LightReader

Chapter 13 - Bölüm 13

Lucifer, cehennemin en karanlık tahtında sessizce oturmuş, düşüncelerinin içinde boğuluyordu. Cehennemde yaşananları hatırladıkça sabrı taşmaya başlamıştı. Mihrez'in gücünün zayıfladığını hissediyordu; bu onu hem tedirgin ediyor hem de tuhaf bir tatminsizlikle dolduruyordu. Tam o sırada dışarıdan gelen bağrışlar, çığlıklar ve kaotik sesler taht salonunun duvarlarına çarparak içeri doldu. Cehennem yine kan ve ateşle nefes alıyordu.

Taht kapısı bir anda sertçe açıldı.

Naya, üstü başı kan içinde, adımları ağır ama kararlı bir şekilde içeri girdi. Geceliği yırtılmış, saçları dağılmıştı; yüzündeki ifade ise buz gibiydi. Acı çektiği her hâlinden belliydi ama gözlerinde tek bir damla korku yoktu.

Lucifer irkilerek ayağa kalktı.

"Bu ne cüret, peri?" dedi, sesi sertti ama bakışlarında şaşkınlık gizlenemiyordu.

Naya ona yaklaştı. Sesi sakin, soğuk ve kesindi.

"Fazla zamanım yok," dedi. "Beni hemen dünyaya gönder."

Lucifer'in kafası karışmıştı. Bir adım attı, onu süzdü. Gecelikle, kan içinde karşısında duran bu perinin hâli, yaşananların ağırlığını anlatmaya yetiyordu.

"Ciddi misin sen?" dedi alçak bir sesle.

Naya sabırsızca nefes aldı.

"Lütfen," dedi. "Mihrez birazdan uyanacak. Beni buradan gönder."

Kısa bir duraksamadan sonra ekledi:

"Zaten istediğin bu değil miydi? Ben ve bebeğim… hiç var olmamışız gibi gideceğiz bu yerden. Yardım etmeyecek misin?"

Lucifer birkaç saniye sustu. Sonra ağır bir kabullenişle başını salladı.

"Pekâlâ," dedi. "Seni göndereceğim. Gel benimle."

Taht odasından birlikte çıktılar. Uzun koridorlardan geçerken Lucifer ıslık çalarak yürüyordu. Bu umursamazlık Naya'nın içindeki öfkeyi daha da körüklüyordu ama sesi çıkmadı. Zamanla yarışıyordu.

Sonunda Lucifer'in çalışma odasına geldiler. Geçit aynası, duvarın ortasında karanlık bir gölge gibi duruyordu. Naya aynanın karşısında durdu, derin bir nefes aldı. Son kez Lucifer'e baktı.

"Benim nerede olduğumu söylemeyeceğini tahmin ediyorum," dedi.

Lucifer başını yavaşça salladı.

"Söylemem," dedi kısa ve net bir tonla.

Naya gözlerini kaçırmadan konuştu.

"Orada kendime bir hayat kuracağım. O yüzden yardımına ihtiyacım var. Bir ev… bir miktar para…"

Lucifer bir an düşündü, sonra elini kaldırdı. Avucunda bir çanta belirdi. Çantayı 

Naya'ya uzattı.

"Bu yeterli olur," dedi.

Naya çantayı aldı.

"Teşekkür ederim," dedi kısık bir sesle. Ardından aceleyle etrafına bakındı. "Hemen gitmem gerekiyor."

Lucifer durumu anlamıştı. Perinin omzuna hafifçe dokundu. Bir anda Naya'nın üzerindeki kanlı, yırtık gecelik daha kapalı ve sade bir kıyafete dönüştü. Naya şaşkınlıkla baktı, sonra tekrar Lucifer'e döndü.

"Teşekkür ederim," dedi.

Lucifer cevap vermedi. Sadece aynayı işaret etti.

Naya bir an durdu. Sonra hiçbir şey söylemeden geçit aynasına doğru yürüdü. Aynanın yüzeyi dalgalandı ve Naya içinden geçerken karanlığın içinde kayboldu. Bir saniye sonra orada hiçbir iz kalmamıştı.

Mihrez, yanan sarayın çatlamış duvarları arasında gözlerini açtığında ilk hissettiği şey acı değildi.

Naya'nın ışığına alışamamış gözleri yanıyordu. Başını tutarak doğruldu, sendeledi. Etrafına baktığında saraydan geriye hiçbir şey kalmadığını fark etti; küle dönmüş taşlar, çökmüş sütunlar, hâlâ tüten duvarlar…

Kanatlarını açtı, göğe yükseldi. Gidebileceği yerleri arar gibi havada asılı kaldı. Göğsündeki mühür sızlıyordu; bu, bildiği hiçbir yaraya benzemeyen bir acıydı. Gölgelere seslendi, sesi cehennemin boşluğunda yankılandı.

"Eşimi bulun!" diye kükredi.

Yukarıdan baktığında babasının sarayını görebiliyordu. Bir an için bu olanlarda onun da parmağı olup olmadığını düşündü. Ama içindeki his çok daha ağırdı; Naya artık bu diyarda değildi. Bunu iliklerine kadar hissediyordu.

Zihin yoluyla askerinin sesi yankılandı.

"Padişahım… Cehennemde ve cinler âleminde eşiniz yok, efendim."

Mihrez'in nefesi kesildi.

"Nerede peki?" diye sordu, sesi çatallandı.

"Askerî istihbarata göre… dünyaya geri dönmüş."

Mihrez bir an dengesini kaybeder gibi oldu. Kanatları titredi.

Naya… onu terk etmiş miydi?

Oğlunu alıp dünyaya mı gitmişti?

Öfke, kalp kırıklığının önüne geçti. İlk kez bu kadar savunmasız hissediyordu kendini. Hiç tatmadığı bir acıydı bu. Hiçbir savaş, hiçbir ihanet bu kadar yakmamıştı canını.

Tüm hızıyla cinler âlemine uçtu.

Saniyeler içinde sarayına vardı. Doğruca taht odasına girdi ve tahtına oturdu. Kimseyle konuşmadı. Ne fısıltılar, ne korkulu bakışlar umurundaydı.

Tek baktığı şey, yanındaki boş tahttı.

Ve üzerinde duran taş… Naya'nın yokluğunu bağıran o sessiz hatıra.

Kapı aralandı. Bir hizmetçi dişi cin içeri girdi, başını eğerek konuştu.

"Efendim… Müslüman kabilesinden Prenses Zelina geldi. Sizinle görüşmek istediğini söylüyor."

Mihrez'in sesi buz gibiydi.

"Kimseyi istemiyorum. Yolla gitsin."

"Emredersiniz, padişahım."

Kapı kapandı. Hizmetçi dişi cin dışarıda Zelina'ya döndü.

"Hanımım, padişahımız kimseyle görüşmek istemediğini bildirdi."

Zelina'nın yüz ifadesi değişti. Gözlerinde sabırsız bir kararlılık belirdi.

"Peki," dedi. "Çekilebilirsin."

Hizmetçi uzaklaştı. Ama Zelina pes etmedi. Zihin yoluyla Mihrez'e seslendi:

"Acil. Naya hakkında konuşmam gerekiyor."

Mihrez, eşinin adını duyar duymaz tahtından kalktı. Taht salonundan çıktı. Zelina onu bekliyordu. Ayağa kalktı, Mihrez'e yaklaştı, eliyle kolunu okşadı.

"Adını duyar duymaz geleceğini biliyordum," dedi.

Mihrez elini sertçe itti.

"Konuş."

"Böyle olmaz ama… Ben bir misafirim. Bir şeyler içerek konuşabiliriz."

Mihrez cevap vermedi. Ana salonun yolunu göstererek önden yürüdü. Zelina sırıtarak onu takip ediyordu.

Mini bara geldiklerinde Mihrez durdu.

"Ne içersin?" diye sordu.

Zelina'nın yüzü bozuldu.

Mihrez hafifçe sırıttı.

"Müslüman olduğunu unuttum. Malum… olmaman gereken yerlerde bulunuyorsun. Şimdi söyle. Naya hakkında ne biliyorsun?"

Zelina yerinden kalktı. Çantasından orta boy, eski bir ayna çıkardı. Büyülü sözler mırıldanarak aynayı Mihrez'e uzattı.

Aynada Naya belirdi.

Mihrez aynayı elinden aldı ve koltuğa oturdu.

Eşini izliyordu.

Naya, bir yatakta yatıyordu. Karnını okşuyordu. Ağlıyordu. Boynunda hâlâ kolyesi vardı; Mihrez'den kalan tek hatıra.

Mihrez başını eğdi. Gözünden bir damla yaş süzüldü.

Zelina, bu manzarayı hayretler içinde izliyordu. O an anladı… Mihrez eşini gerçekten seviyordu.

Zelina yanına oturdu, aynayı elinden aldı.

Mihrez gözlerini sildi.

"Kalbim acıyor," dedi kısık bir sesle.

"Onu koruyamadım. Çok geç kaldım…"

Zelina ilk kez vicdan azabı hissetti. Bu durumu nasıl düzelteceğini bilmiyordu ama düşünmesi gerekiyordu. Mihrez'in omzuna dokundu.

"Sana yardım edeceğim," dedi.

"Her şey düzelebilir. Hiçbir şey için geç değil."

Mihrez başını kaldırdı, Zelina'ya baktı.

"Umarım," dedi sadece.

"Umarım…"

Naya, geçit aynasından adımını attığında karşısında bir ev belirdi.

Lucifer'in onun için seçtiği bu yer, dışarıdaki kışa inat içeride sıcak ve korunaklıydı. Kapı ardında kapanırken sessizlik yayıldı eve; ürkütücü değil, yavaşlatıcı bir sessizlikti bu.

Evin içi döşeliydi. Her şey yerli yerindeydi ama hiçbir şey tanıdık değildi.

Şömine yanıyordu, ev sıcaktı. Duvarlar soğuğu içeri almıyor, zaman sanki burada ağır akıyordu.

Naya ağır adımlarla şömineye doğru ilerledi.

Bir koltuğa oturduğunda bedenindeki tüm yorgunluk bir anda üstüne çöktü. Omuzları düştü, nefesi ağırlaştı. Elini karnına koydu, başını geriye yasladı.

— Biraz dinlenelim… diye fısıldadı.

Gözleri kendiliğinden kapandı.

Uyku onu sessizce aldı.

Ne rüya vardı ne kabus.

Sadece karanlık ve huzursuz bir boşluk.

Gözlerini açtığında ilk refleksi saate bakmak oldu.

İki saat…

Deliksiz, derin bir uyku.

O an bedeninde yeni bir his belirdi.

Açlık.

İlk kez.

Yavaşça yerinden kalktı. Ev hâlâ yabancıydı; koridorlar, kapılar… Hepsi tanımadığı bir hayatın parçalarıydı. Mutfağı aradı. Bir kapıyı açtığında geniş, ferah bir mutfakla karşılaştı.

Bir süre olduğu yerde durup etrafı inceledi.

Tezgâhın üzerinde bir meyve tabağı vardı. Renkli, taze… Sanki onu bekliyormuş gibiydi.

Tabağı aldı.

Şöminenin yanına geri döndü. Koltuğa tekrar oturdu. Meyvesinden bir parça alıp ısınmaya çalışırken, hiç istemediği bir anı zihninin kapısını araladı.

Mihrez.

Sesini duymadı.

Yüzünü görmedi.

Ama varlığı… kalbine çöktü.

Gözleri doldu.

Onu çok özlemişti. İçinin bir yerinde hâlâ ona ait bir şeyler vardı ama… artık o eski aitlik hissi yoktu. Üzerinde Mihrez'in kokusu yoktu. Teninde onun izi kalmamıştı.

Bu farkındalık canını yaktı.

Nefesi titredi.

Hıçkırıklar boğazında düğümlendi.

Ağlamaya başladı.

Sessizce değil…

Tutamadan.

Gözyaşlarını eliyle sildi ama faydası yoktu. Her silinenin yerine yenisi geliyordu. İlk kez, gerçekten yalnız olduğunu hissetti.

Ne bir saray vardı artık.

Ne bir taht.

Ne de arkasında duracak bir padişah.

Sadece kendisi…

ve karnında büyüyen hayat.

Şöminenin başında, sıcacık bir evin içinde…

kalbi buz kesmişti.

Naya ağır adımlarla pencereye yaklaştı. Dışarısı geceydi. Ay, evin içine solgun ama huzur veren bir ışık bırakıyordu. Gökyüzüne baktı; yıldızlar oradaydı… Sessiz, sabit ve zamana meydan okurcasına. Onları izlemeyi ne kadar özlediğini o an fark etti. Öbür dünyada ne ay vardı ne yıldız… Ne de güneş. Sadece ateşin ve karanlığın bitmeyen yankısı.

Bir yanı her şeyi unutmak istiyordu. Yaşananları, ihaneti, korkuyu, acıyı…

Diğer yanıysa istemsizce karnına kaydı. Elini bastırdı. İçindeki hayat, ona unutmaması gereken her şeyi hatırlatıyordu. O günleri unutmak mümkün değildi.

Dudakları titredi, sesi neredeyse bir nefes kadar kısıktı.

"Mihrez… beni affet."

Gözleri doldu.

"Bu ikimiz için en iyisi… beni anlıyorsundur, değil mi?"

O an bilmediği bir şey vardı.

Mihrez, aynanın diğer tarafındaydı.

Gölgelerin arasından onu izliyordu. Aynaya yaklaştı, elini kaldırdı. Camın soğuk yüzeyine dokundu; sanki gerçekten saçlarına değiyormuş gibi. Parmakları titredi. Gözleri dolmuştu.

"Sana kendimi affettireceğim, aşkım…" diye fısıldadı.

"Her şeyi unutturacağım. Sana yaşattığım her acıyı…"

Arkasında bir hareket oldu. Zelina belirdi. Mihrez'in o halde durduğunu görünce derin bir of çekti, yanına oturdu.

"Yine aynı vaziyettesin," dedi yumuşak ama yorgun bir sesle.

"Yanına gitsene."

Mihrez aniden döndü, sesi öfkeyle sertleşti.

"Gidemiyorum! Nerede olduğunu bulamıyorum. Sadece görüntü var… başka hiçbir şey yok. Yeri büyüyle gizlenmiş."

Zelina kaşlarını çattı, düşündü.

"Bunun arkasında biri var," dedi. "Kadim bir büyü kullanılmış. Ben de izini sürmeye çalıştım ama…"

Mihrez'in zihninde tek bir isim dönüp duruyordu. Söylemeye cesaret edemedi. Emin değildi… ama kalbi biliyordu.

Bir anda ayağa kalktı.

"Annemle konuşmam gerekiyor."

Zelina da ayağa kalktı.

"Lilith yardım edebilir," dedi tereddütle. "Ama bir süredir ortalarda yok."

Mihrez zihin yoluyla seslendi. Sessizlik.

Sinirle elini saçlarının arasından geçirdi. Nefesi düzensizleşmişti.

Tam umudunu yitirmek üzereyken…

Bir ses yankılandı.

"Oğlum."

Mihrez'in gözleri büyüdü.

"Anne… acil yardımına ihtiyacım var. Naya dünyaya gitti."

Lilith bir an sustu. Bu sessizlik, Mihrez'in içini daha da daralttı.

Sonra sesi ciddileşti.

"Onu cinler âlemine geri getirmelisin," dedi net bir tonla.

"Doğum çok yaklaştı. İnsan hastaneleri melez bir bebeği doğurtamaz."

Mihrez'in yüzü soldu.

"Anne… yerini bulamıyorum. Büyüyle korunuyor."

Lilith'in sesi karanlıkla birleşti.

"Bir yol bulacağız," dedi.

"Ne pahasına olursa olsun."

Lilith biliyordu.

Kesinlikle biliyordu.

Bu olanların ardında Lucifer'in parmağı vardı. Mihrez'in yaşadığı bu yıkım, Naya'nın dünyaya kaçışı, büyüyle gizlenmiş bir kader… Bunların hiçbiri tesadüf değildi. Taht uğruna verilen kararların, kanla yazılmış bedelleriydi hepsi.

Öfkesi göğsünde kabardı.

Sabrı çoktan taşmıştı.

"Bu böyle gitmez…" diye fısıldadı karanlığa.

Madem taht uğruna ondan vazgeçilmişti…

Madem bir anne, bir kadın, bir kraliçe olarak ölüme mahkûm edilmişti…

O halde o da oğlunu korumak için kalbini söküp atmaya razıydı.

Bileklerindeki zincirler kadim büyüyle örülmüştü.

Yüzyıllardır hiçbir varlığın kıramadığı, iradeyi ve gücü bastıran zincirler…

Lilith dişlerini sıktı, tüm gücünü zincirlere yükledi.

İlk hamlede zincirler sadece inledi.

Kımıldamadılar.

Bir an durdu.

Gözlerini kapattı.

Derinlere, çok derinlere indi.

İçindeki kadim gücü çağırdı…

Unutulmuş, bastırılmış, korkulan o karanlığı.

Güç damarlarında dolaşmaya başladığında dudaklarında yavaş bir gülümseme belirdi.

Gözlerini açtığında gözleri kan kırmızısıydı.

Bu kez zincirlere dokunmadı bile.

Sadece iradesini saldı.

Zincirler bir çığlık atar gibi çatladı…

Ve hiçbir direnç göstermeden paramparça oldular.

Lilith ayağa kalktı.

Omuzlarındaki ağırlık kalkmıştı ama içindeki öfke hâlâ canlıydı.

Kapıya doğru döndüğü anda kapı büyük bir gürültüyle kırıldı.

Cehennem muhafızları koşarak önünü kesmeye çalıştı.

Ama nafileydi.

Birer gölge gibi yaklaştılar…

Birer hiçlik gibi yok oldular.

Lilith ağır, kararlı adımlarla çıkışa yürüdü.

Her adımında zemin titriyordu.

Cehennem bile onun öfkesine boyun eğiyordu.

Dışarı adım attığı anda etrafındaki hava karardı.

Ve Lilith…

Bir anda yok oldu.

Lucifer, Lilith'in asırlar boyunca içinde biriktirdiği o karanlık gücü bir gün geri çağıracağını biliyordu. Bunu sadece düşünmemiş, iliklerine kadar hissetmişti. Mihrez uğruna cehennemi yakıp yıkacağını, önüne çıkan her şeyi küle çevireceğini de…

Elini başına götürdü. Parmakları şakaklarında titredi. Artık yapabileceği hiçbir şey yoktu. Lilith durdurulamazdı; ona zincirler de, yasaklar da engel olamazdı.

Derin bir iç çekti.

Savaş yoktu. İhanet yoktu.

Sadece kaçınılmaz son vardı.

Lucifer birden ayağa kalktı. Kanatlarını sert bir hareketle kapattı ve hiçbir iz bırakmadan yok oldu.

Lilith, cinler âlemine ikinci kez adım attığında sarayın kapısında belirdi. Adımları kararlıydı, gözleri hâlâ kan kırmızısıydı. Elini kapıya uzattığı anda beline bir çift kol dolandı. Sıcak bir nefes saçlarının arasından kulağına değdi.

"Bu sefer bensiz olmaz, Lilith."

Lilith'in bedeni bir anlığına kaskatı kesildi. Kalbi göğsünde sertçe çarptı. Lucifer onu kendine çevirdi. Göz göze geldiler. O an Lilith'in gözlerindeki kızıllık dalga dalga çekildi, yerini tanıdık bir kırılganlığa bıraktı. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

Lucifer, tereddüt etmeden elini uzattı. Başparmağıyla Lilith'in yanağından süzülen gözyaşlarını sildi.

"Sana yaşattığım her şey için…" dedi kısık bir sesle.

"Beni affedebilir misin?"

Lilith cevap veremedi. Kelimeler boğazında düğümlenmişti. Ama Lucifer onun gözlerinden cevabı çoktan okumuştu. Kalbi hâlâ onun için atıyordu. Tüm öfkesine, tüm kırgınlığına rağmen…

Lucifer onu belinden çekti ve dudaklarına kapandı. Öpücük ilk anda sertti, sonra yumuşadı, derinleşti. Yılların özlemi, bastırılmış duygular ve pişmanlık birbirine karıştı.

Lilith, dudaklarının arasından hafif bir gülümsemeyle fısıldadı:

"Lucifer… oğlumuzun sarayındayız. Hiç uygun değil."

Lucifer kahkaha attı, teslim olur gibi başını yana eğdi.

"Haklısın aşkım," dedi. "Ama beni biliyorsun… şeytanlar kurallara pek uyamaz."

Lilith gözlerini devirdi, ama bu kez kaçmadı.

Yan yana, sessiz bir anlaşmayla sarayın kapısından içeri girdiler.

Mihrez ana salonda bir sağa bir sola volta atıyordu. Adımlarının sertliği öfkesini ele veriyordu; kanatları istemsizce geriliyor, mührü sızlıyordu. İçindeki huzursuzluk artık saklanamaz hâle gelmişti.

Zelina, koltuğa çökmüş hâlde onu izliyordu. Bitkin bir nefes aldı, eliyle şakaklarını ovaladı. Mihrez'in bu hâlini ilk kez görmüyordu ama bu kez farklıydı; bu öfkenin altında çaresizlik vardı.

Kapı aniden açıldı.

İçeri, el ele, gülümseyerek Lilith ile Lucifer girdi.

Mihrez onları görür görmez gözlerini devirdi, derin bir iç çekti.

Zelina ise şaşkınlıkla yerinden fırladı; refleksle doğruldu, başını saygıyla eğdi.

Lucifer bakışlarını Zelina'ya çevirdi. Kaşları hafifçe çatıldı.

"Sizi tanıyamadım," dedi, sesi sakin ama tehditkârdı.

Zelina yutkundu.

"Ben… ben Müslüman cin kabilesinden Prenses Zelina," dedi kekeleyerek.

Lucifer bir adım attı. Sonra bir adım daha. Zelina'nın etrafında ağır ağır dolaşmaya başladı.

"Anlayamadım," dedi soğuk bir ifadeyle. "Senin burada olman ne kadar doğru, emin değilim."

Lilith ile Mihrez'in gözleri kısa bir an için buluştu.

Lucifer durdu, Zelina'ya döndü.

"Sen Müslümansın," dedi. "Bu âlemde size hayat yok. Değil mi?"

Zelina'nın bedeni titredi.

Lucifer devam etti:

"Normal şartlarda senin gibi birinin parçalanarak ölmesi gerekirdi."

Zelina'nın dizleri titrerken Lilith araya girdi.

"Aşkım," dedi yumuşak ama uyarıcı bir sesle, "korkutma kızı. Demek ki Mihrez için önemli biri… yoksa hâlâ yaşıyor olmazdı."

Zelina bu sözle daha da gerildi. Mihrez'le göz göze geldi.

Mihrez dişlerini sıktı.

"Baba," dedi sertçe, "bırak kızı. Zelina… en iyisi kabilene geri dön."

Zelina bir an bile tereddüt etmedi. Başını eğdi ve göz açıp kapayıncaya kadar yok oldu.

Lucifer kahkaha attı; salonu dolduran, rahatsız edici bir kahkahaydı.

Lilith dudaklarında ince bir gülümsemeyle onu izledi.

Mihrez gözlerini kapattı, içinden sabır diledi.

Mihrez, annesine ve babasına döndü. Yorgundu, öfkeliydi, nefesi daralıyordu.

"Hiç komik değildi," dedi sıkılmış bir sesle. "Neden geldin baba? Eserinin ne hâle geldiğini görmek için mi?"

Lucifer dudaklarını büktü.

"Dıııt… yanlış cevap," dedi alayla. Ardından sesi ciddileşti. "Biliyorum, pek inandırıcı gelmiyor ama… yardım etmek için geldim."

Mihrez bu kez annesine baktı. Lilith'in gözleri gülüyordu; bakışlarında hem acı hem umut vardı. Başını yavaşça, olumlu anlamda salladı. Mihrez içini çekti. Artık kimseyle uğraşmak istemiyordu. Göğsü sıkışıyor, eşi olmadan nefes alamıyordu.

Lilith oğluna yaklaştı, sesi yumuşaktı ama kesin:

"Oğlum… mührün olmadan ne sen yaşayabilirsin ne de o. İnan bana, baban doğru söylüyor. Yardım edecek."

Mihrez'in gözleri bir anda alev aldı. Lilith elini refleksle geri çekti. Mihrez'in alevi tüm bedenini sardı; eşi olmadan içinde bastırdığı yok edici unvanı geri dönüyordu.

"Eğer yardım edecektin," diye kükredi, "neden gitmesine izin verdin?"

Bir adım attı, mührü yanıyordu; eliyle omzunu tuttu. "Tahmin ettiğim gibi… beni yanılmadın. Sırf acı çekeyim, onu bulamayım diye büyüyle sakladın. Neden?"

Lucifer sakinliğini korudu.

"Oğlum… onu korumamı bizzat kendisi istedi," dedi ağır bir sesle. "Bana geldiğinde hâli çok kötüydü. Tanıdığım Naya değildi. Muhafızlarımın hepsini öldürmüştü. Güçlerini inanılmaz derecede geliştirmişti. Nasıl yaptığını bilmiyorum."

Lilith derin bir nefes aldı, düşünceliydi.

"Benim kanım," dedi fısıltıyla. "Onun güçleriyle benim güçlerim birleşince… Naya artık çok güçlü."

Bir an durdu.

"Bunu düzeltmenin yolunu biliyorum," dedi. Sonra Lucifer'e baktı.

Lucifer başını eğdi, eşine doğru döndü.

"Nasıl isterseniz, Kraliçem."

Ardından oğluna baktı, gözlerinde karanlık bir kararlılık vardı.

"Gidelim mi?" dedi.

Mihrez şaşkınlıkla ikisine birden baktı.

"Siz… ciddisiniz," dedi kısık bir sesle.

Naya şöminenin hemen önündeki koltuğa kıvrılmıştı. Alevler huzur verici bir ritimle dans ediyor, odanın içine yumuşak bir sıcaklık yayıyordu. Göz kapakları ağırlaşmış, bedenindeki yorgunluk kemiklerine kadar işlemişti. Tam nefesini düzenlemişti ki…

Şöminenin alevleri bir anda garipleşti.

Alevler, sanki görünmeyen bir rüzgâr esmiş gibi sağa sola savruldu. Kıvılcımlar yukarı doğru değil, yana doğru titredi. Naya irkildi. Kalbi hızlandı. İçgüdüsel olarak arkasına döndü.

Karşısında iki siluet belirmişti.

Lucifer ve Lilith.

Naya'nın yüzü bir anlığına dondu, ardından gözleri doldu. Yerinden fırladığı gibi Lilith'e sarıldı. O an içindeki tüm korkular, yalnızlık ve bastırdığı acı omuzlarından akıp gitti.

"Lilith…"

Lilith kollarını yavaşça Naya'nın etrafına sardı. Sıkı değil ama güven veren bir sarılıştı. Lucifer ise birkaç adım geride durdu, başını hafifçe eğerek selam verdi. Yüzünde her zamanki o şeytani, suskun gülümseme vardı.

Naya geri çekilip onlara baktı, gözleri ışıldıyordu ama sesi kırılgandı.

"Sizi görmek… beni çok şaşırttı ama sevindim. Gerçekten."

Sonra eliyle şömineyi ve koltukları işaret etti.

"Oturmaz mısınız?"

Lilith çevreyi süzdü. İnsan dünyasının sade ama sıcak havasını içine çekti.

"Son birkaç günde buraya alışmış gibisin," dedi sakin bir sesle.

Naya'nın dudakları titredi. Gözlerini kaçırdı.

"Aslında… alışamadım," dedi fısıltıyla. "Deniyorum ama…"

Başını öne eğdi, kelimeler boğazında düğümlendi.

Lilith onun yanına oturdu. Elini Naya'nın sırtında yavaşça gezdirdi.

"Yapamıyorsun, değil mi?" dedi yumuşak ama net bir tonla.

"Eşin olmadan kendini bütün hissetmiyorsun. Doğru olanı yaptığını düşünüyorsun ama… hem kendine hem de bebeğine yazık ediyorsun."

Naya'nın gözleri her cümlede biraz daha doldu. Dudaklarını ısırdı, cevap vermedi. Sessizliği seçti. Ama sessizlik bile çığlık gibiydi.

Lilith, Naya'nın içinde çatırdayan tereddüdü hissediyordu. Onu ikna etmeye çok yaklaştığını biliyordu.

Lucifer ise hâlâ konuşmuyordu. Şömineye yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmişti. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir sırıtış vardı; çünkü eşi, bu işi onun yapabileceğinden çok daha iyi yapıyordu.

Lilith devam etti:

"Naya canım… bu bebek insan dünyasında doğamaz."

Sesi bu kez daha ciddiydi.

"Kendine de ona da zarar verme. Neler yaşadığını biliyorum. Kanımda hissettim."

Elini Naya'nın karnına yaklaştırdı ama dokunmadı.

"Bunu birlikte, el birliğiyle atlatacağız."

"Mihrez," dedi Lilith, sanki sıradan bir isimmiş gibi.

Ama o isim…

Naya'nın kalbine bir hançer gibi saplandı.

Kalbi hızla çarptı. Nefesi kesildi.

Fısıltıyla konuşabildi:

"Mihrez… nasıl acaba?"

Lilith gülümsedi, ama bu gülümsemenin içinde hüzün vardı.

"Durumu hiç iyiye gitmiyor," dedi dürüstçe.

"Saray neredeyse karanlığa gömülmüş gibi. Her şey kırık dökük."

Naya'nın gözleri büyüdü. Omuzları çöktü. Başını eğdi.

O ana kadar sessiz kalan Lucifer nihayet konuştu. Sesi derin ve yankılıydı:

"Naya," dedi.

"Bizimle geri dönmek ister misin?"

"Eşine… halkına…"

Naya başını yavaşça kaldırdı. Gözleri şöminenin alevlerine kaydı. Alevlerin içinde geçmişini, ihanetini, aşkını ve kalbinin hâlâ Mihrez için attığını görür gibiydi.

Dudakları aralandı.

Kalbi, vereceği cevabı bekliyordu.

Naya şöminenin başında dururken kalbinin ritmi hızlandı.

Kaçtım, diye düşündü. Acıdan, korkudan, ihanetten… Ama kendimden kaçamadım.

Karnındaki sıcaklığı hissetti; bu bağ kopmamıştı. Mihrez'in yokluğu içini paramparça ediyordu ama hâlâ onun nefesi, onun mührünün yankısı ruhunda dolaşıyordu.

Belki de doğru olan kaçmak değil, dedi içinden, yıkılmış olsak bile geri dönüp ayağa kalkmak.

Gözlerini kaldırdı, sesi titrek ama kararlıydı.

"Gelirim," dedi Naya. "Kaçmayı denedim ama içimde hiçbir şey yarım kalmaya razı değil. Eşime… halkıma… kaderime geri döneceğim."

O an odanın bir köşesinde, kimsenin görmediği bir yerde Mihrez vardı.

Sessizdi. Görünmezdi.

Ama Naya'nın sözleriyle mühür yeniden sızladı.

İlk kez acıdan değil, umutla.

Lilith derin bir oh çekti; sanki haftalardır tuttuğu nefesini ancak şimdi bırakabilmişti. Lucifer herhangi bir tepki vermedi, yalnızca dudaklarının kenarında beliren o kendine has gülümsemeyle olan biteni izliyordu.

Mihrez ise görünmezliğin ardında, içten içe gülümsüyordu. Eşine ve oğluna… sonunda kavuşmuştu.

Naya'nın içini kemiren soru artık dayanılmaz hâle gelmişti. Utana sıkıla, sesi neredeyse kendisine bile zor duyulacak kadar kısık bir tonda sordu:

"Mihrez… acaba gelmedi mi?"

Lilith rahat, neredeyse sakin bir ifadeyle cevap verdi:

"Geldi tabii ki."

Naya bir anda dikleşti. Kalbi göğsüne sığmıyordu.

Lucifer söze girdi:

"Senin tepkini bilemediği için sana görünmek istemedi."

Tam o anda Mihrez, zihin yoluyla fısıldadı:

"Naya…"

Naya olduğu yerde dondu. Ardından zihninden cevap verdi:

"Mihrez…"

Mihrez gülümseyerek devam etti:

"Dışarı gelebilir misin?"

"Gelirim," diye karşılık verdi Naya hiç düşünmeden.

Yavaşça ayağa kalktı, Lucifer ve Lilith'e baktı.

"Ben… dışarı çıkabilir miyim?"

İkisi de çoktan anlamıştı. Lilith gülümseyerek başını salladı.

"Tabii. Seni burada bekliyoruz."

Naya başını hafifçe eğdi ve odadan çıktı. Dış kapıya doğru ilerlerken kalbi duracak gibiydi; adımları titriyor, nefesi düzensizleşiyordu. Kapıyı açtığında onu gördü.

Mihrez, sırtı dönük bir hâlde, yıldızlara bakıyordu.

Naya yavaş adımlarla yaklaştı. Mihrez gözlerini kapadı ve gülümsedi. Derin bir iç çekti.

"Tuhaf bulacaksın," dedi hafif bir kahkahayla, "ama yıldızları seyretmeyi çok severim."

Arkasını döndü.

Göz göze geldiler.

Mihrez elini uzattı. Naya sanki o anı bekliyormuş gibi elini tuttu. Mihrez onu belinden kendine çekti. Nefesleri birbirine karıştı… ve dudakları kavuştu.

Öpücük arasında Naya fısıldadı:

"Sensiz yapamadım, aşkım."

Mihrez öpücüğü derinleştirdi. Zihninden cevap verdi:

"Bir hiç olduğumu, sen beni terk ettiğinde anladım."

Naya sımsıkı sarıldı. Hıçkırıkları göğsünü sarsıyordu.

"Beni affet, Mihrez… Ben böyle olsun istemedim. Tüm bu yaşananlar—"

Mihrez, ağlayan eşinin saçlarını kokladı, öptü.

"Şşş…" dedi yumuşakça. "Kendini suçlama, aşkım."

Başını onun saçlarına yasladı.

"Şimdi sarayımıza geri döneceğiz."

Naya başını kaldırdı. Gözlerinde korku vardı.

"Ama halk… beni istemiyor artık."

Mihrez hafifçe güldü.

"Sen halkı dert etme. Problem çıkarmazlar. Sadece korktular. Seni sevdiklerini biliyorsun."

Naya ikna olmamış bakışlarla ona baktı.

Mihrez eşine sarıldı, omzunu okşadı.

"İçini ferah tut."

Sonra sinsice sırıttı.

"Hem," dedi alçak bir sesle, "gece yatağımızda çekeceğin cezayı düşünmeye başla bence."

Naya'nın vücudu istemsizce irkildi. Yavaşça başını kaldırdı, Mihrez'le göz göze geldi.

Mihrez alnından öptü.

"Hadi," dedi yumuşakça. "İçeri geçelim."

Naya zorla gülümsedi.

Mihrez ile Naya sarmaş dolaş eve girdiklerinde, şöminenin başında oturan Lucifer ile Lilith konuşmalarını kesti. İkisi de aynı anda ayağa kalktı. Biraz önce gergin olan evin havası, o an yumuşamıştı. Gördükleri manzara herkesi mutlu etmişti; kaybolmuş bir bütünlük nihayet yerine oturmuş gibiydi.

Mihrez vakit kaybetmek istemiyordu.

"Zaman kaybetmeyelim," dedi kararlı bir sesle. "Gidelim artık."

Naya bu sözlerle bir an gerildi. Omuzları fark edilmeden kasıldı. Mihrez eşinin tepkisini gördü ve içten içe gülümsedi; bu gerilim, hâlâ ona ait olduğunun en sessiz kanıtıydı.

Lilith başını yavaşça sallayarak onay verdi.

Lucifer elini havaya kaldırdı, kadim bir büyüyle geçit aynası belirdi.

"Siz önden gidin," dedi sakin bir ifadeyle.

Mihrez, Naya'ya döndü. Elini uzattı.

Naya tereddütsüz gülümsedi ve elini onun eline bıraktı.

Birlikte geçit aynasından geçtiler.

Lilith ile Lucifer arkalarında kalan sessizliğe baktılar.

Lucifer, hafifçe başını eğerek,

"Biz biraz kalsak mı?" diye sordu.

Lilith kaşlarını kaldırdı, cevabı sözlere ihtiyaç duymuyordu. Eliyle aynayı kapattı.

Bir an sonra Lucifer onu belinden çekti; Lilith'in dudaklarına tutkuyla yapıştı.

Şöminenin alevleri yükselirken, kadim ve yarım kalmış bir aşk, ateşin önünde yeniden taçlandı.

Geçit aynasından yatak odalarına geldiklerinde Naya durdu. Oda, yılların özlemini taşıyan tanıdık bir sessizlikle onu karşıladı. Bakışları her köşede gezindi; duvarlarda, perdelerde, eşyaların bıraktığı izlerde geçmişini arar gibiydi. Mihrez, tek kelime etmeden onu izliyordu. Eşinin her tepkisini, her nefesini hafızasına kazıyordu.

Naya ağır adımlarla balkona çıktı. Gökyüzüne baktığında gördüğü tek şey sisli, soluk bir boşluktu. Ne ay vardı ne yıldız… İçinde ince bir sızı hissetti.

Mihrez arkasından geldi. Onu arkadan sarıldı, çenesini Naya'nın omzuna yasladı.

"Bizim dünyamızda ay, yıldız ya da güneş yoktur aşkım," dedi alçak bir sesle. "Burası bambaşka bir âlem."

Bir an durdu. "Üzüldüğünü hissediyorum. Ama dünyayı özlersen… gideriz. Senin için kuralları çiğnerim. Bunu bir balayı gibi düşün."

Naya sevinçle eşine döndü.

"Bunu benim için yapar mısın?" diye sordu fısıltıyla.

Mihrez tek kaşını hafifçe kaldırdı, dudaklarında kibirli bir gülümseme belirdi.

"Yaparım aşkım. Senin için şu ana kadar bir saray, bir konsey binası yok ettim," dedi sırıtarak.

Naya gülerek gözlerini devirdi.

"Yine başladık…" diye geçirdi içinden.

Sonra ciddileşti. Mihrez'e daha da sokuldu.

"Bebeğimiz beş aylık oldu, biliyor musun?" dedi.

Mihrez şaşkınlıkla baktı.

"İnanılmaz derecede hızlı büyüyor…" Eliyle Naya'nın karnını okşadı, dudaklarını usulca değdirdi.

"Canım oğlum."

Naya'nın gözleri doldu.

"Sizi çok seviyorum," dedi titreyen bir sesle.

Mihrez doğruldu, Naya'nın alnından öptü.

"Biraz dinlen aşkım. Çok ayakta kalmanı istemiyorum."

Onu yatağa doğru yönlendirdi. Naya başını onaylarcasına salladı, üzerini değiştirip geceliğini giydi ve yatağa uzandı. Çok geçmeden gözlerini kapadı; yüzünde uzun zamandır olmayan bir huzur vardı.

Mihrez balkona çıktı. Demirliklere yaslanarak eşini seyretti.

Naya derin ve sakin bir uykudaydı.

Naya, sarayda ilk defa bir sabaha uyanıyordu.

İnsan dünyasında yalnızca iki gün uzak kalmıştım; ama Lilith bana "Bir ay yoktun" dediğinde adeta şok geçirmiştim. Öğrenmem gereken çok şey vardı.

Gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm yüz, canım eşim oldu. Birbirimize sarılmış uyuyorduk. Mihrez beni öyle sıkı sarmıştı ki neredeyse kıpırdayamıyordum. Onu usulca öptüğümde kirpikleri titredi. Gözlerini açtığında, kırmızının en güzel tonuyla karşılaştım. Gülümsüyordu.

"Aşkım," dedim.

"Efendim, kraliçem," diye karşılık verdi alaylı bir yumuşaklıkla.

"Beni hep böyle sar sarmala… tamam mı?"

Cevap vermedi. Mihrez eğildi, dudakları dudaklarıma değdi. Bu cevap yeterince netti zaten. Öpüşmemiz derinleşti; ilk sabahımız, tutkulu ve geri dönüşsüz bir hâl aldı.

Mühürlerimiz… kalplerimiz…

Hepsi yeniden birleşmişti.

Saray o sabah farklı uyandı.

Sadece sessizlikten değil… huzurdan.

Hizmetkârlar koridorlarda yürürken daha az ürkekti. Başlar hâlâ eğikti ama omuzlar biraz daha rahattı. Uzun zamandır ilk kez, taş duvarların arasında dolaşan hava yakıcı değildi.

"Döndü…"

"Kraliçe geri gelmiş."

"Mühür yeniden bağlanmış diyorlar."

Bu fısıltılar korkuyla değil, umutla yayılıyordu.

Herkes biliyordu.

Naya yokken Mihrez… yok ediciydi.

Eşi olmadan mühür çözülmüş, öfke serbest kalmıştı. Saray onun siniriyle nefes alıyor, cinler adımlarını sayarak atıyordu. Bir bakışıyla kül olan salonlar, bir öfke anında yıkılan konseyler hâlâ hafızalardaydı.

Ama şimdi…

Şimdi Mihrez başkaydı.

Muhafızlar bunu ilk fark edenlerdi. Nöbet değişimleri daha sakindi. Emirler sertti ama kontrollüydü. Yok edici değil, hâkimdi.

Yaşlı hizmetkârlardan biri başını kaldırıp fısıldadı:

"Kraliçe gelince saray da kendine geldi."

Bazıları için Naya'nın dönüşü bir mucizeydi.

Bazıları içinse bir lütuf.

Çünkü herkes şunu biliyordu:

Mihrez mühürlüyken saray ayakta kalırdı.

Mihrez Naya'yla birlikteyken… yaşardı.

Kraliçe odasının kapısı kapalıydı. Kimse yaklaşmadı. Buna gerek de yoktu.

Onun varlığı zaten her yerde hissediliyordu.

Tamam

More Chapters