LightReader

Chapter 1 - Bölüm 1

Gelecek hiç bu kadar korkunç olmamıştı.

Günaha uzanan her el, ateşlerde yanmanın kaçınılmaz sonucunu taşırdı.

Esma kadın, gelininden hep torun isterdi. Olmayınca evin huzurunu kaçıracak türlü oyunlara başvurur, denemedik yol bırakmazdı. Kendince ailesini ayakta tutmaya çalıştığını sanırken, asıl gerçeği senelerce görememişti:

Evin huzuru değil, kendi huzuru çoktan elinden kayıp gitmişti.

Eşinin her gece eve neden geç geldiğini hiç sormadı. Ne şüphelendi, ne de dert edindi.

Bu kadar saf mıydı, yoksa bilmemeyi mi seçiyordu?

Bir gece Rauf eve korku içinde, titreyerek geldi. Esma telaşla yaklaştı.

"Bey, neyin var? Ne oldu?" diye sordu.

Rauf onu duymamış gibi davrandı. Tek kelime etmeden odasına çekildi. Esma her şeyi anlamıştı.

Onlar yapmıştı bunu.

Kendi kendine fısıldadı:

"Sen neler çeviriyorsun Rauf..."

Rauf ise çoktan ateşe elini de kalbini de kaptırmıştı. Bir dişi cine âşık olmuştu.

Yasak meyveyi yemişti ve bunun bedelini biliyordu: Kesin ölüm.

Ama umurunda değildi.

Yeter ki bir ömür onunla olsun.

Esma kadın, odasına çekildi. Kapıyı kilitledi.

Yere çöktü ve okunmaması gereken büyüyü fısıldamaya başladı.

Işıklar söndü.

Mumlar kendiliğinden yandı.

Ve karşısında, en karanlık kabilelerden birine ait cin belirdi. Gülümsüyordu.

"Oooo..." dedi alaycı bir sesle.

"Bizim Rauf'un eşi...

Neden çağırdın beni buraya?

Tahminlerinin doğru olup olmadığını görmek için mi, yoksa aptal eşinin ömrünü uzatmam için mi?"

Esma sertliğini korudu.

"Beni tanıdığını sanıyorsun cin," dedi. "Yanılıyorsun.

Seni ve kabileni korumak için çağırdım."

Cin kaşını kaldırdı.

"Rauf'un bir dişi cinle birlikte olduğunu biliyorum," diye devam etti Esma.

"Onunla sonra ilgileneceğim. Benim senden istediğim... bir tohum."

Cin tereddüt etti.

"Ne istediğine dikkat et insan," dedi.

"Bunun sonuçlarını bildiğinden emin misin?"

Esma gözünü bile kırpmadı. "Sen tohumu getir," dedi. "Bedelini öderim."

Cin sırıtınca gözleri karardı.

"Hayatının hatasını yapıp korkmamak..." Kahkaha attı.

"Gerçekten cesursun."

Sonra geri çekildi.

"İki gün," dedi.

"Bu saatte beni tekrar çağır."

Ve yok oldu.

Esma gözyaşlarını tutamadı.

Bu hatanın bedelini ödemek zorundayım, diye düşündü.

O sırada kapının ardında ayak sesleri duyuldu. Gelin, içeriden gelen fısıltıları işitmişti.

"Anne... Orada mısın?" diye seslendi titreyerek.

"Kapıyı açar mısın? Sesini duydum. Ne oluyor, beni korkutma..."

Esma dişlerini sıktı.

Yüzündeki yaşları silmeden kapıya yaklaştı.

"Git buradan," dedi sertçe. "Görevlerini yap."

Her zamanki gibi...

Bir kelimeyle kalp kırdı.

Gelin sessizce uzaklaşırken Esma arkasından baktı. Ne pişmanlık vardı gözlerinde ne de tereddüt.

Artık geri dönüş yoktu.

Rauf ise mutluydu.

Geceleri dişi cinle birlikte oluyordu.

Rüyalarda, aynaların ardında, insan dünyasının bilmediği yerlerde... Aşkları büyüyordu.

Ama korku da onunla birlikte.

Dişi cin, ablasından korkuyordu. Kan bağı vardı aralarında.

Belki onu ölümden korurdu... Ama Mihrez öğrenirse?

O zaman ne koruma kalırdı ne merhamet.

Cinler âleminde insanla ilişki yasaktı. Kanunları vardı.

Ve ben...

O kanunları defalarca çiğnemiştim.

Her seferinde ablam kurtarmıştı beni. Padişahın kadim eşi.

Aynı kanı taşıyorduk.

Ama bu sefer korkum başkaydı. Bu sefer affedilmeyebilirdim.

Derin düşüncelerle saraya döndüm.

Salona geçtim.

Ablam, yüksek kemerli pencerenin önünde duruyordu. Karanlığa bakıyordu.

Tam oturacakken sesi sertleşti:

"İnsan dünyasına gitmemelisin," dedi.

"Bu kadar sık kaybolman hoşuma gitmiyor."

Gözlerimi kaçırdım.

"Merak etme," dedim fısıltıyla. "Kontrolüm altında."

Ama hiçbir şey kontrol altında değildi.

Mihrez gözlerini kısarak Senna'ya baktı.

O an, kızın içinden yok olmak geçti. Bakışlarını yere indirdi; kalbi, göğsünü parçalayacak gibiydi.

"Neredeydin Senna?" dedi Mihrez, sesi tehditkârdı. "Tüm gün yoktun. Bu saatte eve mi geliyorsun?"

Senna kekelemeye başladı. "E-efendim... ben..."

Kadim eşi, Senna'nın hâlinden her şeyi anlamıştı. Kardeşinin bir şeyler çevirdiği belliydi.

"Mihrez," dedi sert ama yumuşatmaya çalışan bir sesle. "Rahat bırak onu. Belli ki söylemek istemiyor.

Senna, odana dön. Hemen."

Söz biter bitmez Senna ortadan kayboldu.

Mihrez burnundan soluyordu.

"Her seferinde araya giriyorsun," dedi dişlerini sıkarak. "Kokusunu alabildin mi kıymetli kardeşinin?

Ne koktuğunu biliyorsun.

Daha ne kadar engelleyeceksin beni, ha?

Daha ne kadar koruyacaksın onu?"

Eşinin gözleri doldu.

"Kolay mı sanıyorsun?" dedi titreyerek.

"Ailemden geriye kimse kalmadı. Anlasana..."

Mihrez yüzünü çevirdi.

"Yeter," dedi.

"Konsey ortada. Elim kolum bağlı. Kanunu ben koydum. Geri dönüşü yok."

Kadın susmak zorunda kaldı. Sonları çoktan yazılmıştı.

Ağlayarak odasına çekildi.

Mihrez derin bir nefes aldı.

Sarayın içinde yankılanan sessizlik, öfkesini bastıramıyordu. Senna odasına gitmemişti.

Her kelimeyi baştan sona dinlemişti.

Lanet ederek aynanın karşısına geçti.

İnsan dünyasına açılan geçitten, sevdiği adamı izlemek istedi.

Gece yarısıydı. Rauf uyuyordu.

Kollarında olmayı hayal ederek iç çekti.

Tam aynayı kapatacakken, ablası odaya daldı. Aynadaki görüntüyü gördü.

Evliydi.

Hiç konuşmadı. Öfkeyle tokadı savurdu.

Senna yere düştü.

Yanağını tuttu, gözleri yaşla doldu.

"Abla..." dedi ağlayarak.

"Söyleyecektim, yemin ederim. Korktum. Yapamadım. Onu kaybedemem... Seviyorum. Çok seviyorum."

Ablası donakaldı.

Yıllardır saklanan sır, ölüm korkusuyla açığa çıkmıştı.

"Senna," dedi sertçe.

"Yasak bile olsa o adam evli.

Ne yapmaya çalışıyorsun?

Bizim bilmediğimizi mi sandın?

O pis kokunu saraya girmeden anlıyorduk. Her seferinde Mihrez'e engel oluyordum ben."

Bir adım yaklaştı.

"Ya vazgeçersin ya da seni artık korumam."

Senna, ablasının ellerini tuttu. Parmakları titriyordu.

"Abla... ne olur," dedi çaresizlikle.

"Biraz daha idare et. Onunla konuşacağım. Yemin ederim. Ayrılacağım..."

Ablasının gözlerinde sabır kalmamıştı. Başını iki yana salladı.

"Ne yani," dedi alayla.

"O insana mı yalvaracaksın? Sen kimsin Senna?

Biz onlardan üstünüz.

Sen bir prensessin. Bir varissin."

Bir adım geri çekildi.

"Bu saçmalığı kafandan sil. Git. Zihnini toparla.

Onu bırak."

Senna başını eğdi.

Aşkı, konumunu da aklını da unutturmuştu.

"Haklısın," dedi kısık bir sesle. "Aptallaştım.

Teşekkür ederim... beni kendime getirdin."

Sonra tereddütle ekledi:

"İzin verirsen... yanına gidebilir miyim? Ayrılmak için..."

Ablası kısa bir sessizlikten sonra gülümsedi. "Tabii ki," dedi.

Kardeşinin alnından öptü.

"Seni seviyorum.

Sen benim geride kalan tek ailemsin." Ve odadan çıktı.

Senna uzun süre yerinden kalkamadı.

"Ne yapacağım ben şimdi..." diye fısıldadı. Sonunda aynaya yaklaştı.

Geçişten süzüldü.

Rauf'un yanına, görünmez olarak geldi.

Saçlarını okşadı.

Sessizce kulağına fısıldadı:

"Rauf... uyan aşkım. Ben geldim. Sabah oldu, hadi kalk..."

Yanağından öptü. Rauf gülümsedi.

Gözlerini açtı ama onu göremiyordu. Esma odada, diye düşündü.

Saate baktı. Beşti.

Sessizce yataktan kalktı, odadan çıktı. Banyoya yöneldi.

Senna hemen ona göründü.

Hiç düşünmeden dudaklarına yapıştı.

Rauf karşılık verdi.

Dakikalarca süren bir öpüşme...

Dokunuşlar derinleşti.

Rauf'un ağzına tuzlu bir tat geldi.

Senna ağlıyordu.

Öpüşmeyi yarıda kesti.

Yüzünü avuçlarının arasına aldı.

"Ne oldu?" dedi endişeyle. "Senna'm... neden ağlıyorsun?"

Senna titreyerek konuştu:

"Hamileyim Rauf.

Ve ilişkimizi öğrendiler.

Ablam beni şimdilik koruyor... Ama bu bebeği kimse bilmiyor."

Derin bir nefes aldı.

"Bunu bitirmeliyiz," dedi.

"Eğer öğrenirlerse... hepimiz yok oluruz."

Rauf ellerini tuttu.

"Seni bırakmam," dedi kararlılıkla. "Kimse öğrenmeyecek."

Elini Senna'nın karnına koydu. Gülümsedi.

"Asla sizi bırakmam."

Esma uyumuyordu. Uyuyamazdı.

Gözleri kapalıydı ama kulakları açıktı.

Duvarların ardındaki fısıltıları, bastırılmaya çalışılan nefesleri, kendi yatağında yankılanan ihaneti hissediyordu.

Sessizce ağladı.

Gözyaşları yastığına değil, içine aktı.

Rauf odaya girdiğinde göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu.

Neredeyse iki saat banyodan çıkmamıştı.

Allah belanı versin, diye geçirdi Esma içinden.

Sabah olmuştu.

Bugün...

Cinle yaptığı anlaşmanın günüydü.

İki sancılı gün geçmişti. Rauf evdeydi.

Esma, içindeki fırtınayı bastırarak sordu: "Rauf... bugün evde misin?"

Adam yüzüne bile bakmadı. "Evdeyim," dedi soğukça. "Dinleneceğim. Odamdayım."

Konuşmak istemiyordu.

Artık onunla hiçbir bağ kalmamıştı.

Esma için bu cevap yeterliydi.

Diğer odaya geçti.

Mumları yaktı.

Yasaklı büyüyü okumaya başladı.

Mumlar titredi. Cin anında belirdi.

"Getirdin mi tohumu?" dedi Esma, hiç dolandırmadan.

Cin üzülmüş gibi yaptı.

"Hoş geldin demeyecek misin Esma?" dedi alayla. "Ne de olsa eşin dün gece yine onunlaydı..."

Esma'nın gözleri alev aldı.

"Kes sesini," dedi.

"Tohumu ver. Karşılığında ne istiyorsan söyle."

Cin rahat bir tavırla yaklaştı.

"Bu tohumu elde etmek için çok kan döktüm," dedi. "Bedeli ağırdır."

Esma bir an duraksadı. "Ne istiyorsun?" dedi. "Açık ol."

Cin sırıttı.

Gözleri kıpkırmızı oldu.

"Oğlunu."

"Onu bana kurban edeceksin. Yoksa tohumu alamazsın."

Bir adım geri çekildi.

"Düşün," dedi. "Zamanım bol."

Gitmek üzereyken...

"Dur!" diye bağırdı Esma.

"Kabul ediyorum."

Cin şaşırdı.

"Bir tohum için öz oğlunu mu feda ediyorsun?"

Esma'nın sesi titredi ama bakışları kararlıydı. "O tohuma ihtiyacım var," dedi.

"Boşuna günahlara girmedim."

Cin kaşlarını çattı.

"İki âlemi yakıyorsun Esma."

Esma başını eğdi, sonra kaldırdı. "Herkes hak ettiğini yaşayacak," dedi. "Elbet bir gün beni anlayacaklar."

Cin başını salladı. "Bu gece bitir," dedi. "Tohum senindir."

Esma odadan çıktı.

Sesi titriyordu ama elleri kararlıydı.

Mutfakta kahvaltı hazırlamaya başladı. Her şeyi özenle dizdi.

Sanki sıradan bir sabahmış gibi...

Oğlunu aradı.

"Beş dakikaya geliyoruz," dedi oğlunun sesi.

Telefonu kapattığında boğazına bir düğüm oturdu. Keşke... diye geçirdi içinden.

Ama düşünmek yoktu artık.

Rauf'u çağırmak için yatak odasına yöneldiği anda, duyduğu sesle olduğu yerde kaldı.

İnlemeler.

Kendi yatağında. Onların yatağında.

Başından aşağı kaynar su döküldü.

Ağzını kapadı. Bağırmamak için.

Tam geri dönecekken bir ses daha duydu. "Yavaş ol aşkım," dedi dişi cin.

"Bebeğimize zarar gelmesinden korkuyorum."

Rauf'un sesi geldi ardından, gülerek: "Araştırdım güzelim. İlk altı ay bir şey olmaz."

Esma'nın dizleri çözüldü.

Duvara tutunarak mutfağa kadar gitti. Yere oturdu.

Dünya dönüyordu.

Artık kabul edemem, dedi içinden. Asla.

Ayağa fırladı. Odaya geri döndü.

Mumları yaktı. Cini çağırdı.

Gözleri yaşlıydı ama sesi sertti. "Hemen söyle," dedi.

"Rauf'un birlikte olduğu dişi cin kim?"

Cin gülümsedi.

"Mihrez'in eşinin kız kardeşi," dedi.

"Kadim soydan.

Dikkatli ol insan... uğraştığın kişiler basit değil."

Esma başını salladı. "Ne yaptığımı biliyorum."

Cin yok oldu.

Artık ölümle dans ettiğinin farkındaydı. Ama durmak yoktu.

Kahvaltı hazırdı. Zil çaldı.

Esma yüzüne bir gülümseme taktı. Kapıyı açtı.

"Hoş geldiniz," dedi. "Sofra hazır."

Oğlu ve gelini içeri girdiler. Masaya oturdular.

"İyiyiz anne," dedi gelin. "Sen nasılsın?"

Esma gözlerini Rauf'tan ayırmadan konuştu. "İyiyiz," dedi.

"Yakında daha iyi olacağız."

Çayları tazelemek için kalktı.

Mutfakta, cinin verdiği ilacı eline aldı.

Bir an durdu.

Sonra...

Oğlunun çayına damlattı.

Derin bir nefes aldı. Ve masaya döndü.

Oğlu birden terlemeye başladı.

Nefesi daraldı.

"Oğlum?" dedi Esma, yanına koşarak. "Neyin var?"

Cevap gelmedi.

Gözleri beyaza döndü. Bir dakika içinde... Her şey bitti.

Rauf dizlerinin üzerine çöktü.

"Benim yüzümden..." diye sayıklıyordu. "Benim yüzümden..."

Gelin çığlık çığlığa ambulansı arıyordu.

Esma eğildi.

Rauf'un kulağına fısıldadı:

"Evet," dedi.

"Senin yüzünden.

Oynaştığın dişi cin yüzünden."

Rauf gözlerini büyüttü. "Biliyordun..." dedi. "Neden sustun Esma?"

Esma sırıttı.

"Bedeller ödenir Rauf," dedi. "Ben sadece zaman verdim."

Ambulans sirenleri uzaklaşırken ev sessizliğe gömüldü. Oğlunun bedeni morga kaldırılmıştı.

Bir evlat... bir nefeste gitmişti.

Cenaze işleri günlerce sürdü.

Ağıtlar edildi, dualar okundu.

Ama Esma'nın içinde ne gözyaşı kaldı ne de titreme.

Her şey planın bir parçasıydı.

Gelin, cenazeden sonra kaynanasının evinde kalmaya başladı. Başka gidecek yeri yoktu.

Karnındaki hayat, onu ayakta tutan tek şeydi.

Esma bunu biliyordu.

Gece olduğunda, ev derin bir sessizliğe büründü.

Rauf balkonda sigara içiyordu.

Oğlunun ölümünden sonra bir haftadır doğru düzgün uyumamıştı. Senna gelmiyordu.

Ne aynadan geçmişti ne de rüyalarına sızmıştı.

Onu ve bebeğini özlüyordu. Özlemi, göğsünü sıkıştırıyordu.

Tam o sırada bir çift kol beline dolandı. "Senna..." dedi refleksle.

Arkasını döndüğünde Esma'yı gördü. Yüzü bir anda karardı.

Esma soğuk bir sesle konuştu: "Demek oynaşının adı Senna."

İçeri döndü.

Rauf sigarayı yere attı.

Bu konuşmanın kaçınılmaz olduğunu biliyordu.

"Esma dur," dedi arkasından. "Konuşmamız gerekiyor."

Esma duymamış gibi davrandı. Yatağı düzeltiyordu.

Rauf sinirle kollarından tuttu, kendine çevirdi. "Beni dinle artık!"

Esma'nın gözleri doldu.

"Ne konuşacağız Rauf?" diye bağırdı. "Oğlumuzu daha yeni toprağa verdik. Şimdi bana o dişi cinle mi konuşacaksın? Yoksa doğacak bebeğinizle mi?"

Derin bir nefes aldı. Son kez uyardı:

"O cin kadim soydan geliyor Rauf. Bu oyun sandığın şey...

iki âlemi yakar."

Rauf patladı.

"Kes!" diye bağırdı.

"Kıskanıyorsun Esma.

Senna hamile kaldı diye ikinci plana düştün. Kaldıramıyorsun, değil mi?"

Esma dondu.

Sözler, bir hançer gibi saplandı.

Cevap vermedi. Odasından çıktı.

Arkasından Rauf'un sesi yankılandı: "Zaten seni bilmesek şaşardım!"

Gece yarısı...

Rauf yalnız kaldı.

Düşündü.

Esma haklıydı belki ama kalbine söz geçiremiyordu.

Tam o sırada elini biri tuttu.

Kokusunu tanıdı. Senna'ydı.

Birbirlerine sarıldılar. Hasret, sabaha kadar sürdü.

Ertesi sabah gelin mide bulantısıyla uyandı. Koşarak banyoya gitti.

Aklıma gelmezdi ama...

Test aldı.

Sonuç nett i. Hamileydi.

Sevinçten ağladı.

İlk aradığı kişi Esma oldu.

Esma'nın sesi tuhaftı ama haberi alınca mutlu görünmeyi başardı. Ailece kutlama yapmaya karar verdiler.

Piknik...

Orman...

Kimsenin olmadığı bir yer.

Esma'nın istediği de tam olarak buydu.

Esma'nın istediği de tam olarak buydu.

Rauf'un ormanın içine doğru yürüyüşünü uzaktan izlerken kalbi göğsünü parçalayacak gibi atıyordu. Ağaçlar sıklaşıyor, ışık seyrekleşiyor, hava ağırlaşıyordu. Bu yol, dönüşü olmayanların yoluydu. Esma adımlarını sessizleştirdi, gölgelerin arasına karıştı.

Bir fısıltı duydu. Sonra bir kahkaha.

Esma, kalın bir ağacın ardına saklanarak onları gördü. Rauf, Senna'nın karşısındaydı. Ellerini onun karnına koymuş, yavaşça okşuyordu. Senna'nın yüzünde tarifsiz bir mutluluk vardı; karnı henüz çok belirgin olmasa da içindeki hayat kendini hissettiriyordu.

Bu görüntü Esma'nın içindeki son merhamet kırıntısını da söndürdü.

Rauf, Senna'nın kulağına bir şeyler fısıldadı. Senna gülümsedi. O an Esma için her şey bitti.

Ağaçların arasından çıktı.

Rauf donup kaldı. Senna refleksle onun arkasına geçti. Rauf kollarını açarak Senna'yı korumaya çalıştı.

"Esma... dur," dedi titreyen bir sesle. Ama Esma artık duymuyordu.

Gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama sesi kararlıydı. Dudakları, insan diline ait olmayan kelimeler fısıldamaya başladı. Bu, kadim cinleri bile öldürebilen yasaklı büyüydü.

Senna bir anda irkildi.

Kalbini kavrar gibi yaptı. Dizlerinin üzerine çöktü. Nefesi kesiliyordu.

"Yapma..." dedi güçlükle.

"Yalvarırım... Mihrez öğrenirse yalnız ben değil... senin soyun da yanar."

Esma gözlerini kapattı. Ellerini sıktı. Kalbi korkuyla çarpıyordu ama geri dönüş yoktu.

"Ben ailemi korurum," dedi. "Ne pahasına olursa olsun."

Büyüyü tamamladı.

Toprak titredi.

Hava karardı.

Ağaçlar sanki çığlık attı.

Senna acıyla haykırdı. Dudaklarından dökülen son söz bir lanetti:

"Bu kanın bedeli ağır olacak..."

Ve sessizlik çöktü.

Rauf, Esma'ya doğru koşmak isterken görünmez bir güçle savruldu. Bir ağaca çarpıp yere yığıldı. Gözleri karardı.

O an, cinler âlemi sarsıldı.

Sarayın duvarları çatladı. Alevler yükseldi.

Mihrez yerinden fırladı. Gözleri kızıl bir öfkeyle yandı. "Kanımdan biri öldü," dedi.

Kadim eşi titreyerek geri çekildi. "Kardeşim..." diye fısıldadı. "Öldü..."

Mihrez'in yumruğu tahta sütuna saplandı. Saray yankılandı.

"İnsan..." dedi dişlerinin arasından. "Bir insan eliyle..."

O an intikam bir düşünce olmaktan çıktı. Bir yemine dönüştü.

"Bu kan yerde kalmayacak," dedi Mihrez. "Bedel ödenecek."

Cinler âleminde o gece tek bir gerçek yazıldı: Lanet başlamıştı.

More Chapters