LightReader

Chapter 2 - BÖLÜM 2 — TAÇ VE GÜNAH

Adrian Vale

Ben gücü sonradan öğrenmedim; onun içine doğdum. Vale soyadı yeraltı dünyasında yıllardır korkuyla anılan bir isimdi ve bu korku sebepsiz değildi. Silah ticareti, kirli anlaşmalar ve politik bağlantılar bu imparatorluğun temelini oluşturuyordu. Ben bu düzenin içinde büyümüş, kurallarını öğrenmiş ve zamanla o düzenin kendisi haline gelmiştim.

İnsanlar yükseldiğimi düşünürdü ama gerçek farklıydı; ben sadece devralmış ve daha tehlikeli bir hale getirmiştim.

Babam Dacker Vale bir zamanlar güçlü ve saygı duyulan bir adamdı. Çocukken ona hayrandım. Onun gibi olmak isterdim. Ama zaman, en güçlü insanları bile çürütürdü. Babam Dacker Vale de bu çürümeye yenik düşmüştü. Yaşlandıkça kontrolünü kaybetmiş, ilgisi karanlık ve mide bulandırıcı bir yöne kaymıştı. Bunu görmezden gelmeye çalıştım ama bir gün gerçek gözlerimin önüne serildi. Korkmuş, yarı çıplak bırakılmış genç bir kız ve onun karşısında duran babam… O an içimdeki bağ tamamen koptu.

Babam o gün ölmedi.

Ama ben kararımı o gün verdim.

Haftalar sonra planımı uyguladım. Temiz, sessiz ve kusursuz bir şekilde. Bu bir öfke patlaması değildi, hesaplanmış bir sondu.

Annem Charlotte her şeyi biliyordu ama sessiz kaldı. Açıkçası, ona kızmadım. Çünkü bu dünyada hayatta kalmanın bazen susmakla mümkün olduğunu anlamıştım. Kız kardeşim Cecilia ise benim için çok farklıydı. Onu bu karanlıktan uzak tutmak en büyük önceliğimdi. Cecilia'nın dünyası temiz kalmalıydı ve ben bunun için her şeyi yapardım.

Bu sabah şirketin en üst katında yapılan toplantıda herkes temkinliydi. Liman anlaşmasıyla ilgili riskler konuşuluyordu ama kimse net cümleler kurmaya cesaret edemiyordu. Masanın başında otururken sessizlik bile baskı yaratıyordu. Sinirle şakaklarımı ovdum ve odada ki insanlara baktım. "Kontrolü kaybediyoruz."

Dedim, sesim sakindi ama etkisi ağırdı. Odadaki herkes sustu.

"G-geçici bir durum," dedi biri çekinerek.

Gözlerimi kaldırdım, ona odaklandım.

"Geçici diye bir şey yoktur. Ya kontrol edersin ya edemezsin."

Kimse cevap vermedi. Çünkü herkes bunun bir uyarı olduğunu biliyordu.

Toplantı kısa sürdü. Gereksiz konuşmaları sevmem. En son ortağım John kaldı, "Dağılma Adrian." Dedi ve omuzuma dokunduktan sonra çıktı. Herkes çıktığında yalnız kaldım ve zihnim beklenmedik bir şekilde ona kaydı.

Lavinia.

Onu ilk gördüğüm an sıradan olmadığını anladım. Kalbim hızlanmamıştı ama dikkatim tamamen ona odaklanmıştı. Bu nadir bir durumdu. İnsanlar genelde benim için geçiciydi ama Lavinia öyle değildi. Korkmamıştı, geri adım atmamıştı ve beni reddetmişti.

Restorana gitmem tamamen planlı değildi ama içeri girdiğim an doğru yerde olduğumu anlamıştım. Lavinia'yı gördüğümde diğer herkes silikleşmişti. Onun yürüyüşü, duruşu ve gözleri dikkatimi çekmişti. O gözlerde korku yoktu.

Bu… ilgimi çekmişti.

Onunla konuştuğumda sınırlarını test ettim.

"İsmin."

Ama Lavinia geri adım atmadı.

"Burada önce sipariş verilir."

Gülümsedim. Bu tepkiyi beklemiyordum ama hoşuma gitmişti.

Onun ismini söylemeden öğrenmiştim çünkü ben istediğim bilgiyi her zaman bulurdum. Lavinia'nın yalnız olduğunu öğrendiğimde ilgim daha da arttı. Çünkü yalnız insanlar ya çok güçlü olurdu ya da çok kolay kırılırdı.

Ve bunu görmek istiyordum.

Gece boyunca onu izledim ve sonunda karar verdim.

Lavinia Arden hayatıma girecekti.

Bu bir seçenek değildi. Karardı, netti. Onu istiyordum.

More Chapters