Sheila uyandığında bu dünyanın sabahlarının sessiz olmadığını fark etti. Sessizlik, gürültünün yokluğu değildi burada; aksine, her şeyin aynı anda nefes alıp verdiği bir bekleyiş hâliydi. Pencerenin aralığından içeri sızan ışık soluktu, güneşin değil de gökyüzünün kararsızlığını taşıyordu. Tahta duvarların arasına sinmiş nem, derin bir küf kokusuyla birlikte ciğerlerine doldu. Bedenini doğrulturken, ağırlık bir anda omuzlarına çöktü. Bu ağırlık sadece etten kemikten değildi; bu bedenin geçmişi, alışkanlıkları ve hor görülmüşlüğü de aynı yerde duruyordu.
Ayağa kalkmak istedi. Dizleri sızladı. Ayak tabanları zeminin soğukluğuna alışmakta gecikti. Nefesi kısa ve kesikti. Kendi bedenini tanımaya çalışırken, zihninde yabancı bir sessizlik vardı. Eski dünyasında bedenini suçlamaya alışkındı; burada ise beden, sanki ona sınırlarını daha ilk günden çizmek ister gibiydi.
Aynanın karşısına geçtiğinde gördüğü yüz, önceki gece gördüğünden farklı değildi ama bakışlarında yeni bir şey vardı. Kaçmaya çalışan bir korku değil, kalmaya zorlanan bir kabulleniş.
[Günlük durum analizi başlatıldı]
[Fiziksel durum: Zayıf]
[Toplumsal algı: Negatif]
[Psikolojik direnç: Orta–Yüksek]
Sistemin sesi bu kez daha yakındı. Sanki Sheila'nın düşüncelerinin arasına yerleşmişti. Rahatsız edici değildi ama kaçınılmazdı. Sheila aynaya bakarken yüzünü buruşturmadı. Sadece uzun uzun baktı. Bu yüz, onun düşmanı değildi; bu yüz, onun taşıyıcısıydı.
Kapıyı açıp sokağa çıktığında, dünya kendini yavaş yavaş göstermeye başladı. Sokaklar dar ve eğriydi; taş döşemeler, farklı dönemlerin üst üste binmiş izlerini taşıyordu. Evlerin pencereleri alçaktı, sanki içeridekiler dışarıyı görmek istemiyor ama dışarıdan da tamamen kopamıyordu. İnsanlar vardı; ama insan olmayanlar da en az onlar kadar sıradandı. Bir kadının kulakları tilki gibi sivriydi. Bir adamın kolu, dirseğinden itibaren pullarla kaplıydı. Çocukların bazıları kuyruklarını saklamaya çalışıyor, bazılarıysa gururla sallıyordu.
Sheila yürürken bakışları hemen hissetti. Bu bakışlar meraklı değildi. Yargılayıcı da sayılmazdı. Daha çok ölçen, tartan, karar veren bakışlardı. Eski dünyasında insanların ona bakıp sonra gözlerini kaçırmasına alışkındı; burada ise gözler kaçmıyor, sadece soğuklaşıyordu. Bu fark, tuhaf bir şekilde canını daha az acıttı. En azından dürüsttü.
[Görev atandı]
[İlk Temas: Yerleşim alanını keşfet]
[Ödül: Temel dayanıklılık artışı]
Sheila yürümeye devam etti. Adımlarını saymadı ama nefesini saymak zorunda kaldı. Her köşe başında, bu dünyanın sıradanlığına dair yeni bir detay görüyordu. Bir dükkânın vitrininde, canlıymış gibi atan kristaller vardı. Bir handan gelen sesler, insan ve hayvan boğazlarının tuhaf bir karışımıydı. Duvarlara çizilmiş işaretler, yazıdan çok uyarıya benziyordu.
Pazar yerine yaklaştığında kalabalık arttı. Sesler yükseldi, kokular ağırlaştı. Et, baharat, metal ve ter birbirine karışmıştı. Sheila kalabalığın içinde ilerlerken omuzlarıyla insanlara çarpıyordu ama kimse özür dilemiyordu. O da dilemedi. Burada özür, zayıflığın başka bir adıydı.
Bir tezgâhın önünde durdu. Ne sattığını tam anlayamadığı, cam kavanozların içinde yüzen koyu renkli sıvılara baktı. Satıcı, iri yapılı bir adamdı; boynunda kurt dişlerinden yapılmış bir kolye vardı. Sheila'ya baktı, yüzünü buruşturmadı ama gözleri daraldı.
"Dokunma," dedi kısa bir sesle.
Sheila elini geri çekti. Eski bir refleksle başını eğmek üzereydi ki durdu. Bu dünyada eğilmek, alışkanlık hâline gelirse doğrulmak zor olurdu.
Kalabalığın içinde bir anlık sessizlik oldu. Sheila bunun nedenini hemen anlayamadı ama omuzlarının arasından geçen soğuk, içgüdülerini harekete geçirdi. Bir şey değişmişti. Hava ağırlaşmıştı. İnsanlar kenara çekiliyor, sesler boğuklaşıyordu. Sheila dönüp baktığında, kalabalığın arasından ilerleyen iki figürü gördü.
Biri, ilk bakışta ayırt edilemeyecek kadar sakindi. Diğeri ise… bakışlarıyla alanı yarıyordu. Kurt soyundan olduğu belliydi. Kulakları dikti. Gözleri altın renginde, sabit ve delici. Adımları yumuşak ama kararlıydı. Üzerindeki zırh sade ama bakımlıydı. Bu biri, Arven'di.
Sheila onun bakışını hissettiğinde, kalbinin ritmi değişti. Bu, arzuyla ilgili değildi. Korkuyla da değildi. Daha çok, bir avcının ormanda aniden durup rüzgârın yönünü değiştirmesi gibiydi. Arven ona bakıyordu ama onu görmüyordu; daha doğrusu, sadece bedenini görmüyordu.
Arven, Sheila'ya bakarken düşüncelerini düzenlemeye çalıştı. İlk izlenimi netti: zayıf, savunmasız, kalabalıkta ezilecek türden. Ama bakışını biraz daha tuttuğunda, içindeki boşluğun sandığı gibi olmadığını fark etti. Bu kızın içinde, bastırılmış ama dağılmamış bir şey vardı. Kırık ama dağınık değil. Bu fark, onu rahatsız etti.
Bu bir hata, diye düşündü...
