LightReader

Chapter 7 - Bölüm 7: İblis ormanı

Izumi ve Nagisa tanışalı neredeyse bir hafta olmuştu. Öğrendiği kadarıyla Nagisa, tanıdığı bir yakınını görmek için imparatorluktaki kırsal kesimlerden birisine ziyarete gitmiş.

Izumi'nin onunla daha yeni tanışmasının nedeni de bu olmuştu.

Bir de Aiko vardı. Turuncu kısa saçlara ve sarı gözlere sahip; sürekli bir gülümseme ile dolaşan, Izumi ile benzer yaşlarda olan bir çocuk.

İdman sırasında Izumi pek çok kez acemi olduğu için dışlanmış hissediyordu ve açıkçası gerçekten de dışlanıyordu.

Tabiki bu Izumi için büyük bir problem olmadı. Onu dışlayan kişi Meruk olmadıktan sonra neden sorun olsun ki?

Izumi, her zaman olduğu gibi Meruk ile idmana devam ediyordu. Genel olarak mana kontrolü ile alakalıydı. Önce kolunda, sonra elinde ve parmaklarında manayı yoğunlaştırmakta kendisini geliştirmesi şarttı.

Ve doğrusu Izumi, geçen bu zamanda hiç de fena ilerlemiyordu.

Yalnız başına, iblis ormanının içine girmeden dışındaki ağaçlar üzerinde eğitim yapıyordu.

"Ha!" Izumi manasını yumruğunda topladı ve önünde duran ağaca bir yumruk savurdu.

Ağaç biraz yamuldu ve bir çok küçük odun parçası etrafa yayıldı. Izumi bunu çok normal karşıladı ve hemen elini yüzüne yaklaştırıp yumruğunu inceledi.

"Ah, bu..." Uzun soluklu; sayısız denemenin ardından hem manası oldukça azalmış, hem de nefes nefese kalmıştı. Üstü başı toz içindeydi.

Amacı, tüm gücü ile bir yumruk attıktan sonra elinin zarar görmemesi idi. Başta yerdeki toprak zemin üzerinde denemeler yaptı ve başarması pek de zor olmadı. Ardından kayalar üzerinde denedi fakat kayalar Izumi için çok zorlayıcıydı. Mana, derisini koruyor olsa bile attığı ilk yumrukta elinin kırıldığını düşündü.

Yaklaşık iki saattir ağaçları yumruklayan Izumi, elini yaklaştırıp baktığında gözleri parladı.

"Ahaha..." Ne bir kanama, ne bir çizik, ne de bir kızarıklık... Izumi gerçekten de başarmıştı.

Çok yorulmuştu. Başardığını görür görmez kendisini yere bıraktı. Çimen arazide güneşli gökyüzünü seyretti.

"Ahh, başardığıma inanamıyorum. Ben kesinlikle güçlü bir bozer olacağım." Gözlerini dinlendirmek için birkaç saniyeliğine kapattı. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı. "Acaba Shun ne yapıyordur? Onu bir gün geçmek için sabırsızlanıyorum."

Izumi'nin aklına bir anda Shun geldi. Shun, Izumi'ye kıyasla çok daha yetenekli ve tecrübeliydi. Izumi onu gerçekten geçebilecek miydi?

Gözlerini açtıktan sonra hafifçe güneşe baktı ve gözlerini kıstı. Elini güneşe doğru uzatarak güneş ışınlarını engelledi.

Tam o esnada bilekliğindeki bozer kurdelesi dikkatini çekmişti.

"Beyaz ve... Sarı?" Izumi gözlerine inanamıyordu. Sarı renk mi? Şimdiden mi? Güneş ışınlarından dolayı yanlış görüyor olmasın.

Izumi hemen ters döndü ve kendisini gölgelik yaparak bilekliğinde takılı olan kurdeleyi güneş ışınlarından korudu. Tüm dikkatini vererek kurdeleye baktı.

"Sarı... Sarı... SARI!" O an Izumi büyük bir mutluluk patlaması yaşadı. Kahkahalar atarken inanamadığı gerçekliği kutluyordu.

"Beyaz-Sarı, Beyaz-Sarı, Beyaz-Sarı... Ahahahaha! Şimdiden Beyaz-Sarı oldum!" Gözlerini kurdeleden alamıyordu. Tamamen beyaz olan kurdele şuanda yarısı sarı halde idi.

Izumi, bir bozer olarak ilk kademeyi aşmıştı.

Beyaz, Beyaz-Sarı, Sarı, Sarı-Yeşil, Yeşil, Yeşil-Mavi, Mavi, Mavi-Kırmızı, Kırmızı, Kırmızı-Siyah, Siyah.

Şimdiden ikinci aşamaya ulaşmıştı. Bozer olarak eğitim görmeye başlayalı ne kadar olmuştu? Belki bir ay kadar.

"Şimdiden Shun ile aynı seviyedeyim. İnanamıyorum, inanamıyorum, inanamıyorum! Ahahahahahaha!" Çimen arazide son hızla kahkahalar eşliğinde koşarak Meruk'u aramaya başladı.

Bunu acilen Meruk'a göstermek istedi. Koşarken yolda Enma ile savaşan Shun'u gördü. Enma oldukça rahat, Shun ise ter içindeydi. Ancak yanlarına gidip selam veremezdi. O an tamamen Meruk'u bulmaya odaklanmıştı.

Birkaç dakika sonra ter içindeki Nagisa ve Aiko ile sohbet eden Meruk'un figürüne oldukça yaklaştı ve o anki heyecan ile bağırdı.

"Meruk! Ben... Ben..." Konuşacak nefesi bile kalmamıştı.

"Sakin ol, ne oldu?" Meruk hafif bir gülümseme ile gözlerini kısarak Izumi'yi sakinleştirmeye çalıştı.

"Beyaz-Sarı... Beyaz-Sarı aşamaya ulaştım!"

O an hem Meruk çok ciddi bir ifade takındı. Bu kadar kısa zamanda Beyaz-Sarı olmasını beklemiyordu. Izumi'nin ne kadar süredir çalıştığını bilmeyen Nagisa ve Aiko bunu oldukça normal karşıladılar.

Bir an ciddi kalıp ardından gülümseyen Meruk Izumi'ye şaşırtıcı bir teklif sundu.

"Ben, Nagisa ve Aiko yüzük toplamak için yarın iblis ormanına girecektik ancak sen de artık onlar ile eşit seviyedesin. Izumi, bizimle gelmeye ne dersin?" Izumi şaşırmıştı. Her şeyin bu kadar hızlı ilerlemesini beklemiyordu.

Bunu duyan Nagisa hemen karşı çıktı. "Ha? Bu velet de mi bizimle geliyor. Meruk, saçmalama!" Oldukça sevimli bir surata sahip olsa da hiç de arkadaş canlısı değildi.

Meruk, Nagisa'ya aldırış etmeden Izumi'ye bakmaya devam etti.

"Olur..."

...

Bir sonraki gün eğitim alanı.

"Vay be, herkes gelmiş bile çoktan." Meruk, yüzünde bir tebessüm ile herkesi ağırladı.

"Yarım saattir senin gelmeni bekliyoruz aptal herif! Bize tam saatinde gelmemizi söyleyen sen değil miydin?" Nagisa, öfkeli ses tonu ile Meruk'a bağırdı. Meruk ise ona bakarak sadece gülümsedi.

"Herkes hazırsa ilk kez ormanın derinlerine gidiyoruz." Meruk önden hızlıca yürümeye başladı. Arkasından Nagisa, Aiko ve en sonda Izumi olmak üzere tempolu adımlar ile onu takip ettiler.

Ormanda ilerledikçe ortamdaki kasvet artıyordu. Ağaçlardaki pençe izleri, çamur zemindeki tüy ve kıl parçaları ve en kötüsü de ağaçlardan ötürü içerisinin neredeyse hiç güneş göremiyor oluşuydu.

Herkes tetikte beklerken Meruk oldukça rahat şekilde en önden ilerlemeye devam etti ve konuştu.

"Bazı iblisler onları öldürdükten sonra yüzük düşürür. Bildiğiniz gibi, bu yüzükleri çevirince devasa bir enerji açığa çıkar ve mana deponuzu acayip geliştirir. Ancak eğer ki seviyeniz kullanacağınız yüzükten fazla ise o yüzük hiçbir işe yaramaz ve tamamen boşa gider. Sizden istediğim şey ise gördüğünüz iblisleri öldürüp yüzük toplamak." Meruk gerçek bir rehber olarak öğrencilerine anlatmaya devam etti.

"Baş edemeyeceğiniz bir iblis ile karşılaşırsanız ben müdahale edeceğim, dert etmeyin." Böylece sözünü tamamen bitirdi ve onlara güvence altında olduklarını hatırlattı.

Biraz daha yürüdükten sonra Nagisa oldukça sıkılmış gibiydi. "Nerede bu lanet iblisler. Benden falan mı korktular?" Gözlerini devirerek yürümeye devam etti.

"İblislerin sayısı, kademeleri ile ters orantılıdır. Güçlü bir iblis ile karşılaşmak, zayıf bir iblis ile karşılaşmaktan çok daha düşük bir ihtimaldir. Ancak zayıf bir iblis bile bulması ne kadar zor görüyorsun."

Nagisa hiç de tatmin olmamıştı. Cevap vermeyerek yürümeye devam etti.

"Meruk, iblisleri şuan olduğumuz seviyedeyken yenebileceğimizden emin misin?" Aiko, biraz tedirgin olmuş olmalı ki böyle bir soru yöneltti. Ancak Meruk oldukça emin şekilde karşılık verdi.

"Eminim."

O anda Izumi'nin arkasından bir dal kırılma sesi geldi. Ve hemen sonra daha da fazlası, bir kukreme...

"Gggggrrrrrrrr"

Izumi yavaşça arkasını dönerken gözleri büyüdü. Hemen elini kılıcına götürürken karşısındaki canlıyı anlamaya çalıştı.

Hafif mor tonunda ancak genel olarak gri gözüken, gözleri olmayıp sivri ve uzun dişleri olan, iki ayak üzerinde duran bir canlı.

Oldukça inceydi. Kolları uzundu ve kol kemikleri çok belli oluyordu. Aynısı gövdesinde ki kaburga ve bacaklarındaki kemikler için de geçerliydi. Elleri beş parmaktan oluşuyor ve çok sivri pençeleri vardı.

Aynı zamanda derisi ıslaktı. Tam anlamıyla dehşet verici bir canlıydı. Izumi o anda çok korkmuştu ancak çığlık atmadı.

"Gggggrrrr"

"Anlaşılan ilk iblis ile karşılaştık." Meruk hala rahat şekilde konuşmaya devam etti. Izumi, önündeki iblisin görüntüsünü tarttıktan sonra Meruk'un rahatlığını çok absürt buldu ve kılıcını anında kılıfından çıkarttı.

Üzerine atlayan iblisin pençelerinden kendisini son anda korudu ve iblis ole beraber yere düştü.

"Ah, iğrenç! Izumi dehşete düşmüştü. Ne diyeceğini bile bilmiyordu ve çaresizce kendisini savunuyordu.

Kollarına biraz mana yüklemesi yaparak iblisi üzerinden def etti. Ardından yavaşça ayağa kalktı ve kılıcını sıkıca kavradı.

"Gel bakalım!" Kararlı şekilde iblise doğru koştu ve kılıcını kontrolsüz şekilde savurmaya başladı. Hala kılıç kullanmakta çok iyi değildi ancak doğru düzgün düşünmeyen bir iblis kendisini kılıçtan koruyamazdı.

Darbeleri yiyen iblisin vücudunda derin kesikler açıldı ve çığlık atarak Izumi'ye doğru sokuldu.

"Aaagggggggggggg"

Izumi bunu beklemiyordu. Refleks olarak bir adım geriye attı ancak çok geçti. İblis, sivri dişlerini Izumi'nin bacağına geçirdi ve çocuğun acı içinde bağırmasına neden oldu.

"Aghhh!!! Ahh!!" Izumi'nin korkudan elleri titremeye başladı. Bacağında sayısız diş vardı. Daha önce hiç bu kadar korkunç bir şey tecrübe etmemişti. Elindeki kılıcı ters çevirip bacağını kemiren iblisin sırtına saplaması bundan hemen sonra gerçekleşti.

Kılıcı orda bırakıp yere düştü. İblis hala kemirmeye devam ediyordu. Izumi ise acı içinde çığlık atıyordu.

"YAPMA, ACIYOR AZH! YARDIM... YARDIM EDİN!"

Gözleri acıdan yaşarmıştı. Elleri ile iblisin kafasını ittirerek uzaklaştırmaya çalışıyordu.

"Ah gerçekten. Böyle bir eziği yanımıza almayalım demiştim."

Bu söz duyulduktan hemen sonra iblisin hareketleri durdu. Izumi direkt bacağını çekti ve elleri ile bacağını sıktı. Bacağı durmaksızın titriyor ve oluk oluk kanlar akıyordu.

İblisin kafasının tam üzerinde küçük, buzdan bir hançer farketti Izumi.

Bu bıçağı Nagisa fırlatmıştı. "Sen kendine bozer mi diyorsun birde? Çok komikmiş." Gözlerini yeniden devirerek iblisin yanına yürüdü.

"Ugh..." Izumi bu lafları şuanda umursayamıyordu. Ömründe tatmadığı bir acıyı tecrübe ediyordu ve bu çok zordu.

Izumi, sulu gözleri ile gülümseyen Meruk'a baktı. Burnu kızarmıştı. "Neden... Neden yardım etmedin? Neden oradan öylece izledin... NEDEN!" Neredeyse ağlayacaktı. Meruk'un onu korumasını bekliyordu ancak tamamen terkedilmişti.

Meruk biraz şaşkın şekilde yanıtladı. "Ben size başa çıkamayacağınız iblisler için yardım edeceğimi söyledim. Senin de Beyaz-Sarı kademe bir bozer olarak; D seviye, basit bir iblis ile başa çıkabiliyor olmanı beklemiştim. Biraz hayal kırıklığına uğradımı söylemeliyim."

Terk edildiği için hayal kırıklığına uğrayan kişi Izumi olmasına rağmen Meruk'un bu yüzsüzce cevabına karşılık vermedi ve suratını astı.

Ölmüş iblisin yanına gelen Nagisa iblisin cesedinin yavaş yavaş parçalanarak buhar olmasını seyretti1. İblis gerçekten de yok oluyordu.

Birkaç saniye süren sessizliğin ardından Nagisa elini neredeyse tamamen yok olmuş iblisin cesedinin içine soktu ve oradan bir yüzük çıkarttı.

Yüzüğün etrafında oymalar ile tuhaf desenler bulunuyordu ve iki katmandan oluşuyordu. Üst tabakadaki katman çevrilebilir gözüküyordu.

Nagisa yüzüğü işaret parmağına taktı ve elini yüzüne yaklaştırarak yüzüğü inceledi. Ardından baş parmağı ile yüzüğü çevirdi.

"Bu..." Aiko şaşırmış şekilde olanları izliyordu.

Nagisa yüzüğü çevirdikten sonra yüzükten gelen şiddetli rüzgarlar herkesin saçının sonuna kadar dalgalnmasına neden olmuştu.

Etraftaki ağaçların dalları ve yaprakları da sallanıyor, yüksek hışırtı sesleri çıkartıyordu.

Yerde acı içinde kıvranan Izumi bile bu anı dikkat ve merak ile izledi.

Nagisa gözlerini kocaman açmış, doğrudan parmağında dönen yüzüğe bakıyordu.

"Gerçekten de işe yarıyor..." Nagisa'nın ifadesi ilk defa bu kadar ciddi, ilk defa bu kadar şaşkındı. Birkaç saniyenin ardından rüzgarlar kesildi.

Nagisa ifadesiz şekilde dizlerinin üzerine çöktü. Elindeki yüzük de tıpkı iblis gibi çevrildikten sonra yavaş yavaş yok olmuştu.

Nagisa, yüzüğün kaybolduğu boş eline bakıyordu. Ardından hızlıca elini kıyafetinin içine götürdü ve boynundaki kolyeyi çekerek koparttı. Kolyede bozer madalyası takılıydı.

"Hehehe..."

Eline aldığı bozer madalyasına bakınca sessizce kıkırdadı.

"Anlaşılan çok etkili olmuş." Meruk da tepkisiz kalamadı. Bu duruma gülümseyerek yorum yaptı.

Nagisa hala elindeki kurdeleye bakıyor ve kıkırdıyor, diğer herkes ise öylece onu izliyordu.

"Hehehe... Ehehehehehe... Ehehehehehehehehehehehehehe..."

Nagisa bir manyak gibi gülmeye devam ediyordu.

"Ben bu yüzüklere gerçekten bayıldım..."

Elindeki kurdeleyi yavaşça Meruk'a gösterdi.

"Sarı... Tek bir yüzük ile Sarı oldum." Gözleri sonuna kadar açılmış, dudaklarında ise bir deliyi andıracak seviyede korkunç bir gülümseme ile Nagisa, doğrudan Meruk'a bakıyordu.

Durumun farkına varan Izumi ve Aiko'nun gözleri de yavaşça açılmıştı.

Nagisa birkaç saniye içinde Sarı aşamaya yükselmişti!

*************************************************

More Chapters