LightReader

kalbime baharı getiren adam

esin_aydın
7
chs / week
The average realized release rate over the past 30 days is 7 chs / week.
--
NOT RATINGS
0
Views
Synopsis
KALBİME BAHARI GETİREN ADAM 1.BÖLÜM BAZI DÜĞÜNLER KUTLAMA DEĞİLDİR Davullar çalıyor, zurnalar ötüyordu. Herkes gülüp eğlenip dağıtılan yemeklerin tadını afiyetle çıkarıyordu. Kısaca benden başka herkes mutlu mesut hayatına devam ediyordu. Hele babam… Beni parayla satmanın vermiş olduğu mutlulukla içiyor, eğleniyor, belki de hayatında hiç gülmediği kadar insanlara gülümsüyordu. Ya ben… Benim suçum neydi? Neydi benim günahım? Daha on sekiz yaşına girmeden, benden yaşça büyük bir adama satılmak mıydı kaderim? Hele satıldığım adam insanlıktan nasibini almamış, sapkın, işe yaramaz biriyse… Sırf parası var diye, güçlü diye, nüfuslu diye insanlar önünde el pençe duruyorsa bu muydu hayat? Bana yazılan bu muydu? Hiç itiraz etmeden, yalvarmadan, denemeden teslim mi olacaktım bana biçilen hayata? Otuzlu yaşlarında, işe yaramaz, kadir kıymet bilmez bir adamın ikinci karısı olarak yaşayıp, yirmili yaşlarımın ortasında en az üç çocuk doğurmuş; gündüzleri tarlada, bağda, bahçede çalışıp geceleri “erkeğim” deyip gönlünü hoş edecektim. Anasına babasına kulluk edip, dövmekten sakat bıraktığı ilk karısına hizmetçi mi olacaktım? Bu muydu benim kaderim? Gençliğimi, ömrümü, bedenimi, kadınlığımı bu adama mı verecektim? Kalbim bu adam için mi heyecanlanacak, bu adam için mi atacaktı? Ne kadar da saçmaydı yaşadıklarım… Herkes gülüp eğleniyor, yemekler yeniyor, davullar zurnalar en güzel namelerini insanlara bahşediyordu. Bu benim düğünümdü. Mutlu olmalıydım. Karşımda mutluluktan havalara uçan adam… Bu haydut olmamalıydı. Aklımda binlerce düşünce dönüp dolaşıyor, beynim kaynayan kazana atılmış gibi fokurduyordu. O an tekrar gözüm babam olacak cani adama takıldı. Gülüyordu. Ben ağlarken, yas tutarken o gülüyordu. O da ağlamalıydı. O da benim gibi acı, ızdırap içinde yanmalıydı. Kafamı bir an sağa çevirdim. Üvey annem olacak o kadın, yanına aldığı üç beş komşu kadınla kıkırdayarak gülüyor, fısır fısır dedikodu yapıyordu. O da mutluydu. Neden olmasındı ki… Benim sayemde eline yüklü miktarda para geçmişti. Üstelik istemediği beni “yabani ot” diyerek evden gönderiyor, meydanı tamamen ona bırakıyordu. Tıpkı ablama yaptığı gibi… Ablam… Göz göze geldik. Mavi gözlerindeki kederi biliyordum. Acıyı, çaresizliği tanıyordum. Zavallı ablam… Onu da on beşinde çocuk gelin etmişlerdi. Kucağında bir bebek, peşinde üç çocukla yanıma oturmuştu. Beni anlıyordu. Aynı kaderi yaşamıştı. O benim okumamı, doktor olmamı, kendimi ve kardeşimi buradan kurtarmamı çok istemişti. Canım ablam… En çok ona içim yanıyordu. Bir an gözlerim küçük kız kardeşime takıldı. Henüz on bir yaşındaydı. Mutlu görünmüyordu. Benim için üzülüyordu ama kendisi için de korkuyordu. O da biliyordu… Onun da sonu, tıpkı ablam gibi olacaktı. Babam, on beşine bastığı an onu da para için satacaktı. Davullar çalıyor, zurnalar ötüyordu. Ve bu gecenin bitiminde ya özgür bir kuş gibi buradan uçup gidecektim… Ya da o akbabaya yem olup, ömrümü onun işkenceleriyle geçirecektim. Zaman ilerliyor, kabus dolu gecemin sonu yaklaşıyordu. Filmin sonu gelmek üzereydi. Acaba senarist bu filmi mutlu bir sonla mı bitirecekti… Yoksa bir trajediyle mi?