LightReader

Chapter 12 - Bölüm 12

Mihrez omzundaki yakıcı sızıyla birlikte gözlerini açtı.

Peri ışığı gözlerini kamaştırmış, başını döndürmüştü. Bir an nerede olduğunu anlayamadı.

Sonra…

sessizliği fark etti.

Bu sessizlik, huzurlu değildi.

Gerilmişti.

Hızla ayağa kalktı. Cin halkı, donup kalmışçasına ona bakıyordu.

Bakışlar kaçamak, yüzler gergindi.

Mihrez'in gözleri tek bir kişiyi aradı.

Naya.

Ama yoktu.

Kaşları sertçe çatıldı.

Sonya hızla yanına geldi.

Mihrez'in sesi öfkeyle çatladı:

"Naya nerede?"

Sonya başını eğdi.

Bu sessizlik Mihrez'in sabrını kopardı.

"NEREDE!" diye kükredi.

Saray titredi.

Duvarlardaki semboller yankıyla sarsıldı.

Sonya kekeleyerek konuşabildi:

"E‑efendim… Prens Zorkan… eşinizi sarayın içine götürürken gördüm. Çok… çok ağlıyordu."

Mihrez, cümlenin bitmesini beklemedi.

Arkasını dönüp saraya doğru yürüdü.

Adımları sertti.

Kapıyı tek hamlede açtı, gürültü ana salonda patladı.

"NAYA!" diye haykırdı.

Yoktu.

Hizmetlilere döndü, sesi bıçak gibi keskinleşti:

"Nerede?"

Hizmetli cinler korkuyla geri çekildi.

"Efendim… bilmiyoruz. Görmedik."

Mihrez'in sabrı tükendi.

Gölgelere seslendi.

Zemin karardı.

İki cin asker gölgelerin içinden sıyrılarak ortaya çıktı.

Onlar Mihrez'in gözüydü, kulağıydı.

"Emriniz nedir, padişahım?" dediler tek ağızdan.

Mihrez'in sesi titriyordu, öfke ile yıkım arasında sıkışmıştı:

"Naya ve Prens Zorkan. Neredeler?"

Askerlerden biri tereddütsüz konuştu:

"Efendim… Prens Zorkan, eşinizi cehenneme… kendi sarayına götürdü."

Mihrez'in içindeki dünya çöktü.

"Ne demek… kendi sarayına götürdü!"

Sesi bu kez bir fısıltıydı ama daha korkutucuydu.

Asker başını eğdi:

"Sizin onu kesin olarak sürgün edeceğinizi söyledi. Eşiniz çok kötü durumdaydı, efendim."

O an Mihrez koptu.

Ana salonda ne varsa parçaladı.

Sütunlar çatladı, eşyalar duvarlara savruldu.

Göğsü yanıyordu.

Ama bu, büyü değil… pişmanlıktı.

Bana ne yaparsa yapsın… diye düşündü,

ben ona asla zarar verecek bir şey yapmazdım.

Yapamazdım.

Başını iki elinin arasına aldı.

Dünyaların korktuğu cin padişahı…

ilk kez kendini bu kadar güçsüz hissediyordu.

Ve zihninde tek bir düşünce yankılanıyordu:

Zorkan…

Naya, cehenneme adımını attığı an göğsüne ağır bir el bastırılmış gibi hissetti.

Nefesi kesildi. Ciğerleri yanıyor, boğazı daralıyordu. Gözleri karardı, dizlerinin bağı çözüldü.

Zorkan onu yakalamasaydı yere yığılacaktı.

— "Lanet olsun…" diye fısıldadı Zorkan, elini hızla Naya'nın başına koyarak.

Bunu hesaba katmamıştı. Cehennem havası, özellikle hamile bir peri için ölümcüldü.

Hızla kadim bir büyü mırıldandı. Sözler dudaklarından dökülürken cehennem alevleri kısa bir an için geri çekildi.

Naya derin derin öksürdü, sonra nefesi yavaş yavaş düzene girdi.

— "İyi misin?" dedi Zorkan, bu kez sesi yumuşaktı. "Canım?"

Naya başını salladı.

— "İyiyim… sadece… bünyem alışmaya çalışıyor sanırım."

Zoraki bir gülümseme ekledi. "Nasıl olacaksa artık."

Zorkan küçük bir kahkaha attı, ama gözlerinde başka bir parıltı vardı.

— "Alışacaksın. Hem… sana göstermek istediğim yerler var."

Naya tek kaşını kaldırdı.

— "Cehennemde ilginç yerler ha? Merak ettim doğrusu."

Zorkan elini uzattı. Naya tereddüt etmeden tuttu.

Yerden kalkarken Zorkan'ın parmaklarının bileğinde biraz fazla sıkıldığını hissetti ama üzerinde durmadı.

Zorkan ise durmuyordu.

Aklı çoktan yasak olana kaymıştı.

Mihrez'in karısı…

Hamile bir peri…

Ve artık onun sarayındaydı.

Yürürken Naya düşünceliydi. Bir huzursuzluk, kalbinin derininde ince bir sızı gibi dolaşıyordu.

Bir an ayağı takıldı. Dengesini kaybetti.

Tam düşecekken Zorkan refleksle belinden yakaladı.

İkinci kez…

Onu kollarında tutuyordu.

Göz göze geldiler.

Nefesleri birbirine karıştı.

O an Zorkan daha fazla dayanamadı.

Dudaklarından yasaklı, kadim büyünün sözleri döküldü.

Naya'nın gözleri bir anlığına kırmızı yanıp söndü.

Kalbinin içinde derin, karanlık bir boşluk oluştu.

Bir anda…

Her şey silindi.

Cin sarayı…

Ailesi…

Ve en önemlisi…

Mihrez.

Zorkan dikkatle yüzünü inceledi.

— "Perim…" dedi alçak bir sesle. "Aşkım…"

Naya kollarından sıyrılıp bir adım geri çekildi.

— "Sizi… tanıyor muyum?" dedi şaşkınlıkla.

Zorkan'ın dudaklarında memnun bir gülümseme belirdi.

Yavaşça yaklaştı, elini Naya'nın karnına koydu.

— "Beni unutmuş olamazsın," diye fısıldadı.

— "Hem… bebeğimizi de."

Naya bir an irkildi. Gözleri bulanıklaştı.

Sonra yüz ifadesi değişti.

— "Ah…" dedi hafif bir kahkahayla.

— "Özür dilerim, bir an dalmışım. Elbette unutmadım sizi."

Zorkan'ın yanağından öptü.

Prens sırıttı. Onu belinden kendine çekti.

— "Artık benimsin," dedi kararlı bir tonla.

— "Sarayımıza gidelim mi?"

Naya başını salladı.

— "Gidelim… yoruldum biraz."

Cin sarayında ise hiçbir şey eskisi gibi değildi.

Mihrez, zihin yoluyla Naya'ya ulaşmaya çalışıyordu.

Her denemede zihni geri tepiyor, mührü sızlıyordu.

— "Lanet olsun…" diye hırladı.

Sonya yanına yaklaştı.

— "Padişahım… yasalar—"

— "Yasalar umurumda değil!" diye kükredi Mihrez.

Saray titredi.

— "Kraliçemi sürgün edemem," dedi dişlerinin arasından.

— "O benim. Benim hükmüm olmadan kimse karar veremez."

Sonya başını eğip geri çekildi.

Mihrez gözlerini kaldırdı.

— "Askerleri hazırla," dedi buz gibi bir sesle.

— "Cehenneme gidiyoruz."

Cehennem sarayında gece, kırmızı alevlerin ve siyah kristallerin ışığında yankılanan bir eğlenceyle başlamıştı. Sarayın dev salonu, Prens Zorkan ve Naya adına düzenlenen bu gecede uğursuz bir ihtişamla parlıyordu. Cinler, iblisler ve karanlık varlıklar salonu doldurmuş, fısıltılar kahkahalara karışmıştı. Müzik ağır ve baş döndürücüydü.

Naya'nın yüzünde güller açıyor gibiydi; dudaklarında silik ama inandırıcı bir gülümseme vardı. Prens Zorkan yanına yaklaştı, elini nazik ama sahiplenici bir hareketle Naya'nın saçlarına götürdü. Dudaklarına kısa ama derin bir öpücük kondurdu. Naya bir an için kaskatı kesildi. İçinde bir şeyler yanlış diye bağırıyordu ama sesi boğulmuştu.

Zorkan geri çekilip gözlerinin içine baktı.

"Bu gece hiç bitmesin istiyorum," dedi alçak bir sesle.

Gözlerinden kırmızı alevler yükseliyor gibiydi; bakışları Naya'yı sarıyor, onu adım adım etkisi altına alıyordu. Naya, sanki kendi iradesi ona ait değilmiş gibi, transta bir gülümsemeyle başını salladı.

"Evet… aşkım," dedi yavaşça. "Hiç bitmesin."

Ama kalbindeki o derin boşluk, içini kemirmeye devam ediyordu. Neşesi yüzündeydi, ruhu ise donuktu.

Eğlence saatler boyunca sürdü. Müzik hiç susmadı, kahkahalar hiç dinmedi. Bir noktada Prens Zorkan elini Naya'ya uzattı.

"Benimle dans eder misin?"

Naya başını eğerek elini uzattı. Piste çıktıkları anda Zorkan Naya'nın elini sıktı. O an, Naya'nın elbisesi bir büyüyle değişti; cehennem çukuru kadar siyaha büründü. Saçlarında simsiyah taşlarla süslü bir taç belirdi. Aynadaki yansıması artık bambaşka bir kadındı.

Naya'nın gözlerinde mutluluk parlıyordu — ya da öyle görünüyordu. Prensine yaklaşarak hafif bir gülümsemeyle,

"Bu gece yeni başlıyor anlaşılan," dedi.

Zorkan belinden kavrayarak onu kendine çekti.

"Bitişi yatakta olacak, aşkım," dedi fısıltıyla.

Naya başını eğdi. Yalan da olsa, o an için mutlu bir çift gibi görünüyorlardı. Dans sona erdiğinde el ele tutuşarak pistten indiler. Salon alkışlarla doldu.

Ancak kalabalığın içinde Nayayı tanıyan birkaç kişi vardı. Gördüklerine inanamadılar. Sessizce zihin yoluyla Mihrez'e haber uçurdular.

Ve o an…

Sarayın dev kapılarında korkunç bir patlama oldu. Yer sarsıldı, çığlıklar yükseldi. Müzik sustu.

Prens Zorkan refleksle Naya'yı arkasına çekti. Naya şok içindeydi, gözleri büyümüştü.

"Aşkım… neler oluyor?" diye fısıldadı.

Zorkan sert bir sesle,

"Düşmanlarımız saldırıyor," dedi. "Arkamda dur. Sana zarar verebilirler."

Naya'yı bilerek uzak tuttu.

Salonda bir sessizlik çöktü. Mihrez ağır adımlarla içeri giriyordu. Kimse yerinden kıpırdamadı; herkes başını öne eğdi. Çünkü burada yaşanacakların bedeli ağır olacaktı.

Mihrez yaklaştıkça Zorkan duruşunu bozmadı. Dik, meydan okur bir halde bekledi.

Mihrez, Naya'yı gördüğü an duraksadı. Gözlerindeki korku dolu bakışlar kalbini paramparça etti. Titreyen bir elini uzattı.

"Naya… aşkım," dedi kısık bir sesle. "Hadi evimize gidelim. Sana asla zarar vermem."

Naya bir an durdu. Kafası karışmıştı. Gözleri Mihrez'in yüzünde gezindi.

"Efendim?" dedi yabancı bir sesle. "Sizi tanımıyorum. Kimsiniz? Lütfen buradan gidin."

Ve Zorkan'ın elini tuttu.

Mihrez'in içindeki son parça da o anda koptu. Öfkeyle Zorkan'a döndü. Gözleri karanlıkla dolmuştu.

Prens Zorkan sinsice gülümsedi. Alaycı bir sesle konuştu:

"Eşimi duydunuz, değil mi? Burada yeriniz yok. Sarayımdan defolup gidin, padişah hazretleri."

Mihrez dişlerini sıktı, sesi tıslama gibiydi.

"Onu büyüledin mi, Zorkan?" dedi.

Zorkan cevap vermedi. Sadece karanlık bir gülümsemeyle geri çekildi.

Mihrez öfkeyle geri çekildi.

"Bunun ne demek olduğunu biliyorsun."

Kayboldu.

Zorkan, Naya'nın elinden tutarak onu odasına götürdü. Kapı kapandığında, cehennem sarayının uğultusu geride kaldı. Oda sessizdi; fazla sessizlik bile rahatsız ediciydi. Zorkan Naya'nın elini bırakmadı. Elbisesini çıkarmasına yardım etti, ardından geceliğini giydirdi. Naya'nın bakışlarında huzur yoktu. Gözleri dalgındı, içinde tarif edemediği bir huzursuzluk dolaşıyordu.

Merak içini kemiriyordu.

Sessizliği kendi bozdu.

"Zorkan…" dedi tereddütle.

"Şu adam… Mihrez. Kim o? Adı… hiç yabancı gelmiyor bana."

Zorkan olduğu yerde durdu. Bir anlığına yüzündeki rahat ifade silindi.

Büyü mü zayıflıyor? diye düşündü. İçini kısa bir korku kapladı.

Naya'ya döndü. Kollarından tuttu, göz hizasına indi.

"Merak etme aşkım," dedi yumuşak ama kararlı bir sesle.

"Bize zarar veremez. O sadece cinler âleminin padişahı."

Gözlerinin içine baktı.

Kadim kelimeler dudaklarından döküldü. Büyü ağır, yasak ve geri dönüşsüzdü.

Naya'nın gözleri bir anlığına odaklandı… sonra boşaldı.

Trans tekrar çöktü üzerine.

Zorkan gülümsedi.

"İşte oldu," dedi içinden.

Bana böyle baktığın sürece seni benden kimse alamaz.

Naya kıpırdamıyordu. Bedeni oradaydı ama zihni artık ona ait değildi.

Zorkan onu uzun uzun süzdü. Hamileliği ona ürkütücü bir güzellik katıyordu. Dudaklarına eğildi. Naya karşılık vermek zorundaydı; büyünün emri buydu.

Onu yatağa yatırdı. Naya'nın saçları yastığın üzerine yayıldı.

Zorkan göğüslerine yaklaşırken Naya'nın bedeni istemsizce gerildi, daha aşağılara inerken kıvrandı. Ellerini tuttu, sıkıca. Kaçış yoktu.

O anda…

Mihrez'in mührü yandı.

Cin sarayında, Mihrez göğsünü kavrayarak diz çöktü. Acı tanıdıktı ama bu kez daha derindi, daha vahşiydi. Kalbindeki mühür paramparça oluyordu.

Gölgelere seslendi.

İki asker belirdi.

"Emriniz nedir, padişahım?"

Mihrez'in gözleri karardı. Cin formuna geçti.

"Ne kadar asker, ne kadar yaratık varsa…" dedi dişlerinin arasından.

"Prens Zorkan'ın sarayını yok edin. Eşim hariç… herkesi öldürün. Sarayı yakın."

"Emredersiniz," dediler ve gölgelere karıştılar.

Mihrez fısıldadı:

"Seni kurtaracağım… ne olursa olsun."

O gece, cehennem sarayında yasaklı gece gerçekleşmişti.

Zorkan, Naya'nın yanında uzanmıştı. Elinde sigara vardı. Duman ağır ağır tavana yükselirken, yanında yatan kadına baktı. Naya derin bir uykudaydı. Sessiz, çırılçıplak savunmasız.

Elini saçlarına götürdü. Bir tutam aldı. Diğer elinde bir makas belirdi.

Büyülü sözler fısıldadı. Saç kayboldu.

Sessiz bir kahkaha attı.

Aynı anda…

Mihrez tahtında oturuyordu. Yan tahtta Naya'nın tacı duruyordu. Gözleri ona takılıydı.

Birden, önünde bir tutam saç belirdi.

Elini uzattı. Aldı.

İstemeden kokladı.

"Lanet olsun…" diye fısıldadı.

"Bu… Naya'nın saçı."

Zihninde bir kahkaha yankılandı.

"Padişahım," dedi Zorkan'ın sesi.

"Kaybedişinizin şerefine küçük bir armağan göndermek istedim. Şu an yatağımda yatan güzel bir peri var. Huzurla uyuyor. Gece biraz yordum onu… hâlâ uyanamadı."

Mihrez'in nefesi kesildi.

"Saçının kokusunu unutmanızı istemedim," dedi ses.

"Bir tutam yolladım."

Kahkaha zihnini parçaladı.

Mihrez dizlerinin üzerine çöktü. Saray yankılandı.

"Gidin!" diye kükredi gölgelere.

"Hemen gidin!"

Başını kaldırdı, gözleri alev alevdi.

"Yeminim olsun…" dedi titreyen bir sesle.

"Seni ben öldüreceğim, Zorkan."

Naya yüzünde belirsiz bir gülümsemeyle uyandı. Gözleri ağırdı, zihni bulanıktı. Yanında uzanan Zorkan'a baktı; bakışları, kendisine ait olmayan bir aşkla doluydu. İçinde bir yer hâlâ boştu ama bu boşluğu tanımlayamıyordu.

Zorkan, uyanan Naya'ya eğildi.

"Sonunda uyandın demek…" dedi, sesi alçak ve sahipleniciydi.

Naya dudaklarının arasından mırıldandı.

"Senin yüzünden…"

Zorkan yavaşça yaklaştı. Gözlerinde tehlikeli bir parıltı vardı.

"Tadına doyamıyorum," dedi fısıltıyla. "Çok lezzetlisin."

Dudaklarına yapıştı. Öpücüğü giderek sertleşti. Zorkan'ın niyeti sadece arzulamak değildi; parçalamak, sahip olmak, her şeyi yakıp yıkmaktı. Naya ona yetişmeye çalışıyor, ritmini yakalamaya çalışıyordu. Bu birliktelikler gün geçtikçe artıyordu ve Naya büyünün bedelini her seferinde biraz daha ağır ödüyordu. Kalbi her defasında biraz daha sessizleşiyor, ruhu biraz daha uzaklaşıyordu.

Zorkan bir süre sonra gerinerek yataktan kalktı. Geriye dönüp baktığında Naya'nın yeniden uykuya daldığını gördü. Büyü hâlâ etkisini sürdürüyor, Naya'yı karanlık bir huzurun içine hapsediyordu.

Odasından çıktı, taht salonuna yürüdü. Tahtına oturdu, ayak ayak üstüne attı. Naya uğruna ailesini yok etmişti; artık tek varis olarak kral ilan edilmişti. Gücün sarhoşluğu içindeydi.

Tam o anda taht salonunun ortasında derin bir çukur açıldı. Çukurdan yaratıklar fışkırdı. Her tarafa yayıldılar. Zorkan'ın yüzü bir anda korkuyla gerildi. Yaratıklar önlerine geleni parçalıyordu. Çığlıklar yükseldi. Ortalık kan gölüne döndü. Saray alevler içinde yanmaya başladı.

Taht salonunun kapısında Mihrez belirdi.

Boynuzları, kanatları, karanlık cin formuyla devasa görünüyordu. Gözleri ateş saçıyordu. Öfkesi neredeyse somut bir varlık gibiydi.

Zorkan kekeledi. Korku sesine işlemişti.

"Artık… artık Naya senin eşin değil," dedi. "Onunla defalarca birlikte oldum. Kaybettin, Mihrez."

Sözünü bitirdiği anda Mihrez bir anda önünde belirdi. Kanadının sivri ucunu Zorkan'ın çenesinden geçirdi. Tek bir hamleyle onu açılan çukurun içine fırlattı.

Zorkan'ın ölümüyle birlikte…

Naya gözlerini açtı.

Bir anda yatakta doğruldu. Etrafına baktı. Burası yabancıydı. Kalbi hızla atmaya başladı. Üzerini inceledi; çırılçıplaktı. Olan biteni anlaması uzun sürmedi. Gözlerinden yaşlar süzüldü.

Kalkmaya çalıştı ama karnında ve aşağısında keskin bir sancı hissetti. Acıyla inledi. Zar zor geceliğini bulup giymek zorunda kaldı. Ardından çarşafı üzerine çekti. Başını dizlerinin arasına aldı ve sessizce ağlamaya başladı.

Kapı aniden açıldı.

İçeri Mihrez girdi.

Göz göze geldiler.

Naya'nın sesi titredi.

"Hemen git buradan Mihrez," dedi.

Naya yataktan kalktı eliyle karnını tutuyordu acı dayanılmazdı. Mihrez bunu fark etti ve yavaş adımlarla ona yaklaştı.

Naya eliyle dur işareti yaptı. Yatağı gösterdi. Ağlayarak 

"Defalarca" dedi

Mihrez gözlerini kapattı. Acısı öfkeye karışıyordu.

"Aç gözlerini," diye bağırdı.

Yavaşça gözlerini açtı. Mihrez'e baktı.

"Defalarca benimle oldu," dedi. "Sen neredeydin?"

Mihrez cevap veremedi.

Bu sessizlik Naya'yı paramparça etti.

"Beni koruyamadın," dedi. "Şimdi bu sarayı yakıp kül etsen neye yarar?"

Mihrez bir adım daha attı.

"Nayam… canım… yaşanan ne varsa geride bırakalım. Benimle gel, lütfen."

Naya öfkeyle güldü.

"Neyi geride bırakacaksın?" dedi. "Bana her baktığında bu yatak aklına gelmeyecek mi? Söylesene!"

Mihrez'i itti.

"Git buradan."

Mihrez sertçe başını salladı.

"Asla. Sen benimsin."

Naya sözünü kesti.

"Artık değilim."

Balkona doğru yürüdü. Mihrez panikle bağırdı:

"Hayır, Naya! Uzaklaş oradan! Yalnış bir şey yapma bize bunu yapma!"

Naya acı acı gülümsedi.

"Aramızda yaşananlar artık geride kaldı," dedi. "Ben ve bebeğim buradan gitmek zorundayız."

"Buna asla izin vermem!" diye haykırdı Mihrez.

Naya başını salladı.

"Biliyordum."

Elinde bir ışık topu oluşturdu.

"Elveda, aşkım," dedi ve üzerine attı.

Mihrez "Hayır!" diye bağırarak duvara savruldu.

Naya ağlayarak fısıldadı:

"Buna mecburum, aşkım…"

Ellerinden ışıklar çıkararak bedeni yükseldi. Gözyaşları ardında kaldı. Ve Naya, karanlığın içine doğru uçup gitti.

More Chapters