue başını kaldırdı.

"Bunu kimseye söyleme."

Wei Shan hafifçe güldü.

"Merak etme."

Bir an durdu.

Sonra ciddi bir sesle konuştu.

"Tarikat adamı neden seninle konuşuyordu?"

Lin Yue birkaç saniye düşündü.

Sonra cevap verdi.

"Dağdaki kalıntıyı buldum."

Wei Shan'ın yüzü sertleşti.

"Demek söylentiler doğru."

Lin Yue sordu.

"Ne söylentisi?"

Wei Shan pencereden dağa baktı.

"Bu dağ eskiden güçlü ustaların savaştığı bir yerdi."

Sonra tekrar Lin Yue'ye döndü.

"Eğer gerçekten bir miras bulduysan… peşine düşecekler."

Lin Yue başını salladı.

"Zaten düşmüşler."

Wei Shan'ın kaşları çatıldı.

"Ne kadar zamanın var?"

Lin Yue cevap verdi.

"Üç gün."

Kulübede sessizlik oldu.

Sonra Wei Shan yavaşça konuştu.

"Demek gitmen gerekiyor."

Lin Yue sessizce başını salladı.

Bölüm 14 — Ayrılık

Ertesi sabah güneş doğarken köy hâlâ sessizdi.

Lin Yue küçük bir çanta hazırlamıştı.

İçinde birkaç parça yiyecek, su ve tahta kılıcı vardı.

Kulübesinin önünde durdu.

Etrafına baktı.

Bu yer onun evi olmuştu.

Ama artık burada kalamazdı.

Arkasından bir ses geldi.

"Bu kadar erken mi gidiyorsun?"

Lin Yue döndü.

Wei Shan yürüyerek yaklaşıyordu.

Elinde uzun bir bez parçasına sarılı bir şey vardı.

Lin Yue sordu.

"Ne o?"

Wei Shan paketi uzattı.

"Aç."

Lin Yue bez parçasını çözdü.

İçinden gerçek bir kılıç çıktı.

Çelik basitti ama sağlam görünüyordu.

Lin Yue şaşırdı.

"Bu senin kılıcın."

Wei Shan omuz silkti.

"Artık avcılık yapacak kadar genç değilim."

Lin Yue başını salladı.

"Bunu alamam."

Wei Shan sert bir sesle konuştu.

"Alacaksın."

Sonra ekledi:

"Bu dağların dışında insanlar kibar davranmaz."

Lin Yue birkaç saniye sustu.

Sonra kılıcı aldı.

"Teşekkür ederim."

Wei Shan ona baktı.

"Lin Yue."

"Evet?"

Adam bir süre konuşmadı.

Sonra yavaşça söyledi.

"Geri dönebilirsen… dön."

Lin Yue gülümsedi.

"Deneyeceğim."

Sonra çantasını omzuna attı.

Ve köyden çıkan yola doğru yürümeye başladı.

Wei Shan onu izledi.

Lin Yue patikanın sonunda durdu.

Son kez köye baktı.

Sonra başını çevirdi.

Ve yürümeye devam etti.

Bölüm 15 — Avcılar

Lin Yue köyden ayrıldıktan birkaç saat sonra köy meydanına üç kişi geldi.

Hepsi siyah cübbe giyiyordu.

Gözleri sertti.

Köy halkı onları görünce sessizleşti.

Öndeki adam ileri çıktı.

Uzun boylu, keskin yüzlüydü.

"Bu köyün başı kim?"

Köyün yaşlısı öne çıktı.

"Benim."

Adam etrafa baktı.

Sonra sordu.

"Lin Yue nerede?"

Meydandaki hava bir anda ağırlaştı.

Yaşlı adam cevap verdi.

"Tanımıyorum."

Adam birkaç saniye ona baktı.

Sonra gülümsedi.

Ama bu gülümseme sıcak değildi.

"Yalan söylemek kötü bir alışkanlıktır."

Yanındaki adamlardan biri ileri çıktı.

Elini kaldırdı.

Bir anda güçlü bir enerji yayıldı.

Meydandaki taş zemin çatladı.

Köylüler korkuyla geri çekildi.

Adam tekrar sordu.

"Lin Yue nerede?"

Wei Shan kalabalığın arasından çıktı.

"Burada değil."

Adam ona döndü.

"Sen kimsin?"

Wei Shan sakin bir sesle konuştu.

"Bu köyün avcısı."

Adam birkaç saniye baktı.

Sonra yavaşça yürüyerek yaklaştı.

"Demek avcısın."

Bir an durdu.

Sonra fısıldadı.

"Peki av olduğunu fark ettin mi?"

Adamın eli hareket etti.

Enerji patladı.

Wei Shan geri savruldu.

Köylüler bağırdı.

Adam etrafa baktı.

"Çocuk nereye gitti?"

Wei Shan kan tükürdü.

Ama yine de konuştu.

"Bilmiyorum."

Adam başını salladı.

"Ne yazık."

Sonra arkasını döndü.

"Dağa gidiyoruz."

Üç adam köyden ayrıldı.

Meydan sessiz kaldı.

Wei Shan yerde yatıyordu.

Ama yüzünde hâlâ bir ifade vardı.

Kararlı bir ifade.

Çünkü Lin Yue çoktan köyden uzaklaşmıştı.

Ama o anda Lin Yue'nin bilmediği bir şey vardı.

Kuzey ormanlarında…

başka bir grup daha onu arıyordu.

Bölüm 16 — Ormanın Sessizliği

Lin Yue, köyden ayrıldıktan birkaç saat sonra ormanın derinliklerine girmişti. Güneş artık tamamen batmış, sadece ay ışığı ağaçların arasından sızıyordu. Patika kaybolmuş, yerini yabani bitkiler ve kökler almıştı.

Her adımında vücudundaki Qi titriyordu. Siyah taş avucundaydı, ama artık tek dayanağı değildi; göğsünde enerji kendi iradesiyle dönüyordu. Taş, Lin Yue'nin enerjisine uyum sağlamıştı, artık birbirlerini destekliyorlardı. Ama bu enerji hâlâ kontrol edilmesi gereken bir güçtü. Her yanlış hareket ölümcül olabilirdi.

Lin Yue durdu ve nefes aldı. Orman sessizdi… sessizlik içinde bir tuhaflık vardı.

Rüzgâr birden durdu. Yapraklar bile kımıldamıyordu. Enerji, çevrede bir akıntı gibi titredi.

Lin Yue gözlerini kısarak etrafa baktı. Kalbinin derinliklerinde bir his uyanıyordu: güçlü bir varlık yaklaşıyor. Sessizlik, ona karşı konulamaz bir tehlikenin geldiğini söylüyordu.

Tam o anda, çalılıkların arasından bir gölge fırladı. İri yarı bir yaratık, dört ayaklı, uzun tırnaklı, gözleri karanlık ve parlayan bir enerjiyle doluydu. Lin Yue'nin Qi'si bir an için geri çekildi; bu yaratık sıradan bir canavar değildi.

Lin Yue dizlerini hafifçe kırarak geriledi. Canavar hırladı ve hızla üzerine atladı.

Lin Yue ilk olarak kılıcını savurdu. Tahta kılıç değildi artık; içinde taşın ve kendi Qi'sinin etkisi vardı. Canavar kükredi ve darbe çarpıştı, bir enerji patlaması oldu, ağaç dalları kırıldı, yapraklar havaya fırladı. Lin Yue geriye savruldu ama dengesini korudu.

Canavar tekrar saldırdı. Bu kez Lin Yue, zihninde o görüntüyü hatırladı: Dağın tepesindeki savaşçı ve Göğü Kıran Adım.

Bir nefes aldı, Qi'yi bacaklarına ve kollarına topladı. Canavar üzerine atladığında, Lin Yue tek bir adım attı. Toprak çatladı. Adımı hızla genişledi ve canavarı savurdu.

Canavar birkaç metre geriye fırladı. Gözleri şoke olmuştu. Lin Yue'nin yüzü ter içinde ama ifadesi kararlıydı.

Lin Yue hızlı bir nefes aldı ve kılıcını kavradı. Canavar tekrar saldırırken Lin Yue Qi'yi yoğunlaştırdı ve Göğü Kıran Adım'ı ikinci kez kullandı. Bu sefer adımı daha kontrollü, enerji daha stabil. Canavar patlayan enerji karşısında yere devrildi.

Lin Yue kılıcı kaldırdı ama canavar hâlâ hareket ediyordu. Göğsünden bir hırıltı geldi; bu varlık tamamen ölmemişti. Lin Yue geri çekildi ve gözlerini kapattı. Qi'yi kontrol etmeye çalıştı, kalbinin içinde bir sıcaklık yayıldı.

"Bir sonraki sefer…" diye fısıldadı, "bu adım ölümü getirecek."

Canavar gözlerini kısarak geri çekildi ve karanlıkta kayboldu. Orman sessizleşti. Lin Yue'nin nefesi ağır ve düzensizdi. Vücudu yorgundu ama yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.

"Qi… daha da güçlü olmalı."

Bölüm 17 — Gizemli Tarikat

Lin Yue ormanda biraz daha ilerledi. Patika tamamen kaybolmuştu; sadece kendi hissi ve Qi'sinin yönlendirmesiyle ilerleyebiliyordu. Siyah taş avucundaydı ve artık onun enerjisini dengeliyordu.

Bir süre sonra uzaktan bir ışık gördü. Ateşin titrek ışığı, uzaktaki bir kamp alanından geliyordu. Sessizce yaklaşmak için çalılıkların arasına saklandı.

Kamp alanında üç kişi vardı: gri cübbeli Chen Luo ve iki başka siyah cübbeli figür. Lin Yue sessizce dinledi.

"Kalıntının enerjisi çok güçlü," dedi biri, sesi ciddi ve sertti. "Lin Yue hala hayatta mı?"

Chen Luo başını salladı. "Evet. Ama kendi başına Qi Toplama'ya yeni başlamış. Henüz ciddi bir tehdit değil. Ama hızla güçlenebilir. Eğer mirası öğrenirse, işler bizim için zorlaşır."

Diğer kişi kısa bir süre sustu. "Saldırmalı mıyız?"

Chen Luo başını çevirdi. "Hayır. Önce izleyeceğiz. Ama o köyden çıkarsa peşine düşeceğiz. Tarikat için bu bir fırsat."

Lin Yue sessizce geri çekildi. Kalbi hızlı atıyordu. Bu, ilk kez tarikatın gerçek güçlerini gördüğü andı. Bu insanların düşmanı olmak demek ölümle oynamak demekti.

Ormanın karanlığında sessizce geri çekildi. Bir plan yapmalıydı. Artık yalnızca canavarlar değil, insanlar da hedef olabilirdi.

Lin Yue durdu. Bir nefes aldı. Kılıcını sıkıca kavradı. "Qi Toplama'yı daha hızlı ilerletmem gerekiyor. Tarikat peşime düşecek ve ben hazır olmalıyım."

Yavaş yavaş dağın yönüne yürüdü. Siyah taş avucunda hafifçe parladı, sanki ona destek oluyordu.

Bölüm 18 — İlk Büyük Karşılaşma

Ertesi gün, Lin Yue dağın daha derin bölgelerinde ilerliyordu. Orman daha karanlık, havadaki enerji daha yoğun hâle gelmişti.

Bir anda önünde bir figür belirdi. Siyah cübbeli, uzun boylu, elinde kılıç. Chen Luo değildi ama yetenekli olduğu hemen hissediliyordu.

Lin Yue durdu. Qi'yi yoğunlaştırdı. Siyah taş hafifçe parladı.

Figür yavaşça ilerledi. Enerjisi çevreye yayıldı. Lin Yue bunu hissetti; karşısındaki kişi Qi Toplama'nın ikinci seviyesini aşmıştı.

Bir adım attı. Lin Yue Qi'yi bacaklarına topladı. Canavarla ilk savaşında öğrendiği her şeyi hatırladı.

Kısa bir sessizlik oldu. Sonra figür konuştu:

"Lin Yue… seni buldum. Mirasın peşindeyim. Teslim olursan zarar görmezsin."

Lin Yue başını salladı. "Teslim olmam. Bu güç benim ve kimseye vermeyeceğim."

Figür hafifçe gülümsedi. "Demek öyle."

Bir anda ileri atıldı. Qi yoğunlaştı, havayı titretti. Lin Yue hızlıca geri sıçradı. Tekrar Qi topladı ve Göğü Kıran Adım'ı hazırladı.

İkisi birbirine çarpıştı. Enerji patladı, ağaçlar kırıldı, toprak havaya savruldu. Lin Yue ilk kez gerçek bir insan düşmanla savaşıyordu. Canavarlar daha öngörülebilirdi; insanlar akıllı ve daha tehlikeliydi.

Lin Yue'nin nefesi kesildi ama Qi'si dalga dalga yayıldı. Her adımı daha sağlam, her darbesi daha hızlıydı. Siyah taş vücudunda uyum sağlayarak gücünü stabilize ediyordu.

Düşman birkaç adım geriye savruldu. Lin Yue ağır nefes aldı. Bu ilk ciddi karşılaşmasıydı ve hala zayıftı. Ama bir şeyi biliyordu: artık geri dönemezdi.

"Qi Toplama 2. seviyeye ulaşmalıyım… yoksa hayatta kalamam," diye düşündü.

Orman sessizleşti. Lin Yue'nin gözleri kararlıydı. Kılıcı sıkıca kavradı. Önünde duran düşman hâlâ sinsi bir gülümsemeyle ona bakıyordu.

Ve Lin Yue ilk kez fark etti: bu yol yalnızca güçlenerek devam edebilirdi.

Bölüm 19 — Usta ile Karşılaşma

Lin Yue dağın dik patikalarında ilerliyordu. Gözleri patikayı tarıyor, Qi'si vücudunda titreşiyordu. Avucundaki siyah taş hafifçe ısınıyordu; göğsünde dalgalar halinde yayılan enerji, yaklaşan tehlikeyi önceden hissettiriyordu.

Bir anda ağaçların arasından bir siluet belirdi: uzun boylu, iri yapılı, her adımıyla toprağı ezip geçen bir figür. Qi'si o kadar yoğun ve soğuktu ki, Lin Yue bir an geri çekildi.

"Lin Yue…" dedi derin ve keskin bir sesle. "Seninle konuşmam gerekiyor."

Lin Yue gözlerini kısarak baktı. "Sen… usta savaşçısısın değil mi?"

Adam başını eğdi. "Adım Luo Feng. Gölgeli Rüzgâr Tarikatı'nın usta savaşçısıyım. Sen mirası uyandırdın. Bu yüzden seni tarikatımıza götüreceğim. Ama önce seni test etmem gerek."

Lin Yue kılıcını sıktı. "Teslim olmam! Dövüşeceğim!"

Luo Feng kılıcını kaldırdı, enerji patladı. Lin Yue Qi'sini topladı ama hâlâ hazır değildi. Ustanın ilk saldırısı göğsüne çarptı, Lin Yue birkaç metre geriye savruldu ve baygınlık sınırına geldi.

"Henüz hazır değilsin," dedi Luo Feng soğuk bir sesle. "Ama seni tarikatımıza götürmek zorundayım."

Lin Yue baygın düşerken, Luo Feng onu dikkatle taşıdı. Patikadan ilerlediler; orman sessiz, ay ışığı sadece gölgeleri belli ediyordu.

Bölüm 20 — Yolun Ortasında Rüya

Lin Yue baygın bir şekilde yürüyüş sırasında rüya gördü.

Rüya karanlık ama göz kamaştırıcıydı: devasa dağlar, ikiye bölünmüş gökyüzü, yıldızlarla dolu savaş alanı. Ses yankılandı:

"Lin Yue… bu güç senin mirasın. Göğü Kıran Yeni Adım'ı öğren. İlk seviyesi bile güçlüdür; ama kullanırsan ölebilirsin. Kontrolünü kaybedersen, hem düşmanı hem kendini yok edersin."

Lin Yue nefes aldı. Ellerini açtı, göğsünde enerji yoğunlaştı, bacaklarına, kollarına ve parmak uçlarına yayıldı. Qi'si patlamak üzereydi.

Rüyada tekniğin temellerini gördü:

Adımın patlama gücü

Enerjiyi hem savunma hem saldırıda kullanma

İlk seviye bile büyük hasar verir ama kontrolsüz kullanımı ölümcül

Lin Yue nefesini tuttu. "Bunu… kullanabilir miyim?"

Gözlerini açtığında Luo Feng hâlâ yanındaydı, kılıcını kaldırmıştı. Lin Yue bir an durdu, sonra rüyada gördüğü Qi akışını hatırladı.

Bölüm 21 — Göğü Kıran Yeni Adım ve Kaçış

Luo Feng saldırmak için hamle yaptı. Lin Yue nefesini tuttu, Qi'yi tamamen vücuduna yaydı. Siyah taş avucunda parlıyordu, sanki onu destekliyordu.

"Göğü Kıran Yeni Adım!" diye fısıldadı Lin Yue.

Adım attı. Enerji patladı. Lin Yue istemeden ustaya çarptı ve Luo Feng'in kolu koptu. Kan fışkırdı. Lin Yue gözlerini açtı ve iki yandan devasa kayaların düşmeye başladığını gördü; Luo Feng'in vücudu kayaların altında kaldı, baygın düştü.

Lin Yue şok içinde geri çekildi. "Ne… yaptım ben?"

Qi'si hâlâ dalga dalga titreşiyordu ama artık kontrol altındaydı. Kendi gücünün farkına varmıştı; bu güç hem silah hem ölümcül bir riskti.

Lin Yue patikadan uzaklaşmaya başladı. Tarikata varmadan, yolun ortasında kaçıyordu. Göğsünde enerji hâlâ dönüyordu, kılıcı elindeydi. Rüzgâr taşları ve dalları savuruyordu, Lin Yue'nin kalbi hızlı atıyordu:

"Artık bu gücü öğrenip kontrol etmeliyim… kimseye bağımlı olmayacağım. Bu yol benim yolum!"

Lin Yue ormanda kaybolurken, arkada devasa kayaların altında yatan usta ve kopan kolu hâlâ göz önündeydi. Bu, Lin Yue'nin ilk gerçek gücünü ve tehlikesini fark ettiği andı.

Bölüm 22 — Yalnızlık ve İlk Adımlar

Lin Yue, Luo Feng'i kayaların altında bıraktıktan sonra derin orman patikasında yürüyordu. Her adımı sessiz, her nefesi derindi. Artık tarikatın gölgesi yoktu; tek başına, kendi gücüyle yüzleşecekti.

"Bunu kontrol etmeliyim…" diye düşündü. "Bu güç… eğer kontrol edemezsem, kendimi ve başkalarını yok ederim."

Lin Yue bir kayanın üzerine oturdu, avucundaki siyah taşı çıkardı. Taş hafifçe parlıyordu. Gözlerini kapattı, nefesini yavaşça düzenledi. Qi'si hâlâ dalgalar halinde vücudunu titretmekteydi, ama artık bilinçaltındaki rüya rehberliği sayesinde küçük bir kontrol sağlayabiliyordu.

İlk hedefi: Qi Toplama'yı geliştirmek ve Göğü Kıran Yeni Adım'ı stabilize etmek.

Lin Yue kollarını açtı. Qi'yi yavaşça avuçlarından ve kılıcına yaydı. Başlangıçta patlayıcı güç hissetti; ağaçlar ve taşlar etrafında hafifçe sallandı. Ama enerji kontrolsüz olduğundan birkaç kez neredeyse yere devrildi.

"Rüya… rehber olmalı," diye mırıldandı. "Enerjiyi önce kendimde kontrol etmeliyim, sonra kılıcıma aktarabilirim."

Saatlerce, günlerce ormanda Qi ile tek başına çalıştı. Her adımda, nefeste, kılıcını havada savururken enerjiyi hissetmeye başladı. İlk başta kılıcının sapı titriyordu, ama Lin Yue yavaşça kılıcını sadece Qi taşıyan bir kanal hâline getirmeyi öğrendi.

Ancak, henüz tam olarak uyumlu değildi; ilk denemede Qi'nin patlaması kılıcı tamamen parçalayacak kadar güçlüydü. Lin Yue'nin gözleri büyüdü:

"Bunu daha dikkatli yapmalıyım… sıradan kılıç bu kadar gücü kaldıramaz."

Lin Yue ayağa kalktı, kılıcının kırık parçalarını topladı ve derin bir nefes aldı. "Ama başardım… Qi'yi kılıca yönlendirmeyi hissettim. Şimdi bunu geliştirip kontrol edebilirim."

Ormanda yalnız, Lin Yue hem kendi sınırlarını hem de tekniğin sınırlarını keşfetmeye başlamıştı.

Bölüm 23 — İlk Karşılaşmalar

Ertesi gün, Lin Yue dağın daha yüksek bölgelerine ilerledi. Hava ince, rüzgâr sertti ve patika kayalıklarla doluydu. Qi'si her adımda vücudunu ısıtıyor, taşları ve çakılları titretiyordu.

Birden, uzaktan bir hareket fark etti. İki genç savaşçı, siyah ve gri cübbe giymiş, Luo Feng'ün öğrencileri olmalıydı. Lin Yue dikkatle Qi'sini topladı.

"Sen… Lin Yue değil misin?" dedi önlerinde duran gençlerden biri. "Tarikat, seni istiyor."

Lin Yue sessizce kılıcını tuttu. "Ben… artık kendi yolumu seçiyorum."

İkinci savaşçı gülümsedi. "O zaman bana karşı geliyorsun. Çok cesur, küçük çocuk."

Dövüş başladı. Lin Yue ilk kez kendi başına gerçek düşmanla karşılaşıyordu. Her adımda Qi'sini vücuduna ve kılıcına yönlendirdi. İlk hamlede düşmanı geriye savurdu, ama kontrol hâlâ tam değildi. Düşmanlar geri çekildi ve saldırıyı koordine etti.

Lin Yue nefesini derinleştirdi. Göğsünden Qi yükseldi, kılıcı enerjiyle doldu. Tekniğin ilk varyasyonunu uyguladı: enerjiyi kılıcına yükleyip, savurduğu noktada patlama oluşturmak.

Ancak, ilk denemede kılıcı kırıldı. Kılıç parçalandı, düşman şaşırdı, Lin Yue hafifçe geriledi. Ama Qi'si hâlâ güçlüydü; düşmanlar korkup geri çekildi.

"Artık biliyorum," dedi Lin Yue kendi kendine. "Kılıç sadece bir kanal. Önemli olan Qi'yi ve enerjiyi kontrol etmek. Her şey bende, kılıç sadece uzantım."

Düşmanlar geri çekilirken, Lin Yue onları izledi. İlk karşılaşma hem zafer hem uyarıydı. Gücünü kontrol etmesi gerekiyordu.

Bölüm 24 — Büyük Dünyaya Açılış

Haftalar boyunca, Lin Yue dağlarda yalnız eğitim yaptı. Göğü Kıran Yeni Adım'ı geliştirdi, Qi Toplama seviyesini artırdı ve kılıcına enerji yükleyip patlama etkisi yaratmayı öğrendi.

Her deneme, her düşman karşılaşması onu güçlendirdi. Dağların zirvesinde durduğunda, aşağıya baktı. Ormanın ötesinde, vadiler, nehirler, şehirler ve bilinmeyen topraklar uzanıyordu.

"Artık hazırım," dedi. "Bu dağlar bana

bana başladığım noktayı verdi. Şimdi… kendi yoluma devam etmeliyim."

Lin Yue derin bir nefes aldı. Siyah taş avucunda hafifçe parladı. Kılıcının kırık parçalarını taşısa da, Qi'si ona artık güç veriyordu. Artık sadece kılıçla değil, kendi gücüyle savaşabiliyordu.

Ve Lin Yue, dağdan aşağı inerken, gökyüzüne bakarak yeni bir yola ilk adımı attı: büyük dünyaya açılacak, kendi yolunu çizecek ve mirasın gerçek taşıyıcısı olacaktı.

Orman, taşlar, vadiler ve nehirler onun eğitim sahnesi olmuştu. Lin Yue artık yalnız bir çocuk değil, kendini keşfetmiş ve güçlerini kontrol etmeyi öğrenmiş bir savaşçıydı.

Bölüm 25 — Karşılaşma ve Kaçış

Lin Yue, dağların yüksek bölgelerinde yalnız yürürken, gözleriyle bir hareket fark etti. İki gölge hızla yaklaşmıştı: Luo Feng ve Chen Luo.

Luo Feng hâlâ kayaların altında kalmasına ve kolu kopmasına rağmen dimdik duruyordu. Enerjisi hâlâ güçlüydü ve gözlerindeki intikam ateşi korkutucuydu. Yanında Chen Luo vardı; o da eşit derecede güçlüydü, Lin Yue'nin daha önce karşılaştığı hiçbir düşman gibi değildi.

Lin Yue'nin kalbi hızla attı. "Kaçmalıyım…" diye düşündü, geri çekilmeye başladı.

Ama Chen Luo bir adım attı ve enerjisi dalga dalga yayıldı. Lin Yue'nin kaçışı neredeyse imkânsızdı.

"Dur, çocuk," dedi Luo Feng, sesi bir gölge kadar keskin. "Bu sefer… acıyı sen de tatacaksın. Kolunu keseceğim."

Lin Yue nefesini tuttu. Korku bir an için vücudunu sardı, ama Qi'si içten içe yoğunlaşmaya başladı.

Tam o anda bir mucize oldu.

Bölüm 26 — Mavi Elektrik Kılıcı

Lin Yue'nin avuçlarından ani bir patlama gerçekleşti. Qi, istemeden bir şekle büründü. Parlak mavi, rüzgarı ve elektriği andıran bir kılıç oluştu. Enerji dalgaları Luo Feng ve Chen Luo'yu geri püskürttü. İkisi bir adım geriye çekildi, gözleri büyülenmiş gibi Lin Yue'ye odaklandı.

Lin Yue kendini şaşkın hissetti, ama aynı zamanda güç dalgalarını hissetti. "Bu… benim mi oldu?"

Kılıcın enerjisi Lin Yue'nin elinde titredi, sanki kendi iradesiyle hareket ediyor ve Lin Yue'nin Qi'siyle uyum sağlıyordu.

Luo Feng ve Chen Luo geriledi, diz çöküp Lin Yue'ye tapıyormuş gibi durdu. Lin Yue'nin aklı karıştı:

"Beni… kralları sanıyorlar mı? Yoksa bu kılıcın etkisi onları mı büyüledi?"

Şüpheyle kılıcı birden yok etti. Enerji patlamasıyla kılıç kayboldu.

Luo Feng ve Chen Luo gözlerini açtı, ne olduğunu anlamaya çalıştı. Lin Yue nefesini derin aldı: "Kılıcın etkisi, yok olunca dağılmış… ama hâlâ bana bağlılar."

Chen Luo öfkeyle hamle yapmak istedi, ama Lin Yue tekrar Qi'sini odakladı. Bu sefer kafasında Qi'den oluşmuş bir taç belirdi; tıpkı kılıç gibi ama başına enerjiyle şekillenmişti.

O anda, Luo Feng ve Chen Luo tekrar büyülenmiş gibi Lin Yue'ye tapmaya başladı. Lin Yue şaşkın bir şekilde bunu izledi.

Bölüm 27 — Farkındalık ve Kontrol

Lin Yue başını salladı. "Bu… büyülenme, ama Qi'm azaldı… demek ki daha güçlü olmalıyım. Bu gücü kontrol etmeden, onları kalıcı olarak etkileyemem."

Lin Yue kendi iç Qi'sini yoğunlaştırdı. Nefesini derinleştirdi. Taç hâlâ kafasında parlıyordu, Luo Feng ve Chen Luo tamamen büyülenmişti. Lin Yue fark etti:

Bu iki güçlü insan ona tapıyor, korkuyor ve bağlı.

İç Qi'si yeterince güçlü değil; daha fazla enerji biriktirmeli.

Bu bağlılık sayesinde daha az insan tarafından fark edilip kaçabilir.

Lin Yue derin bir nefes aldı.