LightReader

Chapter 147 - KÜLÜN DİŞLERİ VE DUVARIN İNADI

Zırhlı Kül-Tazısı, arka bacaklarındaki biyolojik yayları gererek fırladığında, havayı yırtan sesi bir hayvanın hırıltısından çok, paslı bir giyotinin iniş sesine benziyordu. Yaratık havada bir füze gibi süzüldü. Hedefi netti: Işığın kaynağı olan Sera. Ancak hesaplamadığı bir engel vardı. Sera ile yaratığın arasındaki o üç metrelik boşlukta, aniden devasa bir gölge belirdi.

**Malik.**Devasa çocuk, ayaklarını zemine, o "Demir Kök" duruşuyla mıhlamıştı. Toprak Aurası, baldırlarından yukarıya doğru tırmanarak tüm vücudunu gri, mat ve metalik bir katmanla kapladı. Bu bir büyü kalkanı değildi; bu, etin metale dönüşmesiydi. Malik, elindeki Yerkıran'ı (Savaş Çekicini) savurmadı. Onu göğsüne yatay bir şekilde siper etti ve omuzlarını kıstı. "GEL!" diye kükredi Malik.

GÜMMM!

Çarpışma anında çıkan ses, depodaki cam kırıklarını titretti. Yaratığın yarım tonluk ağırlığı ve hızı, Malik'in sarsılmaz gövdesine çarptı. Malik, çarpışmanın şiddetiyle geriye doğru sürüklendi. Botlarının tabanı, beton zemini bir saban gibi yararak kıvılcımlar çıkardı ama devrilmedi. Yaratığın jilet gibi keskin pençeleri, Malik'in omuzlarına ve kollarına saplanmaya çalıştı. *CIIIIZZT.*Pençeler eti delemedi. Malik'in Demir Derisi üzerinde kaydı ve sadece metalik çizikler bıraktı.

"Kael!" diye bağırdı Malik, dişlerini sıkarak. Yaratığın ağzından damlayan asidik salyalar, Malik'in yanaklarını yakıyor, "Demir Deri"nin bütünlüğünü zorluyordu. Tazı, inanılmaz bir güçle Malik'i ezmeye çalışıyor, çenelerini kenetlemek için fırsat kolluyordu. "Tutuyorum! Ama ağıır!"

Kael, Malik'in darbeyi karşıladığı o milisaniyede hareket etmişti bile. O, savaşın merkezine değil, çeperine koştu. Deponun yan duvarındaki paslı raflara sıçradı. Bir kedi çevikliğiyle, yerçekimine meydan okurcasına rafların üzerinde koştu. Kudret (Aura), bacak kaslarına dolmuş, onu bir yay gibi germişti. Kael, yaratığın Malik'le boğuştuğu o kör noktaya, yani yaratığın sırtının üzerine doğru kendini boşluğa bıraktı.

Havadayken zaman yavaşladı. Analiz Refleksi devreye girdi. Kael, yaratığın zırh plakalarını taradı. Engerek'in işçiliği kusursuzdu. Sırt, boyun ve göğüs tamamen gri, kitinsi bir zırhla kaplıydı. Kılıç bu zırhı delemezdi; sadece sekerdi. Ama her zırhın bir eklem yeri vardı. Her tasarımın bir hatası. Yaratığın boynunun arkasında, kafatasının omurgayla birleştiği yerde, hareket kabiliyeti sağlamak için bırakılmış ince, etsi bir boşluk vardı. Kael, Siyah Diş'i ters tutuşa (Reverse Grip) geçirdi.

Kael, yaratığın sırtına indi. Ağırlığıyla yaratığı aşağı bastırdı. Tazı, sırtındaki bu yeni ağırlığı hissederek delirdi, Malik'i bırakıp kendini geriye atmaya çalıştı. Ama Kael daha hızlıydı. Sağ elindeki Siyah Diş'i, o milimetrik boşluğa, ensedeki yumuşak dokuya sapladı. *ŞLAK.*Metal ete gömüldü. Kael, sadece saplamakla kalmadı; kılıcı içeride çevirdi ve Kudretini bileğine yükleyerek yukarı doğru, beyin sapına bir hat çizdi.

Yaratık tiz, metalik bir çığlık attı. Bu ses, bir canlının ölümü değil, bir makinenin bozulması gibiydi. Bacakları kilitlendi, ağzından etrafa asidik, yeşil bir sıvı püskürdü. Malik, fırsatı değerlendirdi. Yaratığın altından sıyrılıp, Yerkıran'ı (balyozu) havaya kaldırdı ve yaratığın çenesinin altına, aşağıdan yukarıya doğru yıkıcı bir aparkat vurdu. *ÇAT.*Yaratığın kafası geriye savruldu, boynu kırıldı ve devasa bedeni, sönmüş bir balon gibi yere yığıldı.

Kael, yaratığın üzerinden atlayıp yere indi. Nefes nefese değildi ama sağ kolundaki (o siyah damarlı kolundaki) sızı artmıştı. Yaratığın kanı kılıcının üzerinde tıslıyordu. "Formasyon B," dedi Kael, Malik'e bakarak. "Hala paslanmamışız." Malik sırıttı, yüzündeki asit yanığına aldırmadan. "Duvar sağlam Kaptan."

Mereyn Valdis, bu kısa ama vahşi infazı hayretle izlemişti. Saraydaki düellolara, o zarif kılıç danslarına benzemiyordu bu. Bu, saf verimlilikti. Gereksiz tek bir hareket yoktu. Biri tutmuş, diğeri kesmişti. Yıllarca birlikte savaşmış askerlerin uyumuna sahiptiler. Sera ise titriyordu. Yaratığın asidik kanı, botlarının ucuna kadar sıçramıştı. "Öldü mü?" diye fısıldadı. "Şimdilik," dedi Kael, yaratığın seğiren bacağına bakarak. "Ama Riza'nın oyuncakları bitmez."

Yukarıdan, metalik bir alkış sesi geldi. *Şak. Şak. Şak.*Riza, yürüyüş yolunun korkuluklarına yaslanmış, aşağıyı izliyordu. Yüzünde ne bir öfke ne de bir hayal kırıklığı vardı. Sadece soğuk, profesyonel bir merak. "Etkileyici," dedi Riza. Sesi depoda yankılandı. "Kuzeyin soğuğu sizi dondurmamış Anomali. Aksine... sertleştirmiş. O yaratık, üç kraliyet şövalyesini parçalayacak donanıma sahipti. Siz ise onu on saniyede hurdaya çevirdiniz."

Riza, korkulukların üzerinden, aşağıya, beton zemine atladı. Beş metrelik düşüşü, sanki bir tüy gibi yumuşak bir inişle tamamladı. Dizleri bile bükülmedi. Pelerini hafifçe dalgalandı. Yerdeki ölü yaratığa bir tekme attı. "Çöp," dedi Riza. Sonra gözlerini Kael'e dikti. Elindeki o ince, iğne uçlu rapier kılıcını (meç) hafifçe salladı. Kılıcın ucu havada vızıldadı. "Görüyorum ki 'Büyücü' rolünü bırakmışsın. Tını yok. Sadece kaba kuvvet ve refleks. Halid sana iyi bakmış."

Kael, Malik'e işaret verdi. Malik, Sera'nın önüne geçti. Mereyn, Sera'nın yanındaydı. Kael bir adım öne çıktı. Siyah Diş'i gard pozisyonuna getirdi. "Bırak gitsinler Riza," dedi Kael. Sesi düzdü. "Sera ve Mereyn bu kapıdan çıkacak. Hesabın benimle." Riza güldü. "Ah, kahramanlık..." dedi başını iki yana sallayarak. "Hala o çocuksu hastalığı atamamışsın. Ama yanlış anladın. Sera gitmeyecek. O benim biletim. Sen ise..." Riza'nın duruşu değişti. O gevşek, alaycı duruş gitti; yerine bir kobra yılanının saldırı öncesi gerginliği geldi. "...sen sadece bir deneksin. Engerek, senin gelişimini test etmemi istedi. Ve ben, patronumu hayal kırıklığına uğratmam."

Riza, aniden yok oldu. Hayır, yok olmamıştı. Sadece o kadar hızlı hareket etmişti ki, göz o hareketi takip edememişti. Kael'in Analiz Refleksi, havadaki basınç değişimini algıladı. *Soldan.*Kael, düşünmeden Siyah Diş'i soluna savurdu. *ÇINNN!*Metal metale çarptı. Riza'nın ince kılıcı, Kael'in kılıcına çarpmış, kıvılcımlar saçmıştı. Kael, darbenin ağırlığıyla değil, hızıyla sendeledi. Riza, bir balyoz gibi vurmuyordu; bir matkap gibi, delici ve odaklı vuruyordu.

"Yavaşsın," diye fısıldadı Riza, Kael'in kulağının dibinde. Kael dönüp vurmaya çalıştı ama Riza çoktan geri çekilmişti. "Gözlerin görüyor," dedi Riza, etraflarında bir daire çizerken. "Kasların güçlü. Ama zihnin... zihnin hala 'Kaba'. Benimle dans edemezsin çocuk. Ben müziğin kendisiyim."

Malik, Kael'e yardıma gitmek için hamle yaptı ama Riza elini salladı. Pelerininin altından üç tane siyah bıçak fırladı. Bıçaklar Malik'e değil, Malik'in bastığı zeminin hemen önüne saplandı. *BUM.*Bıçaklar patladı. Küçük ama yoğun bir duman ve şok dalgası Malik'i geri itti. "Sıranı bekle İri Kıyım," dedi Riza. "Önce Anomali."

Kael, dumanın içinden Riza'nın siluetini seçmeye çalıştı. Bu adam, Fırtına Tepesi'ndeki askerlere veya Gri Vadi'deki canavarlara benzemiyordu. O bir Grandmaster adayıydı. Hızı, fizik kurallarını zorluyordu. Kael derin bir nefes aldı. Mührünü kilitli tuttu. Tını kullanmayacaktı. Eğer kullanırsa Riza bunu hisseder ve ona göre oynardı. Sadece et. Sadece kemik. Ve Halid'in sopasıyla kazınmış o refleksler.

"Gel," dedi Kael. Riza sırıttı. "Zevkle." Ve ikinci raunt, kanın ve metalin dansıyla başladı.

More Chapters